Okuma süresi: 3 dakika

İzlanda’da gerçekleştirilen ve en kapsamlı DNA analizlerinden birini temsil eden araştırmada, ülkenin genom dizilimi gözler önüne serildi. Araştırma, modern insanın ‘erkek atasının’ 171 bin ila 321 bin yıl arasında yaşadığına işaret etti. Geçmişteki benzer bir araştırma ise aynı tarihi 338 bin yıl olarak vermişti.

Bilim insanları modern günümüzün en kapsamlı genetik araştırmalarından birinde, 336 bin nüfuslu İzlanda’nın 100’de 1’ine ait genom dizilimini ortaya çıkardı. Alzheimer’dan karaciğer yetmezliğine kadar birçok hastalığı etkileyen genetik mutasyonları da göz önüne seren araştırma, insanın en yakın dönemde yaşamış erkek atasının, ortalama 239 bin yıl önce var olduğuna işaret etti.

Nature Genetics dergisinde yayımlanan araştırmada yer alan nörolog Kari Stefansson, ‘bir ülkenin genomunu detaylı bir şekilde analiz ettiklerini’ söylerken, ‘DNA farklılığıyla tetiklenen insan çeşitliliğini anlamak için en kapsamlı araştırmayı yaptıklarını’ ifade etti.

Stefansson’un sahibi olduğu deCode adlı biyo-ezcacılık firmasının bir kısmını finanse ettiği araştırma, son yıllarda giderek kafa karıştırıcı hale gelen ilk insanların kökeni hakkında geçmiş bulgularla çelişki doğuran bilgiler sundu.

DNA’ların oluşturduğu sır zinciri

American Journal of Human Genetics dergisinde Mart 2013’te yayımlanan bir diğer araştırmada, tüm erkeklerin ‘babasının’ 338 bin yıl önce yaşadığı savunulmuştu. Arizona Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen araştırmada, Y kromozomu birçok erkekten çok farklı olan Afrika kökenli ABD’li Albert Perry’nin DNA’sı analiz edilmişti.

Bilim insanları, yüz binlerce insanın DNA’sını analiz ederek akrabalık derecelerini tespit edebiliyor ve aramızdaki bağın ne kadar eskiye uzandığını anlayabiliyor. Perry’nin dahil olmadığı geçmişteki araştırmalarda, erkeklere (Homo sapiens) Y kromozomunu kazandıran ilk erkeğin 60 ila 140 bin yıl önce yaşadığı öne sürülmüştü.

Perry’nin çok eskilere uzanan spesifik kromozomu üzerinde yapılan analiz ise bu bilgiyi tamamen çürüttü. Perry’nin Y kromozomu, modern ‘Adem’in çok öncesine, 338 bin yıl öncesine uzanıyordu.

Genetik mühendisi Michael Hammer’ın başlattığı araştırma, Afrika’daki 6 bin erkeğin Y kromozomunu içeren veri tabanına kadar ulaştı. Ayrıca, Kamerun’daki aynı köyde yaşayan 11 erkekten de numune alındı. Sonuçlar, Y kromozomunun 140 bin yıl öncesinde var olduğunu doğruluyordu.

Bulgular, modern insanın ortaya Afrika’da bulunan en eski Homo sapiens fosilinin 195 bin yıllık olduğu düşünüldüğünde daha da güçlendi.

Hangisi doğru?

Arizona Üniversitesi’nde yapılan araştırmanın ardından İzlanda’da yürütülen benzer araştırmanın sonuçları, ‘babamızın’ yaşadığı dönem hakkında yakın olsa da birbirini tutmayan bilgiler sunuyor. Albert Perry’nin DNA’sı 340 bin yıl öncesine işaret ederken, İzlandalı araştırmacılar yaklaşık 239 bin yıl öncesine işaret ediyor.

