Okuma süresi: 4 dakika

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’dan Avrupa’ya akın eden milyonlarca göçmenin Avrupa’daki hayatı felç etmesi, Türkiye ile yapılan 3,4 milyar Euro’luk anlaşma kapsamında Batı dünyası için kısmen çözülmüş gibi duruyor. Avrupa Birliği (AB) kıtanın dört bir yanına dağılan savaş mağdurlarını barındırmayı bırakın kontrol edemezken, Suriye’de bir türlü sona ermeyen iç savaş Ortadoğu’da yaşanan sosyo-ekonomik sıkıntıları doruğa çıkarmış durumda.

Mısırlı milyarder Naguib Sawiris’in Akdeniz’de ölüme meydan okuyarak Avrupa kıyılarına ulaşmaya çalışan göçmenler için bir Yunan adası almayı planlaması, sorunu kısa vadede çözümlemekten çok uzak kalıyor. Türkiye’nin aldığı para yardımı karşılığında nasıl bir senaryoyla karşılacağı ise bir o kadar belirsiz.

AB, barındırdığı nüfusun yaklaşık yüzde 0,11’ini temsil eden göçmenlerden kurtulmak için çaresiz planlara başvururken, 20’inci yüzyılın başlarında politikanın insanlık sorunlarına çözüm getiremeyeceğini çok iyi anlayan bir bilim insanından ders çıkarabilir. Zamanında her ne kadar ‘çılgıca’ bir proje olarak kabul edilmiş olsa da, teknolojik olarak mümkün olan süper kıta ‘Atlantropa’, insalığın bugüne kadar imza attığı çılgınca aptallıkların önüne geçebilirdi.

Avrupa-Afrika birleşimi süper kıta

Alman mimar Herman Sörgel, süper kıta Atlantropa fikrini ilk olarak Birinci Dünya Savaşı’nın ardından gelen yıllarda ortaya attı. Almanya’nın yaşadığı politik ve ekonomik yıkımın ardından Nazilerin yükselişini izleyen Sörgel, politikanın Avrupa’da yaşanan sorunları çözemeyeceğini anlamakta gecikmedi.

Temellerini 1928 yılında attığı Atlantropa, Avrupa’nın anormal boyutlara varan işsizlik, aşırı nüfus ve enerji sorununu çözebilecek nihai çözüm olarak kafasında belirdi. Nihai çözüm, politika değil ama teknolojide yatıyordu.

Atlantropa projesi, Cebelitarık Boğazı’ndan başlayarak Çanakkale Boğazı’na kadar uzanan devasa hidroelektrik santrallerinin kurulmasına dayanıyordu. Kapsadığı alan içinde İtalya’nın Sicilya adası ve Tunus ile Mısır’da da kurulacak santraller, Akdeniz’i iki dev havzaya çevirmeyi amaçlıyordu.

Akdeniz’in batısında oluşturulacak havza deniz seviyesini 100, doğuda oluşturulacak havza ise 200 metre alçaltacak ve ortaya Fransa’dan daha geniş bir alan kaplayan, 660,200 kilometrekarelik bir alan çıkacaktı.

Afrika ile Avrupa’nın bileşimini temsil eden ‘Eurafrican’ süper kıta, Kongo Nehri boyunca kurulacak iki dev barajla desteklenecekti. Sörgel, bu şekilde Çad ve Kongo denizleri oluşturarak Afrika iklimini daha ılımlı bir hale getirmeyi planlıyordu.

İnsanlığın sorunlarına mantıklı çözüm

Sörgel, şiddet ve ırkçılığın doruğa çıktığı yıllarda insanların bu sorunları sadece teknolojiyle aşabileceğini düşünmekte son derece haklıydı. Atlantropa süper kıtası, nüfus yoğunluğunu ortadan kaldıracak ve enerji tedarikinin tüm ülkeler arasında eşit yapılmasını sağlayacaktı.

Atlantropa, Afrika’yı Avrupa’nın önüne geçilemeyen hırsına şiddetle değil ama mantık çerçevesinde teslim edecek, kıtanın kaynaklarının Birleşmiş Milletler (BM) altında kullanılmasını sağlayacak, aşırı nüfusa yaşam alanı ve istihdam sunacaktı.

Modenr günümüzde kulağa çılgınca geliyor olsa da, Atlantropa Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda şiddete harcanan enerjinin 100’de biriyle hayata geçirilebilirdi. Birinci Dünya Savaşı’nın yıkımını yaşayan aklı başında birçok mimar, mühendis, politikacı ve gazeteci de Sörgel’in planını desteklemişti. Münih’teki Deutsche Museum’da yer alan Atlantropa Arşivi, proje kapsamında kurulacak yeni şehirlerin, barajların ve köprülerin planlarını ve proje hakkında yüzlerce makale saklıyor. Çok sayıdaki belge, projenin savunulduğu yıllarda sadece Almanya’da değil, uluslararası gazete ve dergilerde bolca yer bulmuştu.

Projenin İkinci Dünya Savaşı öncesinde desteklenmesini sağlayan, sahip olduğu vizyondu. Politikacıların diplomasiyle yüzyıllarca başaramayacağı kapsamda bir proje teknoloji sayesinde gerçek olacak Akdeniz’i boydan boya saran hidroelektrik santraller Avrupa ile Afrika’ya elektrik üretecekti.

