Okuma süresi: 6 dakika

Elektrikli araçlar dışarıdan bakıldığında sadece şarj edilebilen bataryaya sahip otomobilleri akla getiriyor olabilir. Ancak birçok modeli geliştirilme aşamasında olan elektrikli araçlar, yeni nesil teknolojilerin sentezi olacak otomobillere uzanan zorlu sürecin henüz ilk adımlarını temsil ediyor. Dahası, beklentilerin aksine elektrikli araçların sağlayacağı faydalara erişmek sanıldığından daha maliyetli olabilir.

Elektrikli araçlarla ilgilenmem, kuruluş ve başarı hikayesini çok etkileyici bulduğum Tesla Motors’un lüks modellerini takip etmemle başladı. Tesla modelleri, elektrikli araçların sadece zengin müşterilerle sınırlı kalacağını düşünmeme neden olmuştu. Ancak bugün geldiğimiz noktada elektrikli araç (EV) ve prize takılabilir elektrikli araçlara (PHEV) yatırım yapan en az 20 firma bulunuyor. Üreticiler, elektrikli araçların sunduğu avantajları artırmak için batarya teknolojisini geliştirirken otomobillerin boyutlarını da düşürüyor, fiyatını herkese uygun hale getiriyor.

Olumlu gelişmelere ve yükselen rakamlara rağmen, elektrikli ve hibrit araçların beklentileri karşılayıp karşılamayacağı belirsiz. Bir yandan akıllı araç teknolojisiyle sentezlenmesi gereken elektrikli araçlar, öte yandan yakıt tasarrufu ve performans açısından herkesi tatmin etmeyebiliyor. Dahası, 2020’nin gelişiyle piyasaya egemen olmaları beklenen lüks otomobil üreticilerinin piyasaya nasıl bir denge getireceği belirsiz. Ne olup biteceğini anlamak için son yıllardaki gelişmelere yakından bakmak gerekiyor.

Aralarındaki fark ne?

Son dönemde adlarını fazlasıyla rastladığımız EV, BEV, PHEV ve FCEV kısaltmaları, elektrikli araçların dört ana modelini temsil ediyor.

Toyota Pirius gibi genelde hibrit olan EV otomobiller, yüzde 100 elektrikle çalışabildiği gibi dizel veya gazla çalışan modeller de içeriyor. Bu araçlarda içten yanmalı motor yerine elektrik motor veya jer motoru yer alıyor. Elektrik enerjisini şarj edilebilen bataryalardan alan EV’ler, otomobillerin yanı sıra bisiklet, scooter, tren vagonları, otobüs ve forklift gibi diğer araçlarda da kullanılmaya başlanacak.

EV’nin dizel olmayan versiyonu, yani BEV ise tam elektrikli araçları temsil ediyor. İçten yanmalı bir motor yerine sadece elektrik motoru ve bu motorun performansını belirleyen kontrol donanımlarına sahip olan bu tür araçlar enerjisini yeniden şarj edilebilir bataryaların ürettiği kimyasal enerjiden alıyor. Bu araçlara en iyi örnek EV piyasasının öncüsü Nissan Leaf. Diğer iki öne çıkan model ise Fiat 500e ve Tesla Model S.

Prize takılabilir elektrikli araç veya hibrit araç olarak adlandırabileceğimiz PHEV’ler ise hem elektrikli motor, hem de içten yanmalı motora sahip. Daha büyük elektrik motoru bulunan PHEV’ler, şarj tükenince fosil yakıtlı motora geçiş yapıyor. Bu araçlar, bataryalarını dolduracak her türlü harici enerji kaynağına takılabiliyor. Kısaca aracınızı elektrik şebekesine mümkün olan her yerde takıp şarj edebiliyorsunuz. Bu seçeneklere evlerdeki 13 Amper’lik prizler dahil. PHEV alanında öne çıkan otomobillerden biri de Mitsubishi Outlander. EV’lerin geleneksel kalan hibrit modelleri, PHEV’ler gibi prize takılıp şarj edilemiyor.

