Okuma süresi: 5 dakika

Avrupa’ya ayak basan ilk insanların üç ayrı grup halinde kıtaya ulaştığını ortaya koyan en kapsamlı DNA araştırması, ilk çiftçilerin de Türkiye’den geldiğini doğruladı. Hint-Avrupa dillerinin Avrupa’ya geçiş yaptığı ilk yerin de Anadolu olduğu tahmin ediliyor.

Bilim insanları on yıllardır insanlığın tarihi hakkında bilgi etmek için toplumların geride bıraktığı yerleşim kalıntıları, çanak çömlek ve mezarları inceledi. Gelişen teknolojinin bilime sunduğu imkanlar ise bin bir delili yıllar süren çabalar sonucu bir araya getirme derdini fazlasıyla kolaylaştıran DNA’nın çok daha iyi analiz edilebilmesini sağlıyor.

Avrupa’nın bir ucundan diğer ucuna uzanan binlerce kilometrelik alanda bulunan yüzlerce iskeletin DNA’sını inceleyen bilim insanları, modern Avrupalıların kökenine ait en belirleyici bulguları tek bir araştırmada elde etti.

Kopenhag ve Harvard üniversiteleri tarafından gerçekleştirilen araştırmada, İspanya’dan Rusya’ya kadar alanda çıkarılan 170 iskeletten DNA örnekleri alındı. Sonuçlar, Avrupalıların üç ayrı grup halinde farklı zamanlarda kıtaya gelip yerleştiklerini ortaya koydu.

Nature dergisinde yayımlanan araştırma, Avrupa’ya ulaşan ilk grubun avcı-toplayıcı Homo sapiens grubu olduğunu gösterdi. Avcı-toplayıcıların 45 bin yıl önce kıtaya ayak basmasının ardından, çiftçi seviyesine yükselmiş ikinci grup 8 bin yıl önce Ortadoğu ve Anadolu’yu kapsayan Anadolu’dan kıtaya giriş yaptı.

Son olarak, 4,500 yıl önce Rusya’nın batısından gelen ‘Yamnaya’ adı verilen göçebe çobanlar Avrupa’ya adım atan üçüncü grup oldu. Araştırmacılar, Avrupa’daki birçok modern dilin temelinin Yamnaya diliyle atılmış olduğunu düşünüyor.

Aynı araştırma, farklı yöntem

New York Times’a araştırma hakkında yorumda bulunan University College Dublin öğretim üyesi Ron Pinhasi, ‘elde edilen bulguların, antik DNA’ya bağlı araştırmalarda oyunun kurallarının değiştiğine işaret ettiğini’ belirtti.

Pinhasi’nin ifadesindeki anlam, Danimarkalı ve ABD’li araştırmacıların DNA analizlerini farklı yöntemlerle ve birbirlerinden bağımsız olarak gerçekleştirmelerinde yatıyor.

Harvard ekibi, 8,000 bin yıl öncesine uzanan 69 iskeletten DNA örnekleri topladı ve yaklaşık 400 bin farklı noktayı hesaba katarak genetik farklılıkları katalogladı. Kopenhag takımı ise 3,400 yıl öncesine uzanan 101 iskeletin tüm genom yapısını çıkardı.

Her iki ekip, elde ettikleri bilgileri, geçmişte yapılan diğer araştırmalarda yer alan Avrupalı ve Asyalılar ve hayatta olan insanların DNA’larıyla da karşılaştırdı.

Çiftçiler Türkiye’den geldi

Sonuçlar, yaklaşık 9,000 bin yıl önce Avrupa’daki genetik dağılımın belirgin bir şekilde avcı-toplayıcıları öne çıkardığını gösterdi. 9,000-7,000 yıl öncesindeki dönemde ise Avrupa’nın bazı kısımlarındaki genetik profil, Yakın Doğu’dan gelen genlerin etkisiyle değişime uğradı.

