PAYLAŞ

Aziz Sancar’ın kazandığı Nobel Ödülü’nün ardından Türkiye’nin mevcut durumunu kabullenenler yerinde sayan düşüncelerini değiştirmezken, bilim alanında birçok başarı elde etmek isteyen yeni nesil sahip olduğu kararlılığı fazlasıyla güçlendirdi. Türkiye’nin dört bir yanında gelecek için büyük hayaller kuran ve planlar yapan gençlerden bir tanesi, henüz 14 yaşında olan Enisa Ecem Aksu.

Konya’nın Beyşehir ilçesinde yaşayan Enisa, uzay keşfinde Türkiye’yi temsil etmekte ve Mars’a ayak basan ilk insanlardan biri olma konusunda son derece kararlı. Genç yaşına rağmen inancını kimsenin kıramadığı Enisa, astrofizikçi Umut Yıldız’ın başını çektiği #HayallerinizinMektubu projesiyle ihtiyaç duyduğu hissi yakalamanın mutluluğunu yaşıyor. Yıllarca bir Mars’a gidemeyeceğini söyleyenlerin aksine, artık aynı amacı taşıyan ve bunun bir hayal olmadığını bilen insanlarla tanışıyor ve düşüncelerini anlatıyor.

Enisa'nın mektubu.
Enisa’nın mektubu.

Çocukken gördüğü bir rüyada Ay’a gittiğini gören Enisa, Mars’a ayak basmanın hayatının temel amacı olduğunu söylerken bunun ne anlama geldiğini biliyor. Ay’ın ilk basamak olacağı yolculuğa hazırlanmak için ne yapması gerektiğini bildiği gibi aşması gereken zorlukları da dikkatle ölçüyor.

Instagram’da açtığı astronomi hesabıyla kendisi gibi uzaya meraklı gençlere içerik sunan Enisa, uzay keşfi alanında yaşanan tüm gelişmeleri de sosyal medya üzerinden her gün takip ediyor. Enisa ile eğitim alanında yaşadığı zorlukları ve ilerisi için yaptığı planları konuştuk. Sözleri, erişmek istediği hayal için ne yapması gerektiğini iyi bilen son derece bilinçli bir genci ortaya koyuyor. Türkiye’nin ne yapması gerektiği konusunda da son derece net: Artık kaybedecek vaktimiz kalmadı.

Mars’a gitme hayali nasıl hayatının temel amacı olarak belirdi?

Mars bana hep farklı geliyordu, Mars’a olan tutkum ne zaman başladı onu da bilmiyorum. Sanki her zaman içimde olan bir şeymiş gibi geliyor. Bedenim Dünya’da ama ruhum Marstaymış gibi… Bu yüzden içimde hep Mars, astronomi aşkı vardı. Geleceğim bu yönde olmalıydı, istediğim bir şeyi yapmalıydım. Hedefimi astronot/astrofizikçi olarak belirlediğimde sadece uzaya değil daha önce kimsenin gitmediği bir yere gidip ilk olmalıyım dedim. Ve amacımı Mars olarak belirledim.

Enisa'nın odası kararlılığını güçlendiren mesajlarla dolu.
Enisa’nın odası kararlılığını güçlendiren mesajlarla dolu.

Kızıl Gezegen’e ayak basan ilk Türk olmak istiyorsun. Bunu başarmak için nasıl bir yol planı belirledin?

İlk olarak üniversiteden başlayayım. Üniversiteyi eğer direk yurt dışında okuma imkanım olmazsa ODTÜ’de Havacılık ve Uzay Mühendisliği okuyacağım. Ardından Caltech’de Astrofizik alanında yüksek lisans ve doktora eğitimimi tamamlayacağım. Bu eğitimlerim 2028 yılında bitecek. Astronot eğitimimi NASA’da almayı istiyorum. NASA astronotu olmak için bilim, matematik, mühendislik alanında üniversite eğitimi almak ve üç yıllık çalışma tecrübesi gerekiyor. Bir doktora üç yıllık çalışmaya denk geliyor. Ayrıca Rusça bilmek gerekiyor. Dil konusunda, İngilizceyi üniversiteye kadar tamamen, Rusçayı da üniversite eğitimimi alırken öğreneceğim. Belirlediğim yol planı bu. Belki ilerleyen yıllarda bir üniversite daha bitirmeye karar veririm. Ayrıca ileride Mars ile ilgili projelerde yapmak istiyorum. Bunun için de çalışacağım. Kısaca Mars’a gitmek için elimden gelen her şeyi yapacağım. Bir insanın amacını gerçekleştirmesi kadar güzel bir şey yoktur, değil mi?

Mars hedefin için gösterdiğin tarih 2035. O yıla kadar uzay keşfi alanında Türkiye neler yapmalı?