 

Elektrikli araçların bir diğer modeli, yakıt hücreli elektrikli araçlar (FCEV). BEV gibi sadece elektrik motora sahip olan FCEV, yeniden şarj edilebilir bir batarya kullanmıyor. Bunun yerine hidrojen gaz tankı bulunuyor. Yakıt hücreleri, havadan oksijeni alarak hidrojenle birleştiriyor ve elektrik ortaya çıkarıyor. Yakıt hücresindeki elektrik, ardından motoru çalıştırmak için kullanılıyor. Ortaya sera gazı değil, sadece atık su çıkıyor. Aracın diğer modellere göre hiçbir zaman şarj edilmesine gerek yok. Aksine FCEV’lerin avantajı sadece hidrojen tankını doldurmanızın gerekmesi. Bu alanda öne çıkan modeller Honda FCX ve Toyota Mirai.

Adı çok az duyulan E-REV (menzili artırılmış elektrikli araçlar), anlaşılacağı gibi elektrikli araçların menzilini artırmayı hedefliyor. Vauxhall Ampera gibi bu araçlar, elektrik motor kapasitesi daha yüksek olan PHEV’leri temsil ediyor.

Satışlarla beraber belirsizlik de artıyor

Sera gazlarının yayılma oranını çok ciddi ölçüde azaltan elektrikli araçlar, yeşil enerjinin ardından dünyanın geleceğini kurtaracak en önemli yatırımlardan birini temsil ediyor. Ancak alıcıların temel ilgisi, araçların yeşil dostu olmalarından çok fosil yakıt bağımlılığını neredeyse ortadan kaldırmaları. Bu sayede, yakıttan tasarruf etmek isteyen milyonlarca sürücü elektrikli araç sahibi olmayı istiyor.

Mercedes’in Mart ayında 10 farklı PHEV modeli üzerinde çalıştığını duyurması, elektrikli araç sektörünü hareketlendiren en yeni gelişme oldu. Mercedes’in yanı sıra Audi ve BMW gibi lüks otomobil üreticileri de Tesla’nın yakın gelecekteki rakipleri olacak.

Dünyanın en çok tercih edilen elektrikli aracı ise 2010’da piyasaya sunulduğundan bu yana 165 bin satış rakamını geride bırakan Nissan Leaf. Greentechmedia sitesindeki veriye göre, Avrupa’da satılan 35 bin Leaf halen yüzde 99.99 performansla çalışıyor.

Nissan Leaf’i, en çok satan elektrikli araç alanında (tüm modelleri ele alırsak) Mitsubishi Outlander ve Tesla Model S takip ediyor.

EV/PHEV satışlarının yüzde 80 artışla 320 bine ulaştığı 2014, elektrikli araçların geri dönülmeyecek bir teknoloji olduğunu kanıtladı. 2014 sonunda 700 bini geride bırakan toplam satışların, 2015 sonunda bir milyonu geçmesi bekleniyor. Bu yıl içinde yapılması öngörülen 500 bin satış ise küresel otomobil satışının yüzde 0,6’sını temsil edecek. Bu oranın 2016’da yüzde 1’e ulaşması bekleniyor.

Maliyet hemen çözüme kavuşmayabilir

Elektrikli araçlar fosil yakıtlı araçlara oranla aynı maliyetle en az üç kat daha fazla yol kat edebiliyor. Ancak araçların performansının artması için batarya teknolojinin de sürekli gelişmesi gerekiyor.

Lityum-iyon piller 25 yıl öncesine kıyasla 10 kat daha ucuz ve 2,5 kat daha fazla elektrik depolayabiliyor. Bataryaların, Tesla ve Panasonic gibi Ar-Ge’ye milyonlarca dolar harcayan firmaların öncülüğünde bugün sundukları 250 watt/saat performanstan 400 w/s seviyesine çıkması bekleniyor.