Geçmişte elde edilen bulgular, antik Avrupa’ya çiftçilik bilgisinin Anadolu’dan geldiğini göstermişti. Yeni araştırma, Türkiye’den Avrupa’ya sadece nasıl tarım yapıldığı bilgisinin değil, ilk çiftçilerin de gittiğini gösterdi. Avcı-toplayıcılar, çiftçiliğin geliştiği dönemlerde hemen ortadan kaybolmadı ve tarım yapan toplumlar arasında gruplar halinde var olmaya devam etti.

PLOS Genetics dergisinde geçtiğimiz yıl yayımlanan araştırmada, büyükbaş hayvanların ilk kez Ortadoğu’da evcilleştirildiği belirtilmişti. Bu bilgi, çiftçiliğin Anadolu’dan Avrupa’ya yayıldığı bilgisiyle uyuşuyor.

Anadolu ve Rusya'nın batısından Avrupa'ya yapılan göç. [Daily Mail]
Anadolu ve Rusya’nın batısından Avrupa’ya yapılan göç. [Daily Mail]

En büyük değişim 4,500 yıl önce oldu

Harvard Üniversitesi’ndeki ekibin başında yer alan genetik bilimci David Reich, ‘belirgin Avrupa ve Doğu Asya genlerine sahip grupların binlerce yıl birlikte yaşadığı muazzam bir kültür süreci yaşandığını’ belirtti.

Söz konusu kültürel dönüşümde ilk kırılma, 7,500 ve 5,000 yıl önce, avcı-toplayıcıların çiftçilere karışmasıyla başladı. Dr. Reich, ‘kültürel bariyerlerin yıkılmasıyla genlerin de birleştiğini’ söyledi.

Avrupa’nın genetik yapısındaki en son ve büyük değişim ise 4,500 yıl önce, Avrupa’ya özgü yeni bir DNA’nın ortaya çıkmasıyla yaşandı. Bugün Orta ve Kuzey Avrupalılarda halen görülen DNA’nın antik izleri araştırıldığında, kökenlerinin Rusya ve Ukrayna’nın batısında yaşamış olan Yamnaya insanından geldiği anlaşıldı.

Kuzey Avrupa Yamnaya'nın kısmen yayıldığı bölgeyi temsil ediyor. [Sciencenews]
Kuzey Avrupa Yamnaya’nın kısmen yayıldığı bölgeyi temsil ediyor. [Sciencenews]
Avrupa’da yeşeren dillerin temelini atan Yamnaya kültürü, DNA’sını da kıtanın birçok yerine taşımayı başarmıştı. Rusya ve Ukrayna’nın steplerinden 5,300 ile 4,600 yıl öncesinde ayrıldıkları düşünülen Yamnaya topluluğu, sürülerini kontrol etmek için atları kullanıyor ve yiyecek ile sularını vagonlar yardımıyla taşıyordu.

Modern insanın ataları arasında en gelişmiş medeniyetlerden biri olan Yamnaya, geride bıraktıkları mezarlarda da bu zenginliği gözler önüne serdi. Yamnaya mezarlarında mücevherler ve silahların yanı sıra, eksiksiz halde at arabaları bile bulundu.

Ukrayna, Kirovograd kentinde bulunan 5,000 yıllık Yamnaya mezarı. [Alla V. Nikolova]
Ukrayna, Kirovograd kentinde bulunan 5,000 yıllık Yamnaya mezarı. [Alla V. Nikolova]

‘Barış için geldiler’

Harvard ekibindeki araştırmaya destek veren David W. Anthony, Yamnaya insanının Avrupa’ya yayılışının ‘Attila’nın istilasına benzemediğini, tersine diğer gruplarla yüzyıllar süren dengeli bir karşıtlıkla yaşadıklarını belirtti. Kültürel mesafeleri koruyan Avrupalı gruplar, daha sonra bu bariyerleri yıktı ve kaynaşmaya başladı.

