Okuma süresi: 3 dakika

Astronomi dünyasının bir numaralı gündemi olan Mars, sıvı su keşfinin ardından Marslı filminin de gösterime girmesiyle uzay keşfine meraklı olan yeni neslin en büyük hayaline dönüştü. Mars geek patlaması yaşadığımız günlerde Türk astrofizikçi Umut Yıldız’ın başlattığı Hayallerinizin Mektubu projesi kısa sürece yüzlerce genç insanın katıldığı bir kampanyaya dönüştü. Yıldız, Türkiye’nin yetişen nesline yardımcı olabilmek için yeni projeler tasarlarken, sosyal medyadaki etkinliğini de giderek artırmaya başladı.

Yıldız, her ne tesadüfse kariyerimde ilk videolu röportajı (tek başıma) yaptığım kişi. O röportajda nasıl bir Mars sorusunu es geçmediysem, bugün de Mars yolculuğu hayali kuran gençlere yardım etme konusunda kendisine destek veriyorum.

Kafamızda canlandırması çok zor olabilir ama birçoğumuz muhtemelen en az 20 yıl sonra insanın Mars’a ayak bastığına tanık olacak. O ana kadar Ay ile başlayacak ve derin uzaydaki üslerle devam edecek Mars yolculuğu süreci, insanlık tarihindeki en büyük teknolojik-bilimsel gelişimler ve işbirliğine tanık olacak. Bir Dünya Savaşı veya zombi kıyameti yaşanmaması halinde tanık olacağımız kolonileşme süreci, insanlığın kendini yok etme ihtimalini de ortadan kaldıracak.

Hakkında sayfalarca düşüncelerimi dökebileceğim Mars yolculuğu, bugün öğrenci olan binlerce gencin hem aklında hem de kalbinde çok daha güçlü bir yer edinmiş durumda. Umut Yıldız’ı hem şaşırtan hem de fazlasıyla heyecanlandıran mektuplar, rutin gündemle içi kararmış bizlerin her gün rastlamayacağı türden. Umut Yıldız, projenin hakkında konuştuğumuz bir gün, mektupların kendisine yaşattığı şaşkınlığını ifade ederken, “Mars’a ayak basan ilk Türk büyük olasılıkla bir kadın” olacak ifadesi kullandı. ‘Neden olmasın’ diye düşüneceğiniz bu yorumun asıl sebebini sorduğumda, kendisine mektup gönderen üç isimden bahsetti: Berfin, Çiğdem ve Enisa.

Dijital neslin astrofizikçi adayları

Yöneticiler, girişimciler, geliştiriciler ve bilim insanları ile yaptığım röportajların ardından, Umut Yıdız’in isteği üzerine üç genç kız öğrenciyle konuşmak benim için de farklı bir deneyim oldu. Verdikleri cevapları dinlerken, ne kadar farklı bir boyutta yaşadığımızı anladım ve uzun zaman sonra fazlasıyla ümitli olduğumu hissettim. Moral toplamak için ara sıra üniversitelerdeki etkinliklere giderken, Anadolu’nun farklı köşelerinde henüz ortaokul ve lise çağındaki gençlerin ne kadar güçlü bir vizyona sahip olduğunu gördüm.

Umut Yıldız’ın onlar için yaptığı yorum, tabii ki kız öğrencilerin daha zeki olduğu gibi bir anlama gelmiyor. Mardin, Konya ve Mersin’de yaşayan bu 14-16 yaş grubu öğrenciler gibi Türkiye’nin dört bir yanındaki gençlerin nasıl bir potansiyele sahip olduğunu ifade ediyor.

Yıldız, kendisine destek veren meslektaşları, benim gibi medya içinden gelen isimler, öğretmenler ve çeşitli alanlardaki gönüllüler ile Berfin, Enisa ve Çiğdem gibi gençlerin tümünü kapsayacak daha büyük projeler üzerinde çalışıyor. Röportaj dizisiyle başlangıç noktasını oluşturmak istediğimiz projeler, zamanla uzay keşfinde yer almak isteyen tüm gençlerin sesini duyurabileceği ve çalışmalarını sunabileceği bir noktaya gelecek. Kısaca, röportaj yaptığım üç isim bu sürecin sadece bir parçası.