Ancak artan batarya performansı fiyatları da yukarı çekebilir. 2013 tarihli Global EV Outlook raporuna göre, 2020’ye gelindiğinde bataryaların maliyeti kilowatt/saat başına 300 dolara yükselebilir. B durum, içten yanmalı motorlara sahip elektrikli araçların öne çıkacağı ve petrol tüketiminin de artacağına işaret ediyor.

Uluslararası Enerji Kurumu (IEA), 2014’te yıllık 91 milyon varil olan petrol ihtiyacının otomotiv sanayisinin de katkısıyla 2040’ta 104 milyon varile çıkacağını tahmin ediyor. Kısaca elektrikli araçlar fosil yakıt maliyetinden tamamen bağımsızlık vaat etmek için henüz yeterli olmayabilir. Dahası sera gazı da azalsa da yayılmaya devam edecek.

Honda FCEV Concept.

Menzil, hafiflik ve fiyat

Menzili 426 kilometreye kadar çıkabilen Tesla Model S Roadster’ın yanında, birçok EV 150 kilometrenin ötesine gidemiyor. Araştırmalar ise Britanya’daki sürücülerin yüzde 80’i, ABD’dekilerin ise yüzde 69’u için günlük 80 kilometrenin yeterli olduğunu söylüyor. Buna rağmen, elektrikli araçların standart olacağı 2040’lı yıllara doğru uzun mesafe yolculuklar için alternatiflerin bulunması şart gibi görünüyor.

Elektrikli araçların büyüklüğü, en ufak modeller olan iki koltuklu Renault Twizy ile Smart Electric Drive ve dört koltuklu Fiat 500e gibi araçlardan; beş koltuklu VW e-Golf ve Mercedes-Benz B-Class gibi büyük modellere kadar değişiyor.

80 kilometre menzilli Renault Twizy, 12 bin dolar ile en ucuz araç olarak belirirken, durmadan 135 kilometre gidebilen Nissan Leaf 29 bin dolardan başlıyor. VW e-Golf ile 35 bin dolar seviyesinde açılan lüks araçlar, Tesla Model S ile 70 bin dolar seviyesini görüyor. Kısaca, elektrikli araçlar yakıttan kısıyor ama ucuza geliyorlar gibi bir durum söz konusu değil.

Otomotiv sanayi, metale göre son derece hafif ama bir o kadar dayanıklı karbon fiber ile EV’leri 1 ton ve altına çekmeyi hedefliyor. Ancak karbon fiberin çok pahalı bir materyal olması, yakıt tasarrufunu artıracak olsa da EV’lerin fiyatını düşürecek gibi görünmüyor.

Akıllı mı elektrikli mi?

Gelecek düşünüldüğünde bu sorunun cevabı her ikisi de. Ancak geleceğin otomobillerini geliştiren firmalar hem akıllı bilgisayar ve yapay zekalı asistanlara, hem de elektrikli ve içten yanmalı motorlara sahip araçları tüketiciye nasıl sunacak? En ideal akıllı ve elektrikli otomobilin maliyeti ile performansı, alıcıları ne kadar memnun edecek?

Bu soruların yanıtını 2020 ve sonrasında daha iyi alabileceğiz diye düşünüyorum. Özellikle Apple’ın gizlilikten çıkan Titan projesi, bizlere 2020’e yaklaştığımız yıllarda akıllı ve elekrikli otomobillerin nasıl olacağı hakkında fikir verebilir. Şurası kesin ki, günümüz araçlarını çağ öncesi makinelere çevirecek yeni nesil otomobiller sanıldığı kadar ucuz olmayacak.

Nesnelerin İnterneti (Iot), yapay zeka, otonom sürüş teknolojileri barındıracak elektrikli araçların daha kat edeceği çok yol var. Sürücüler teknolojinin altın kurallarından birini unutmamalı ve gelişmelere sadece izleyici kalmamalı. Aksi takdirde yarın karşımıza çıkacak üstün makineleri anlamak bizim için zor olabilir.

Not: Bu makalenin orijinali Turkcell Blog’da yayımlanmıştır.