Enisa gizemli takılmaktan hoşlanıyor.
Enisa gizemli takılmaktan hoşlanıyor.

Bildiğim kadarıyla Türkiye’de Astronomi ve Uzay Bilimleri alanında üç üniversite var. Puanları 199-217 aralığında. Uzay keşfi alanında ilerlemek istiyorsak öncelikle Türkiye’de astronomiye verilen değer artmalı. Puanı çoğu bölümü tutmayan bir kişi bile Astronomi ve Uzay Bilimleri okuyabilir. Bunun böyle olması hem astronomiye verilen değeri azaltıyor hem de istemedikleri bir bölümü sadece üniversite bitirmek için okudukları için işsizlik oranı artıyor. Bu sonuçları istemiyorsak astronomiye gereken değeri vermeliyiz. Bence uzay keşfi alanında büyük işler başarmak istiyorsak bu şuan ki gençliğe de bağlı. Onların ilgisi temel bilimlere çekilmeli, projeler üretmeleri sağlanmalı ve destek verilmeli. En azından her okulda bilim sınıfları, teleskop olmalı. Bunun özellikle çocuklarda çok daha faydalı olacağını düşünüyorum. Çocukluğu bilim ile içi içe geçmiş bir insanın geleceğinin de bu yönde olacağını ve ülkesini bilim alanında geliştireceğine inanıyorum. Ayrıca Türkiye’nin ESA’ya girmesi gerekiyor. Eğer ESA’ya girersek Avrupa’nın Astronot Programı’na Türkler de katılabilir. Böylelikle UUİ’ de (Uluslararası Uzay İstasyonu) görev yapabiliriz. Türkiye’nin bir an önce bilim alanında çok önemli projelere imza atması ve ismini Dünya’ya duyurması gerekiyor.

Konya’da dev bir bilim merkezi açıldı. Bu tür girişimler gençleri desteklemek için yeterli mi?

Türkiye’de her ilde bir bilim merkezinin olması gerekiyor. Konya’da açılan bilim merkezi gerçekten güzel bir projeydi. Ancak bilim merkezinde yapılan etkinlikler daha çok çocuklara yönelik. Bilim merkezinde daha fazla, daha farklı etkinliklerin yapılması ve bu etkinliklerin gençlere de hitap etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bilim insanlarını gençlerle buluşturup konferanslar vermelerini sağlayabilirler. Hem böylelikle onların bu yolda nasıl mücadele ettiklerini, nasıl başarılı olduklarını öğrenerek kendi hayatımızda da onların söylediklerini uygulayıp gelecekte onlar gibi önemli işlere imza atmayı başarabiliriz.

Umut Yıldız’ın başlattığı proje öncesinde destek bulmakta ne gibi zorluklar yaşıyordunuz?

Umut Yıldız’la bu projeyi başlatmadan önce de konuşmuştum. Onun söyledikleri bana güç vermişti, başarabileceğime daha çok inanmıştım. Çevremde destek bulmakta zorluk çekiyordum çünkü beni anlayanların sayısı neredeyse yok denecek kadar azdı.  Onlara göre hedefim çok uçuktu, başaramazdım. Bu yüzden hiçbir zaman inanmadılar bana. Hedefimi söyler söylemez gülmeye başladılar, her seferinde olumsuz yorumlar yaptılar. Ama bunlar beni etkilemiyordu.  Çünkü insan yapamayacağı bir şeyi başkasının da yapamayacağına inanır. Onların bu söyledikleri tam tersine bana daha çok güç veriyordu, başarabileceğime daha çok inanıyordum.

Umut Yıldız bu projeyi başlattıktan sonra her şey çok değişti. Çok güzel mesajlar aldım, Umut Yıldız videoda benim mektubumu okuduğu an kendimi ilk defa bu kadar çok mutlu hissettim. Bu projeyi yapmasaydı bunların hiçbiri olmayacaktı. Şu an bu röportajı bile yapamayacaktım. Çoğu kişi hayallerini kimseye anlatmadan kendi içinde yaşayacaktı ve belki de destek görmediği için vazgeçecekti. Bu proje sayesinde kendimize olan güvenimiz arttı. Artık bize düşen görevde Umut Yıldız’ın verdiği desteği boşa çıkarmayarak hayallerimizi gerçekleştirmeye çalışmak ve ülkemizi bilim alanında geliştirmek için her şeyi yapacağımıza söz vermek. Umut Yıldız’ın bize “Umut” olduğu gibi bizimde gelecekte gençlere ”Umut” olmamız gerekiyor ki bu akım devam etsin. Kendisine ne kadar çok teşekkür etsem az biliyorum ama buradan tekrar teşekkürlerimi iletiyorum.