St. Petersburg'daki Hermitage Müzesi'nde bulunan Yamnaya çömleği. [Wikipedia]
St. Petersburg’daki Hermitage Müzesi’nde bulunan Yamnaya çömleği. [Wikipedia]
Kopenhag ekibinin elde ettiği veriler ise Yamnaya’nın sadece Avrupa’ya yayılmakla kalmadığını, Sibirya’daki diğer insanlara da genlerini bulaştırdıklarını gösterdi. Sibirya kültürüne ait Afanasievo insanına ait 4,700 yıllık iskeletlerde, Yamnaya genleri bulundu.

Dr. Anthony, genel ölçekte bakıldığında, Yamnaya insanının 6,500 kilometrelik bir alanda etkisini gösterdiğini belirtti. Anthony, Yamnaya’nın gen ve kültürünü binlerce yıl önce bu kadar geniş bir alana nasıl yaydığı konusunda henüz kesin bilgisi olmadığını kabul ediyor.

Bu kadar dil nasıl yayıldı?

Samara, Rusya yakınlarında buluanan ve toprak boyasıyla renklendirilmiş Yamnaya kafatası. [Natalia Shishlina]
Samara, Rusya yakınlarında buluanan ve toprak boyasıyla renklendirilmiş Yamnaya kafatası. [Natalia Shishlina]
İki ayrı yöntemle gerçekleştirilen araştırma, ağırlığı Hint-Avrupa dillerinden geldiği düşünülen modern Avrupa dillerinin kökeni hakkında da tartışma başlattı.

Hint-Avrupa dillerinin kıtaya nasıl ulaştığı konusundaki teorilerden ilki, Türkiye’den gelen çiftçiler. Bir diğer düşünce, Rusya steplerinden binlerce yıl önce gelen topluluklar.

Kopenhag ekibinin başında yer alan evrim biyoloğu Eske Willerslev, genetik bilgilerin dil tartışmasını sonlandırmadığını ancak ‘Yamnaya insanının muhtemelen Hint-Avrupa dillerini Avrupa’ya getirenler olduğunu’ söyledi.

Yamnaya’ların doğuya olan yayılımı, bugüne kadar sadece 1,200 antik el yazması bulunan ‘Tocharian’ diline de uzanıyor olabilir. Çin’in batısındaki çöllerde kurulan antik kasabalarda konuşulan Tocharian, Yamnaya etkisiyle Hint-Avrupa dillerini de bir ihtimal etkiledi, ancak bu şu an sadece bir sav durumunda.

Willerslev, genetik bilgilerin gösterdiği coğrafi yayılımın, dillerin oluşumu hakkında yeterli bilgi sunmadığını not düştü.

Antik bilgilerle genetik bilgiler çelişiyor

Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nden Paul Heggarty de ‘elde edilen bilgilerin önemli olduğunu ancak Hint-Avrupa dillerinin kökenini ortaya koymaya yetmediğini’ doğruladı.

St. Petersburg, Hermitage Müzesi'nde sergilenen Yamnaya mücevheri. [Wikipeadia]
St. Petersburg, Hermitage Müzesi’nde sergilenen Yamnaya mücevheri. [Wikipeadia]
Heggarty, Yamnaya’nın Orta Avrupa’ya 4,500 yıl önce ulaştığını, ancak Hint-Avrupa dili olan Yunancanın 3,500 yıl önce ortaya çıktığını belirtti. O dönem, Yunanca Avrupa’nın güneyinde konuşulan Latince gibi diğer dillerden çoktan farklılaşmıştı.

Yamnaya’nın Hint-Avrupa dillerinin taşıyıcısı olduğu düşüncesini savunmak için, kültürün Avrupa’nın güneyine Orta Avrupa’dan çok daha önce ulaşmış olması gerekiyor.

Heggarty’nin teorisine göre, Avrupa’ya Hint-Avrupa dillerini Türkiye’den gelen çiftçilerin yer aldığı ikinci göç dalgası getirdi. Yamnaya insanı ise daha sonra dilleri Orta Avrupa’da yayan bir görev üstlendi.

DNA analizlerine odaklanacak yeni araştırmalar, dillerin Avrupa’daki oluşumu hakkında yeni bilgiler verebilir. Örneğin, 4,500 yıl önce Yunanlılarda Yamnaya geni bulunması gibi.