Okuma süresi: 4 dakika

Bilim insanları, benzeri ilk kez yapılacak deneyde Evren’in bir simülasyon olup olmadığını test edecek. Oluşturulacak simülasyonlar, bir yazılım mı yoksa gerçeklikte mi yaşadığımıza dair ipuçları verecek izleri tespit etmeyi amaçlıyor.

Robotlar tarafından pil niyetine kullanılan insanların zihinleri için yaratılan dijital dünya Matrix’in üzerinde on yılı aşkın bir süredir kafa yoruyoruz. Aramızda çok açığa vurmasa da bir illüzyon içinde yaşadığını düşünenler de az değil. Son zamanlarda aklıma takılan ve dijital bir dünyadan daha muhtemel olduğunu düşündüğüm organik bir Matrix fikri de bilim-kurguda yavaşça yerini alıyor. Peki, bu iki olasılık ne ölçekte, ne kadar doğru olabilir?

Skynet’in 22. yüzyılda dünyayı ele geçirebileceği korkusu, yapay zeka ve robotik alanında izlemekle yetindiğimiz gelişmelerle beklentileri gerçek kılacak gibi duruyor. Bilim insanları ise bu tür bir olayın bilmediğimiz bir zamanda yaşanmış olabileceği ve aslında Matrix’te bulunduğumuz ihtimalini bir kenara koyarak, tüm Evren’in simülasyon olup olmadığını sınamak istiyor.

İlk kez aklımıza gelmedi

Evren’in bir makine olabileceği teorisi, ‘insanlığın sonrasındaki basamağa’ erişecek kadar gelişen bir medeniyetin, nihayetinde Evren ölçeğinde simülasyonlar yaratabilecek seviyeye gelebileceği düşüncesine dayanıyor. Bu kapsamda, milyarlarca galaksi ve yıldızın yer aldığı gerçeklik, aslında çoktan simülasyon olarak ortaya çıkarılmış olabilir.

Eğer Evren’in bir simülasyon olduğunu varsayarsak, daha birçoğuna kapı açan simülasyon zincirinin bir yerinde yaşıyoruz. Eğer tersi geçerliyse, ilk Evren’deki ilk medeniyet veya medeniyetlerden biriyiz.

Almanya’nın Bonn Üniversitesi’nden Silas Beane’in başını çektiği ekip, 2012’de felsefe ve popüler kültürü harmanlayarak, ‘belli büyüklükte ve gelişmişlik seviyesindeki medeniyetlerin, Evren’in simülasyonlarını yaratabileceğini’ savundu.

NASA'nın Swift uzay aracındaki morötesi optik teleskop ile elde edilen 330 fotoğrafla oluşturulan Andromeda Galaksisi fotoğrafı. [NASA/Swift/Stefan Immler, Erin Grand]
NASA’nın Swift uzay aracındaki morötesi optik teleskop ile elde edilen 330 fotoğrafla oluşturulan Andromeda Galaksisi fotoğrafı. [NASA/Swift/Stefan Immler, Erin Grand]
Constraints on the Universe as a Numerical Simulation adlı çalışmada oluşturulan son derece küçük simülasyonlar, bir yazılım içinde yaşıyor olabileceğimiz ihtimalini ufak da olsa destekledi. Simülasyonlarda temel sorun, sürekli var olması gereken fiziksel kanunların, gerçeklikten ayrı üç boyutlu örgülerde birbirilerine bağlı olması gerekliliğiydi. Aksi takdirde, bir simülasyondan ibaret Evren’de, bilgisayar programı var olabilecek enerji parçacıkları gibi girdilere limitler koyabilirdi.

Kısaca, gerçeklikte sürekli ve limitsiz olarak yaşanacak fiziksel kanunlar, simülasyonlarda ‘aksayabilir.’ Bonn Üniversitesi simülasyonları da bunu gösterdi. Kozmik ışınların (uzaydaki enerji yüklü parçacıklar) taşıyabileceği en yüksek enerji miktarını temsil eden Greisen–Zatsepin–Kuzmin limit (GZK limiti), simülasyonlarda ortadan kalkıyordu. Bir bilgisayar simülasyonundan beklenen de bu olabilirdi.

Matrix’te ‘tatlı buğdayın’ tadını makinelerin nasıl düşünmüş olabileceği gibi ince detaylar da belki bu tür limitlerle ele alınabilir. Filmde akla gelen soru, makineler tarafından her yiyecek için nasıl tat belirlendiği ve Matrix’teki zihne bu tadın aktarıldığı. Ancak tadın ne derecede doğru olduğu ve şiddeti neye bağlı? Kendini sürekli güncelleyen yazılım-simülasyonlar, buna bir cevap olabilir.