Enisa'nın odası Mars yolculuğu mesajları ve uzay bilgileriyle kaplı.
Enisa’nın odası Mars yolculuğu mesajları ve uzay bilgileriyle kaplı.

Mars görevi için küresel alanda çok büyük bir çalışma var. Türkiye beyin gücü sağlamanın dışında neler yapabilir?

Türkiye’de beyin göçünün olmasının temel sebebi, ilgisizlik ve destek verilmemesidir. Bunun başlangıcının okula başladığımız ilk yıldan itibaren geldiğini düşünüyorum. Eğitim sistemimiz maalesef ezbere dayalı olduğu için farklı yetenekler ortaya çıkmıyor.  Sadece bir sınavla öğrencilerin geleceği belirleniyor. Hayaller, ilgi alanları sorulmuyor. Aynı şekilde bu ilerleyen yıllarda da bu devam ediyor. Destek görülmediği için beyin göçü yapmak zorunda kalınıyor. Bence “Türkiye beyin gücü sağlamanın dışında neler yapabilir” diye değil “Türkiye beyin göçünü nasıl engelleyebilir” diye düşünmeliyiz. Bu beyinler ülkemizde kalsa, destek verilse daha çok gelişiriz. Bizimde Mars ile ilgili projeler yapmamız gerekiyor, bu da ancak düşünülen projeyi hayata geçirmek için destek vermekle olur.

Uzay keşfi alanındaki gelişmelere dahil olma amacını güderken bireysel olarak kendini nasıl eğitiyorsun?

Yaşadığım yer ilçe olduğu için bilim ile ilgili etkinlikleri yapacak imkanı yok. Bu yüzden kendi çabalarımla bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum.  Astronomi ile ilgili kitapları, dergileri, makaleleri okuyorum. Belgeseller izliyorum. Bilim sitelerini, bilim insanlarının yaptıkları çalışmalarını takip ediyorum. Gittiğim şehirlerde bilim merkezi varsa oraya mutlaka gidiyorum. Ayrıca şimdiden projeler yapmayı, TÜBİTAK’ın Ortaöğretim Proje Yarışması’na katılmayı düşünüyorum. Gelecek yıllarda da TÜBİTAK’ın Gökyüzü Gözlem Şenliği’ne katılmayı düşünüyorum.

On yıllar içinde uzay turizmi normal bir etkinlik olacak ve belki Ay’a seferler başlayacak. Sen geleceği nasıl görüyorsun?

Şu an ki teknolojiyle bile NASA ve diğer uzay kuruluşları çok iyi çalışmalar yapıyorlar. Teknoloji gün geçtikçe daha da geliştiği için gelecekte uzay alanında çığır açacak projeler yapılacak. Ay’a seferler hakkında ülkelerin Ay merakı tekrardan canlandı. Ancak bu sefer projeyi tek NASA yapmayacak. Hindistan’ın, Rusya’nın, Japonya’nın Ay ile ilgili projeleri var. Gelecekte tekrardan Ay yarışının başlayacağını düşünüyorum. Ayrıca 3D baskı teknolojisinin ileride insan hayatına büyük bir etkisi olacak. NASA’nın 3D yazıcılarla ilgili projeleri, gelecekte uzay alanında çok büyük keşifler yapmasını sağlayacak.

Türkiye 10 yıl içinde uzay üssü inşa etmeyi planlıyor. Sence ne kadar gerçekçi?

Açıkçası bu şu anda çoğu insana gerçekçi gelmez. Ama neden olmasın? Şu ana kadar uzay üssü inşa etmememiz, Türkiye Uzay Ajansı kurmamamız hata. Bunları yapmakta zaten çok geç kaldık, telafi edemeyiz ama daha fazla vakit kaybedecek lüksümüzde kalmadı. Onun için bir an önce uzay üssünü inşa etme çalışmalarına başlamaları gerekiyor. Artık Türkiye’nin de uzay alanında söz sahibi olma vaktinin gelmesi lazım.

Aziz Sancar’ın Nobel Kimya Ödülü’nü kazanmasına uzanan yolculuğu sana neler hissettirdi?

Aziz Sancar’ın hayatıyla ilgili yazılar okuduğumda bunun sadece bir başarı öyküsü olduğu değil hiçbir başarının kolay elde edilmediğini, büyük  bedeller gerektiğini anladım. Hiçbir zaman pes etmeden çalışmalıyız. İmkanlarımız ne kadar kısıtlı olsa bile kendi çalışmalarımızla çok iyi yerlere gelebiliriz. Aziz Sancar’ın hayatından ve bilimsel çalışmalarından ilham almalıyız, gurur duymalıyız.

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK