PAYLAŞ
Stephen Hawking.

1987 yılında 10 milyondan fazla satan “Zamanın Kısa Bir Tarihi” kitabıyla ünlendi. ‘Tanrının düşüncelerini’ anlamaya çalıştığını iddia ederek insanlar onu sevdi. Çünkü o çalışmayan bir bedene hapsolmuş mega bir beyindi. Ve üstüne üstlük fazla iddialıydı.

2010 yılında “My Brief History” konuşmasında “12 yaşımdayken, bir arkadaşım ‘benim hiçbir yere gelemeyeceğim’ üzerine başka bir arkadaşımla bir çanta dolusu şekerine iddiaya girdi. İddianın sonucunu bilmiyorum… Neye göre karar vereceğiz ki?” diyerek engellerine rağmen hayatı boyunca yine de kendine güvendi. Asistanına neredeyse tamamen felçli olan Hawkings’in fiziksel güçlüklere rağmen nasıl saatlerce çalıştığı sorulduğunda “O Cesur ve dayanıklı biri ama sadece işine bakar, her şeyin üstesinden bu şekilde geliyor” diyerek açıklamıştır.

Felsefeci Stephen Hawking

Fizikçi, evren bilimci, astronom, teorisyen ve yazar unvanlarının yanı sıra Stephen Hawking’i diğer emsallerinden ayıran bir başka unvanını da listeye eklemeliyiz.  Stephen Hawking ‘felsefeci’ unvanını, diplomalarından değil sık sık tabuların üzerine gidip, polemik yaratmasıyla elde etti.

“Kozmoloji üzerine ne zaman ders verilse, ben Büyük Patlamadan önce ne olduğunu sık sık sorardım. Önce’nin olmadığı dönem, şüpheyle karşılanır. Çünkü Büyük Patlama ‘zamanın’ ortaya çıkışını sağladı, bir şey ona sebep olmuş olmalıdır. Fakat ‘neden’ ve ‘etki’ zamana ait kavramlardır. Ve zamanın var olmadığı durumlara uygulanamazlar. Bu yüzden soru anlamsızdır” diyerek kendi sorduğu soruları bile eleştirecek cesarete sahipti.

ABC kanalına verdiği bir röportajda “Din ve bilim arasında önemli bir fark vardır. Din, otoriteye kuruluyken; bilim, gözlem ve mantığa dayanır. Bilim galip çıkacaktır, çünkü işe yarar” diyerek önemli bir çatışmaya parmak basmıştır.

Gençleri uzaya yönlendirmek için yer çekimsiz ortam oluşturulan bir uçakta ağırlıksız olmayı deneyen ilk felçli insan. [Wikipedia]
Çağımızda dinin beşeri her alana nüfus etmeye çalıştığını düşünürsek, Stephen Hawking zaman zaman dindarları kızdırmıştır. Dinin konforlu alanından çıkmamızı ve risk almamazı öğütler.

“Yaptığım şey evrenin başlangıcının bilimsel kurallarla açıklanabileceğinin mümkün olduğunu göstermekti. Bu sayede, evrenin başlangıç kararının bir Tanrı’ya başvurularak açıklanmasının gereksizliği ortaya çıkar. Bu bir Tanrı’nın olmadığını kanıtlamaz, ama Tanrı’ya bir ihtiyaç olmadığını gösterir” diyerek sorgulamayı hemen kabul etmeye karşı yeğlemiştir.

Her şeyin nasıl başladığını kavrayabilmek için Evrenin dışında bir güç aramaya çalışmalı mıyız?

31 Ekim 2008’de Papa Benedict XVI daveti ile bilimsel sunuşa katılımı.

Stephen Hawking bu sorunun yanıtına hayatını adayarak çağımızın “Einstein’ı”oldu. Bize evrenin nasıl çalışmaya başladığını ve mekanizmasını anlatacağını söyledi. “The Theory of Everything”de fiziğin iki büyük teorisini, izafiyet ve kuantumu, bir araya getirerek bunu başardı. Hawkings’in hayatının teorisi olan ‘Her şeyin Teorisini’ okumaktan sıkılırsanız kendi yaşamını konu alan yine aynı başlıklı filmi izleyebilirsiniz (2014).

Orada, “Evreni hiç kimse yaratmadı ve yazgıyı da hiç kimse yönetmiyor. İşte bu beni çok engin bir gerçekçiliğe götürüyor. Bir cennet ve ölümden sonra da bir yaşam yok. Evrenin devasa tasarımını kavrayabilmek için bir tek bu yaşama sahibiz ve bu yüzden ben son derece müteşekkirim çünkü kendi üzerime düşeni yapıyorum” diyerek bizden öte bir kavramın arkasına sığınmak yerine kendi kendimizin bu dünyaya nasıl bir katkı yapacağını sorgulamamızı istemiştir.

“Biz ortalama bir yıldızın ufak bir gezegenindeki gelişmiş maymun türleriyiz. Fakat farkımız evreni anlayabiliyor oluşumuz. İşte bu bizi çok özel kılıyor.”

Bilimi anlamaya başlamadan önce, Tanrı’nın evreni yarattığına inanmamız doğaldı. Fakat artık, bilim çok daha ikna edici bir açıklama sunuyor. ‘Tanrı’nın aklını okuyabileceğiz’ sözüyle kastettiğim şayet bir Tanrı söz konusu olsaydı, bu Tanrı’nın bileceği her şeyi artık bilebileceğimizdi. Yani “Evrenin oluşumu bilimin gerçekliğine dayanır” diyerek açıklamıştır.

Hayat üzerine

Zekayı, değişime alışabilme kapasitesi olarak tanımlayan Hawkings hayatı da, komik olmasaydı fazla trajik olurdu şeklinde nitelemiştir.

“Eğer evren sevdiğiniz insanların evi olmasaydı birazcık eksik olurdu” diyen Hawkings’i biz de evrenine sonsuza kadar emanet ediyoruz. Ve seni özleyeceğiz.

Stephen Hawking: Uzak gezegenlere ışık demetleri kullanarak gitmeliyiz