[NASA]
Okuma süresi: 2 dakika

Gökbilimciler, ABD’nin Maryland eyaletinde bu yıl 47’ncisi düzenlenen Amerikan Astronomi Topluluğu Gezegen Bilimleri Birimi Toplantısı’nda, yer ve uzay teleskopları ile elde edilen birçok yeni keşfi duyuruyor. Plüton ile başlayan serinin ikinci önemli açıklaması, Mars’ın şöhretinden fazlasıyla yararlanamayan büyük uydusu Phobos’u konu alıyor.

NASA, adını Yunan mitolojisindeki korku tanrısından alan Phobos’un, 30 ila 50 milyon yıl içinde birkaç parçaya ayrılacağını belirtti. Kozmik kehanetin belirtileri ise uydunun yüzeyindeki sıralar halinde uzanan oyuklar. Phobos’un yapısını zamanla kaybettiğine işaret eden yapılar, gök cisminin Mars’ın çekim kuvveti altında tek parça halinin koruyamayacağını gösteriyor.

Güneş Sistemi’nde gezegenine en yakın uydu olan Phobos, Mars yüzeyinden sadece 6,000 kilometre yukarıda yer alıyor. Bu özelliği, Mars’a ayak basmadan önce Phobos’un basamak olarak kullanılması düşüncesini güçlendiren temel sebep. Phobos’un Mars’a bu kadar yakın olması, gezegenin çekim gücünün etkisinde kalmasına ve her yıl 2 metre yüzeye yaklaşmasına neden oluyor.

İçi ve dışı arasında uyumsuzluk var

NASA’nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden Terry Hurford, “Phobos’un dağılmaya başladığını gösteren izler, üzerindeki oyuklar” olduğunu söylerken, oyukların geçmişteki bir meteor çarpmasının izleri olduğu teorisinin de ortadan kalktığını belirtti. Phobos’un yüzeyindeki en belirgin krater olan Stickney, neredeyse uyduyu parçalayacak şiddette bir çarpışmada oluşmuştu.

Viking-1 tarafından çekilen Phobos görüntüsü. [NASA]
Viking-1 tarafından çekilen Phobos görüntüsü. [NASA]
Yeni gözlemler, oyukların kraterin etrafından değil ancak yakınlardaki bir odak noktasından yayıldığını gösterdi. İlk teori, oyukların Mars’tan yayılan parçacıkların çarpmasıyla oluştuğu yönündeydi. Hurford ve ekibinin elde ettiği veriler ise oyukların aslında gel-git hareketlerinin eseri olduğunu gösterdi.

Mars ve Phobos arasındaki yerçekim kuvveti, Dünya ile Ay arasında da benzer bir gel-git hareketi oluşturuyor. Okyanuslardaki dalgaları oluşturan gel-git, aynı zamanda Ay ile Dünya’nın muntazam bir daire değil ancak yumurta benzeri oval bir şekil almasının sebebi.

Viking-1 uzay aracı tarafından gönderilen ilk fotoğraflarında oldukça sert bir gök cismi olduğu düşünülen Phobos, yıllar sonra bu görüntüsünü kaybetmiş durumda. Birçok parçadan meydana geldiği bilinen Phobos, yaklaşık 100 metre kalındığındaki bir toz katman (regolit) ile sarılı.

Dış gezegenlerde de yaşanıyor olabilir

Arizona Üniversitesi’nden Erik Asphaug’a göre ‘yapışkan bir tabakayla’ kaplı olması Phobos’un parçalara ayrılmasını güçlendiren bir etken. Uydunun iç kısmı çok güçsüz olduğu için dış tabakayı yeniden şekillenmeye zorluyor. ASphaug, elastik bir özellik gösteren dış katmanın da içten gelen dürtmelere fazla dayanıklı olmadığı görüşünde.

Phobos yüzeyindeki oyukların nasıl oluştuğunu açıklayan model, aynı zamanda uzayıp giden yapıların halen devam eden bir sürecin eseri olduğuna işaret ediyor.

10 km genişliğindeki Stickney krateri. [NASA]
10 km genişliğindeki Stickney krateri. [NASA]
Gökbilimciler, Neptün’ün uydusu Triton’un da benzer bir yüzeye sahip olduğuna dikkat çekerek, zamanla dağılmaya yüz tutan yapıların dış gezegenler için de geçerli olabileceğini belirtiyor.

Hurford, yıldızlarının çekim kuvveti etkisinde kalan dış gezegenlerin başına ne gelebileceğini anlamak için Phobos’un iyi bir model oluşturduğunu belirtti. Phobos, hem dağılan gök cisimlerine ait modeller oluşturmak, hem de Mars’a iniş yapmamıza yardım etmek için daha uzun bir süre olduğu gibi kalacak.