Okuma süresi: 3 dakika

NASA’nın en üst düzey bilim insanı Ellen Stofan, önümüzdeki 10 yıl içinde ‘Dünya dışı yaşama ait çok güçlü bulgular elde edileceğini, 20 ila 30 yıl içinde ise kesin delile ulaşılacağını’ belirtti.

Mars’ta bulunması an meselesi olan mikropların yanı sıra, Güneş Sistemi’nde su içeren uydulardan elde edilen bulgular, kozmik ölçekte Dünya’dan çok uzak olmayan mesafelerde yaşam bulunduğu inancını giderek güçlendiriyor. NASA baş bilim insanı Ellen Stofan da dün gerçekleştirilen panelde Dünya dışı yaşamın 2025’e kadar bulunabileceği açıklamasında bulundu.

“Nereye bakacağımızı ve basıl bakacağımızı biliyoruz” ifadesini kullanan Stofan, ‘birçok gözlem için yeterli teknolojiye sahip olduklarını ve Dünya dışı yaşam izi bulmak adına doğru yolda ilerlediklerini’ söyledi.

Panelde yer alan emekli astronot John Grunsfeld de ‘yakın zamanda hem Güneş Sistemi hem de ötesinde yaşam izine rastlanacağını’ öne sürdü. Grunsfeld, “Mars veya buzul bir uyduda yaşam bulunması için bir nesil, Güneş Sistemi ötesinde yaşama rastlanması için de iki nesil geride olduklarını’ ifade etti.

Evren’in her köşesinde yaşam olabilir

Grunsfeld, son yıllarda yapılan keşiflerin, Güneş Sistemi ve Samanyolu Galaksisi’nde Dünya’dakine benzer yaşam olabileceğine dair bilgiler sunduğunu belirtti. Güneş Sistemi’ndeki birçok uydu, yanı başımızda yaşam olabileceğini gösteren en büyük örnekleri temsil ediyor.

Jüpiter’in uyduları Europa ve Ganymede’nin yanı sıra, Satürn’ün uydusu Enceladus’un buzul yerkabuğu altında yaşam olabilir. Mars’ın üç milyar yıl öncesine kadar okyanuslarla kaplı olduğu bilinirken, bugün yüzeyinde gözlemlenen mevsimsel karanlık çizgiler, tuzlu suya işaret edebilir.

Yeni nesil uzay teleskopları süper-Dünya ve Mars benzeri kayalık gezegenleri inceleyecek.

Mars’ın yüzeyinde tespit edilen karbon içerikli organik moleküllerin yanı sıra nitrojen bulunması, Dünya’daki gibi basit bakteri düzeyinde yaşamın oluşması için gerekli şartların olduğunu gösterdi.

NASA’nın ‘gezegen avcısı’ Kepler Teleskobu’yla yapılan gözlemler ise Samanyolu’daki her yıldızın en az bir Dünya benzeri gezegene sahip olabileceğini gösterdi. Astronomlar, verilere dayanarak galaksimizde 100 ila 400 milyar yaşam saklayan gezegen bulunduğunu tahmin ediyor. Kepler, Güneş Sistemi ötesinde Jüpiter ve Satürn gibi gaz devlerine kıyasla Mars benzeri kayalık gezegenlerin de daha fazla olduğunu ortaya çıkarmıştı.

Spiral galaksi Samanyolu, düz haliyle böyle görünüyor. [NASA/JPL-Caltech/University of Wisconsin]
Spiral galaksi Samanyolu, düz haliyle böyle görünüyor. [NASA/JPL-Caltech/University of Wisconsin]

‘Samanyolu sulu bir yer’

Güneş Sistemine ev sahipliği yapan spiral galaksi Samanyolu, en az 100 bin ışık yılı uzunluğunda. Gökbilimciler, bugüne kadar fazla tanık olmadığımız bir tanımla, galaksinin aslında ‘sulu’ bir yer olduğunu belirtiyor.

NASA Astrofizik Bölümü’nün direktörü Paul Hertz, “Gezegen ve yıldız sistemlerimin doğumunda oluşan yıldızlararası bulutlarda suyu görebiliyoruz. Yıldızların etrafındaki gezegenleri oluşturacak kozmik enkaz içinde de suyu gözlemleyebiliyoruz. Ayrıca, diğer yıldız sistemlerinde ısının etkisiyle buharlaşarak gezinen kuyrukluyıldızları da izliyoruz” dedi.

Yaşama ait birçok izi görebilen gökbilimciler, Dünya dışı canlıların bulunması için zor olanın potansiyel gezegenleri değil delilleri bulmak olduğunu belirtti. Örnek olarak, Curiosity’nin ardından Mars’a gönderilecek yeni keşif robotu, geçmişten kalan yaşam izlerini ararken Dünya’ya gönderilecek numuneler toplayacak. Son noktayı ise 2030’lu yıllarda Mars’a adım atacak astronotlar koyacak.

Stofan, ‘nihayetinde Mars yüzeyine jeologlar, kimyacılar ve astrobiyologlar göndereceklerini ve yaşama ait en güçlü delilleri bulacaklarını’ söyledi.

Harvard Üniversitesi’nde astrofizikçi olan Dr. Bülent Kızıltan, Al Jazeera Türk için yaptığım haberde Dünya dışı yaşamın Europa’da bulunma olasılığının yüksek olduğunu belirtmişti.

İkinci büyük hedef Europa

Dünya’ya yakınlığı ve su bulundurması sebebiyle, Mars’ın ardından insanlığın erişmeye çalışacağı ikinci hedef Jüpiter’in uydusu Europa olacak.

2022’de başlatılması planlanan 2,1 milyar dolarlık proje kapsamında, Europa’nın güney kutbundaki su buharı bulutlarının kaynağı olan gayzerleri incelemeyi amaçlıyor.

Uydulara başlatılacak görevler öncesinde, Hubble Uzay Teleskobu’nun ardından Dünya’nın derin uzaya bakan gözü olacak James Webb Uzay Teleskobu (JWST) göreve başlayacak. 2018’de ateşlenecek 8,8 milyar dolarlık teleskop, ‘süper-Dünya’ tespitinin uyanı sıra derin uzayda yaşam oluşturma potansiyeli olan gaz bulutlarını gözlemleyecek.

JWST, ‘transit spektroskopi’ adı verilen yöntemle, süper-Dünya’ların atmosferlerinden geçen yıldız ışınlarını tarayacak. Gözlemler, Dünya’dan büyük, Neptün ve Uranüs gibi gaz devlerinden küçük süper-Dünya’ların hangisinde yaşam olup olmadığı hakkında ipucu verecek.

NASA’nın 2020’li yıllarda uzaya göndermeyi planladığı Wide-Field Infrared Survey Telescope (WFIRST), küçük, kayalık gezegenlerdeki yaşamı ortaya çıkarmaya çalışacak. Kızılötesi teleskop, yıldızların neden olduğu parlaklığı etkisiz kılarak gezegenleri doğrudan gözlemleyecek.

Samanyolu’na 360 derece bakmak isterseniz TIKLAYIN.