Okuma süresi: 3 dakika

Apple CEO’su Tim Cook, geçtiğimiz yıl düzenlenen D11 Konferansı’nda ‘satın alım öncesinde iki soruya odaklandıklarını’ belirtti. Bu soruları, ‘alınacak firmanın yeni ve çok iyi bir ürün yaratılmasına kapı aralayıp aralamayacağı ve söz konusu şirketin Apple kültürüyle uyuşup uyuşmayacağı’ olarak tanımladı. İki soru karşılığında Beats’e 3.2 milyar dolar ödemeyi kabul eden Apple, yeni ürün ve kültürel uyum açısından bugün soru işaretleri doğuruyor.

İlk olarak Financial Times’ın duyurduğu satın alım, kasasında 150 milyar dolar nakit bulunan Apple için hiç zorlayıcı bir yatırım değil. Apple, bir önceki en büyük satın alımını 1996’da gerçekleştirmiş ve efsane CEO’su Steve Jobs’a 430 milyon dolar ödeyerek NeXT’i satın almıştı.

Aradan geçen yılların ardından, Tim Cook’un bir anda yüksek bas ve tasarım harikası olmanın ötesine geçmeyen kulaklıkları satın almasının elle tutulur sebepleri olması gerekiyor. Beats’in sahip olduğu özelliklere dikkatle bakıldığı zaman, Apple’ın tasarım ve müzik alanında çok geç kalmak istemediği bir yatırımı hızlandırdığını söyleyebiliriz.

Beats ‘kulaklık’ tanımını değiştirmeyi başardı

‘Apple neden Beats’i alıyor’ sorusuna verilebilecek ilk cevaplardan ilki, genç tüketiciler. Çünkü Beats, kulaklık piyasasında tartışılmaz bir numara olmayı başardığı gibi, tasarımını yüksek fiyatıyla entegre ederek bir prestij sembolü haline gelmeyi başardı.

9to5Mac yazarı Ben Lovejoy’un çok iyi tespit ettiği bir nokta, ABD piyasasının yüzde 64’ünü ele geçiren Beats’in, kulak içine oturan kulaklıkları neredeyse saf dışı bırakmış olması. Bir zamanlar 50 yaş üzeri kullanıcıların evde müzik dinlemek için kullandığı başlıklar, bugün sokakta 30 yaş altı neslin arasında salgın haline gelmiş durumda. Dahası, gençler fiyatı ne kadar yüksek olursa olsun Beats ile müzik dinlemekten hoşlanıyor.

Apple, 2010 yılında sunduğu iPad’den bu yana ürün kategorisinde yenilik yapamadı. Yıllık geliri 1 milyar dolara dayanan Beats’i satın alınması, yenilik ve tasarım alanında zorluk çektiği düşünülen Apple’ın şüphesiz genç kullanıcılar arasında güçlenmesini sağlayacak. Ancak kullanıcı sadakati ve gençleri memnun etme açısından hiçbir zaman sorun yaşamayan Apple’ın çok daha önemli bir sorunu var: iTunes.

Müzik indirme çağı artık sona eriyor

Apple’ın 2003 yılında hayata soktuğu iTunes, müşterileri için on yılı aşkın süredir en önemli müzik portalı oldu. Ancak son yıllarda Spotify, Deezer, Rdio ve Google Play All Access gibi indirmeden bağımsız hizmetlerin sunulması, iTunes’un geleceği hakkında da önemli bir soru işareti doğurdu. Bu açıdan bakıldığında, Apple’ın havalı bir ürün almanın ötesindeki hedefi de kendini gösteriyor: Beats Music.

Beats Music, üyelikle parça indirmeden müzik dinleyebileceğiniz platformlardan sadece biri ve oldukça yeni. Henüz 200 bin üyesi olan platform iTunes’un yanında bebek gibi kalsa da, tüm kozlar onun elinde.

Küresel müzik sanayisi derneği IFPI’nın 2013 yılına ait raporuna göre, üyelikle müzik dinleme hizmetlerinin üye sayısı bir yılda yüzde 50 arttı. Bedava müzik dinlenen platformların oluşturduğu piyasa 1.1 milyar dolara ulaşırken, müzik indirme oranı yüzde 2 azaldı. 2013, aynı zamanda iTunes’un 10 yılda düşül yaşadığı ilk sene oldu.

Planlar tutacak mı?

Piyasa değeri şu an 4 milyar dolar olan Spotify, birkaç yıl içinde halka arz edilerek değerini atmosferin dışına taşıyabilir. Öte yandan, Spotify ve benzerlerini karşısına almaya hazırlanan Apple, bedava müzik piyasasında ciddi bir rekabete hazırlanıyor.

Bloomberg’e konuşan Rutgers Üniversitesi medya profesörü Aram Sinnereich’in deyişiyle, ‘dijital veri indirme çağı sona yaklaştı.’

Apple Store’larda da satılan Beats satışıyla Apple gelirlerini artıracağı gibi iTunes’u hızlı bir şekilde dönüşüme sokacak. Ancak asıl sorun, Cook’un sözünü ettiği iki soruda saklı. Birçokları, Apple’ın tasarım ve yenilikçi gücüyle her zaman, herkesi hayran bırakacak fiziksel ve dijital ürün sunabileceğini biliyor. Ancak Beats’in satın alımı, bunun tersine işaret ediyor.

Apple yaptığı hamleyle ne kadar başarılı olacak bilinmez ama Tim Cook kendisi hakkındaki bir düşünceyi fazlasıyla doğruladı: Yönetim ve organizasyonda ne kadar başarılı olsa da, asla Steve Jobs gibi bir vizyona sahip değil.

Not: Bu makalanin orijinali Turkcell Blog’da yayımlanmıştır.