Kırmızı yüzey, enerji ve özel görelilikteki ivmenin arasındaki ilişkiyi gösteriyor ve Evren'in simülasyon olmadığı sonucu temsil ediyor. Mavi yüzey ise simülasyon halindeki Evren'de enerji ve ivmenin ilişkisini gösteriyor. [Martin Savage]
Kırmızı yüzey, enerji ve özel görelilikteki ivmenin arasındaki ilişkiyi gösteriyor ve Evren’in simülasyon olmadığı sonucu temsil ediyor. Mavi yüzey ise simülasyon halindeki Evren’de enerji ve ivmenin ilişkisini gösteriyor. [Martin Savage]

Bilgisayarlarda bir iz beliriyor

Washington Üniversitesi’nden Profesör Martin Savage ve ekibi, simülasyon içinde yaşayıp yaşamadığımızı gerçek bir deneyle sınamak istiyor. Savage, ‘bilgisayarların sadece bir atomun çekirdeği büyüklüğünde Evren simülasyonları oluşturabildiğini’ söylerken, ‘daha büyük modellerin olabileceğine işaret eden kaynak kısıtlamalarının izlerinden’ bahsetti.

Savage, bilgisayarların uzayı dört boyutlu sistemlere bölen simülasyonlar üretmek için kullanıldığını, böylece atomaltı parçacıkları nöron ve protonlar halinde tutacak kuvvetlerin araştırıldığını belirtti. Ancak söz konusu kuvvetlerin araştırıldığı simülasyonlarda, ‘karmaşık fiziksel sinyaller’ ortaya çıkaran olaylar da yaşandığı görüldü. Bu olaylar, araştırmacıların doğrudan bilgisayarda kullandıkları programlardan bağımsız olarak belirdi.simulated

Kozmik ışınların taşıdığı enerjideki limitler gibi söz konusu ‘sinyalleri’ tespit etmeye çalışan araştırmacılar, simülasyonlarla Evren arasında bağlantı bulmayı ümit ediyor.

Bilgisayar teknolojisinin Evren büyüklüğünde simülasyonlara onlarca yıl sonra izin vereceği tahmin ediliyor. Savage ise buna karşı çıkıyor. ‘Lattice quantum chromodynamics’ adı verilen yöntemle, temel fizik kurallarına dayanarak metrenin 100 trilyonda biri büyüklüğünde (atom çekirdeğinden çok az daha büyük) simülasyonlar oluşturulabiliyor. Savage, zamanla simülasyonların bir molekül, hücre ve ardından insan ölçeğinde yapılacağına inanıyor.

Simülasyonlarda beliren sinyal/izlerin Evren’de de tespit edilmesi halinde, muhtemelen bir bilgisayar programı içinde yaşadığımıza dair ilk bilimsel çıkarımda bulunabileceğiz. Amaç, Evren’in kübik uzay-zaman örgüsünde gerçekleşen sayısal simülasyonlar olup olmadığını anlamak.

Simülasyon ölçeği giderek artmalı

Washington Üniversitesi’nin haber sayfasına açıklama yapan Savage, “Simülasyonları yeterince büyük yapabilirsek, Evren kadar büyük bir şey ortaya çıkmalı” diyor. O da Beane’in bahsettiği gibi zincirleme reaksiyon halini alacak simülasyonların Evren’in genişlemesi gibi çok daha büyük bir simülasyonu ortaya çıkaracağını düşünüyor. Böylece küçük simülasyonlarda benzeri bulunan izler çok daha büyük ölçekte aranacak.

animatrix

Savage’ın öğrencilerinden Zohreh Davudi ise bu konuya bir soruyla değiniyor: Eğer aynı platformda iseler diğer Evrenlerle iletişim kurabilir misiniz?

Kaç milyar ışık yılı öteden bir görüşme olurdu bilinmez ama Matrix gibi bir dünyayı oluşturmak için gerekecek işletim sistemini hayal etmek bile çok güç. İlk aşamada, simülasyon bir Evren’in izini gösterecek teknik bir hata veya güncellemeyi tespit etmek gerekiyor.

Rüya mı gerçek mi?

Oxford Üniversitesi’nden felsefe profesörü Nick Bostrom, 2003’te yayımladığı makalesinde bugünkü merakın temellerini atan isim oldu. Makalesinde doğru olabileceğini savunduğu üç olasılığa değindi:

– İnsanlık, ‘ileri bir basamağa’ erişemeden yok olacak,

– Söz konusu basamağa ulaşan bir medeniyetin kendi evrim tarihi hakkında çok sayıda simülasyon gerçekleştirmesi çok düşük bir olasılık,

– Büyük ihtimalle bir bilgisayar simülasyonu içinde yaşıyoruz.

Tüm bu sorular ve arayışlar, belki de binlerce kez yok olmuş ve yeniden başlamış medeniyetler sürecinin bir parçası olduğumuzu (Battlestar Galactica), gerçek dünyada bir pil görevi gördüğümüz sanal bir dünyada uyuduğumuzu (Matrix) veya birbirlerinin beyninde gezinen zihinleri temsil ettiğimizi (Dollhouse) ortaya çıkarabilir. Veya her şey zamanımızın yarısını sosyal ağlarda ve Starbucks’ta geçirmek kadar ‘basittir.’

Her ne olursa olsun, en kısa ve net cevap Animatrix’te saklı: Eğer uyumuyorsan, bu gerçektir.