İzlanda Üniversitesi’nden Agnar Helgason, “Halen modern insanların nereden geldiğini ve nasıl bugünlere ulaştığımızı merak ediyoruz.. Yaptığımız araştırma zaman hakkında bize biraz daha bilgi sunuyor” ifadesini kullandı.

Evrimsel bakış açısından değerlendirildiğinde ise bir tür ne kadar yaşlıysa o kadar fazla mutasyon geçirmesi öngörülüyor. Bu şekilde, insanlığın yaşının toplumların ve bireylerin birbirlerinden ne kadar farklı oldukları ölçerek de anlaşılabileceği düşünülüyor.

Genetik bilgiler modern erkeğin Y kromozomunu ne zaman elde ettiğini kesin olarak ortaya koyamadığı gibi, fosil kayıtları soru işaretlerini artırıyor.

Genetik araştırmaların yanında fosil keşiflerine bakıldığında da bir karmaşa söz konusu.  Quaternary International dergisinde Ağustos 2014’te yayımlanan araştırmada, 200 bin yıl önce Afrika’da ortaya çıktığı kabul edilen Homo sapiens’in Çin’de 100 bin yıl öncesine uzanan izleri bulunmuştu. Oysa, modern insanın 60 yıl önce Afrika’dan Avrasya’ya göç etmeye başladığına inanılıyor.

İsrail’in Manot mağarasında bulunan 55 bin yıllık kafatası ise modern insanın atalarının tahmin edilen dönemde Akdeniz’e vardığını doğrularken, Asya’ya ne zaman göç edildiği halen kesin değil. Amerika’ya ilk ayak basan insanların ise yaklaşık 13 bin yıl önce Bering Boğazı’nı aşarak Orta Asya’dan geldikleri geçtiğimiz yıl doğrulanmıştı.

Yok olan genlerin izi de bulundu

İzlandalı araştırmacılar, elde edilen DNA veri tabanı sayesinde en az bir geni tamamen devre dışı kalmış 8 bin insanı da tespit etmeyi başardı. Zamanla etkisi yitiren genlerin ağırlıklı olarak koku alma duyusuyla ilgili olduğu, 1,171 tanesinin ise çeşitli yetenekleri ilgilendirdiği belirtildi. Sonuç olarak, İzlanda nüfusunun yüzde 7,7’sinin herhangi bir geninde körelme yaşadığı tespit edildi.

Araştırmada yer almayan Duke Üniversitesi’nden Andrew Allen ise araştırmanın sunduğu verilerin ‘çok sağlıklı olmayabileceğini’ belirtti. Araştırmada geçmişteki DNA bilgilerinin de kullanıldığını ifade eden Allen, sonuçların ‘herhangi bir gerçek popülasyonla bağlantı sunmayabileceğini’ söyledi. Dahası, izole bir adada yaşayan ve dış dünyayla çok az etkileşime geçen düşük nüfuslu ülkenin insanlığın hayatta kalmasını sağlamış genleri değerlendirmek için iyi bir örnek olmadığını belirtti. Stefansson ise diğer toplumlarda da yüzde 7,7’lik orana yakın bir sonucun elde edileceğini düşünüyor.

Allen, araştırmanın zamanla kaybolmaya yatkın genlerin coğrafyasının tespit etmek için yararlı olabileceğini belirtti. Benzer araştırmaların artmasıyla, genetik farklılıkların haritası ve kronolojisi ortaya çıkarılabilir ve sonuçlar insanın doğasını anlamak için önemli bilgiler sunabilir.

Stefansson, sonuçları açıklanan araştırmada yer alan insanlara kendileri hakkındaki DNA bilgilerini sunup sunmama konusunda karar verme aşamasında olduklarını söyledi. Bu konuda mahremiyetin öne çıktığını kabul eden Stefansson, İzlanda’nın sağlık sistemini geliştirmek ve diğer amaçlar için verileri talep etmesi durumda bilgileri paylaşacaklarını söyledi.