‘Doğal dijital’ çocukların birkaç yıl sonra neler yapabileceğini düşünmek beni korkutmuyor desem yanlış olmaz. Kararlılıklarıyla beni şaşırtan üç Marslı adayıyla yaptığım söyleşileri gelecek hafta teker teker yayımlayacağım. Umarım Berfin, Çiğdem ve Enisa gibi gençler nerede olurlarsa olsunlar aynı kararlılıkla amaçlarının peşinden giderler. Onlara sadece biraz destek vermemiz gerekiyor.

Destek demişken, bu konuda Türkiye genelinde neler yapılabilir diye Umut Yıldız’a birkaç soru sordum. O da benden bıktığı için cevapları kısa kesti 🙂

Hayallerinizin Mektubu projesi nasıl başladı ve büyüdü kısaca anlatır mısınız?

Mektuplarda anlatılanlar sizin hikayenize de benziyor aslında. Umut Yıldız lisede nasıl hayaller kuruyordu?

Evet, mektuplarda anlatılanlar benim de lise yıllarımda yaşadıklarıma çok benziyor. Kendi halimde yıldızları gözlemeye çalışır, uzay hayalleri kurardım. Hatta bu ilgim o kadar baskındı ki derslerle hiç ilgilenmezdim ama fizik ve uzayla ilgili çok kitap okurdum. Nedense sürekli bu hayalimi koşturmam gerektiğini düşünürdüm ve öyle oldu.

Türkiye’deki gençlerin hayallerini gerçeğe dönüştürmeleri için ne yapmaları lazım?

Özellikle uzay ile ilgili kariyerler ve Türkiye’nin uzay teknolojileri alanında çalışmaları çok az, doğal olarak Anadolu’nun bir ilinde, ilçesinde veya köyünde ilköğretim veya lise okuyan bir öğrencinin uzayla ilgili kariyeri olan birisiyle tanışması ihtimali de düşük oluyor. Böyle olunca çevrenin de etkisiyle, bu öğrencilerin uzayla ilgili hayallerinden vazgeçip, o anda geleceği daha garanti görünen mesleklere yönelmelerini sağlıyor. Aynı şeyleri ben de yaşadım, hatta benim zamanımda internet yaygın değildi, Bilim ve Teknik’in arkasında mektup arkadaşı olmak isteyenlerin adreslerini toplar, başka şehirlerdeki birçok insanla mektup arkadaşı olurdum. Şu anda internet var ve arayan bir öğrenci uzay ile ilgili herhangi bir kariyer yapmış birisine e-posta, Twitter ve diğer sosyal mecralarda ulaşabilir ve aklındaki soruları sorabilir.

Uzay keşfinde Türkiye’nin rolünü artırmak için yeni neslin nelere dikkat etmesi gerekiyor?

Bir ülkenin uzay çalışmaları yapabilmesi için çok büyük oranda yetişmiş insan gücü gerekiyor. Bu tabii sadece bir dalda değil, her alanda farklı dalların disiplinlerarası bir şekilde çalışması mümkün oluyor. Son iki senede NASA’da gözlediğim şey de aynen bu, her tür mühendisten astrofizikçiye, okyanus bilimciden sosyoloğa, jeologdan yazılımcıya kadar her alandan insan var. Uzay ile farklı alanları birleştirip takımlar kurulmuş ve başarılı oluyorlar. Yeni nesle fırsatlar verilmesi gerekiyor ama onların da risk alıp uzay çalışmaları yapmayı kariyerinin merkezine oturtmaları gerekiyor. Sonrası zaten bir şekilde gelecektir.

Türk bilim insanları gençlere daha fazla yardımcı olmak için neler yapabilir?

Sanırım kilit cevap “konuşmak” lazım, aslında birçok öğrencinin içinde bir potansiyel var ve onu açığa çıkarmak ve onların da bilim ve teknoloji yönünde ilerlemeleri için halihazırda bu işi yapan insanlarla tanışması ve onlarla işin gereklilikleri, güzellikleri ve zorluklarını tartışması lazım. Bilim aslında o kadar güzel ki, sürekli yeni şeyler öğreniyorsunuz, her gün farklı gelişmeler oluyor. Eğer ki bir tarafından tutsak zaten o yeni bilgilerin verdiği duygu bizi kavrıyor ve bu alanda çalışmaya yönlendiriyor.