Sörgel, bu aşamada elektrik üretimini kontrol edecek bağımsız uluslararası bir kuruluşun hayata geçirilmesini uygun görüyordu. Avrupa’da bir daha barış ve huzuru bozmaya kalkışacak bir ülke olursa, sorumlu kurum şalteri indirecek ve söz konusu ülke karanlıkta kalacaktı. Bu opsiyon, Sörgel’in olası bir savaşı önlemek için düşündüğü B planıydı. Savunduğu düşünceye göre, Atlantropa’yı inşa etmek için gerekecek para ve insan gücü, savaşmayı zaten imkansız kılacaktı.

Atlantropa planının detayları

Sörgel, on yıllar boyunca çizdiği planlarda Atlantropa’nın detaylarını titizlikle hazırlamıştı. Planın ana hatları şu şekildeydi:

– Çanakkale Boğazı’nda inşa edilecek baraj Karadeniz’i tutulacaktı,

– Sicilya ve Tunus’ta inşa edilecek santraller ile Akdeniz’in içlerine doğru ilerleyecek daha alçak bir şerit çizecekti,

– Kongo Nehri, bugün büyük kısmı kuruyan Çad Gölü civarındaki havzanın doldurularak, Sahra Çölü’nde tarım yapılmasını sağlayacak su kaynağı oluşturacaktı,

– Süveyş Kanalı genişletilecek ve Kızıl Deniz’i tutmak için ‘kilitler’ yapılacaktı.

Cebelitarık Boğazı'nda inşa edilecek kilitler. [Wikipedia]
Cebelitarık Boğazı’nda inşa edilecek kilitler. [Wikipedia]

Atlantropa, ana hatlarının yanı sıra dört basamağa ayrılmıştı:

– Barışçılık: Teknolojinin barışçıl amaçlarla kullanılmasına dayanıyordu.

– Pan-Avrupa yaklaşımı: Atlantropa projesini parçalanmış kıtayı bir araya getirmek için kullanmak.

– Afrika’da Avrupa odaklı tutum: Eurafrica yani Atlantropa’yı doğuracak görüş açısı ve yaklaşım.

– Yeni-koloni jeopolitikleri: Dünya’yı Amerika, Asya ve Atlantropa olarak üçe ayrılmış olarak kabul eden jeopolitika.

Geleceğin umudu rafa kaldırıldı

Sörgel, 1928’den Almanya’nın ikinci ve daha büyük bir yıkım yaşadığı yıllara kadar Atlantropa projesini ayakta tutmaya çalıştı. Hayatını kaybettiği 1952’de bile, ABD ve Sovyetlerin etkisi altındaki iki parçaya bölünmüş Almanya ve Avrupa için ümidini yitirmemişti.

Avrupa halkının barışına adadığı projenin gerçekleşmesi için o kadar büyük emek harcadı ki, ana akım medyada çıkan haberlerin yanı sıra radyo programlarına katıldı, filmler hazırladı, konuşmalar yaptı ve sergiler açtı. Hatta Atlantropa hakkında şiir ve senfoni bile bestelendi.

Almanya’nın ve kuzey Avrupa ülkelerinin büyük destek verdiği proje, 1930’lu yıllarda güçlendi, 1945’in ardından tekrar gündeme geldi. Ancak politikacılardan beklenen desteği hiç alamadı. BM, 1948’de Atlantropa projesi hakkında iyi niyetli ancak çözüm sunmayan bir açıklama yapmıştı:

“Cebelitarık’ın insanlığın iyiliği için dönüştürülmesi kulağa bir hayal gibi geliyor ancak 20’nci yüzyılda, uluslararası işbirliği dahil hiçbir hayal aslında imkansız değil.”

Herman Sörgel. [Wikipedia]
Herman Sörgel. [Wikipedia]
BM, Afganistan, Pakistan, Irak ve Libya’da uluslararası yasaların defalarca ihlal edildiği ve sivillerin spor olarak bombalandığı yüzlerce NATO önderliğindeki ‘operasyonun’ ardından 2012’de Nobel Barış Ödülü’nü kazandı.

‘Teröre karşı savaş’ başlığı altında şiddeti şiddetle bastırma mantığı, çok sayıda militan örgütü güçlendirdi ve üç yıl sonra, Ortadoğu’da yaşanan sorunlar Avrupa’nın içinden çıkamadığı bir kriz doğurdu.

Herman Sörgel’in projesi modern günümüz için gerçekten bir hayal olarak duruyor. Çünkü Sörgel’in yıkmaya çalıştığı düşmanlık ve ırkçılık temelli anlaşmazlıklar, bugün farklı ideoloji ve politikalardan besleniyor. Nihayetinde, insanların ölümüne tepkisiz kalınan dünyada Atlantropa gibi çözümler hayalin ötesine geçemiyor. Öfke ve savaşın aracı politika ile insanlar bölünmeye devam ederken, teknolojinin insanlığa faydası belli alanlarda, yapılan yatırım kapsamında kendisini gösteriyor.

Atlantropa efsanesinin en hüzünlü kısmı, yine Sörgel’de yatıyor. Münih’te üniversiteye ders vermek için bisikletle yol alırken bir arabanın çarpması sonucu 1952’de ölüyor. Sürücü kaçarken, Atlantropa hayali de Sörgel ile tarihe karışıyor.

* Bu makalenin orijinali The Conversation sitesinde yer almaktadır.