Okuma süresi: 8 dakika

Hayallerinizin Mektubu projesine kısa süre önce değinmiş ve bugün başlayacak röportaj serisiyle önümüzdeki çalışmalara doğru bir adım atacağımızı belirtmiştim.

Politikanın kasıp kavurduğu gündemiyle Türkiye’de bilime verilen önem ve yapılan yatırımlardan birçoğumuz haberdar değiliz. Ancak üniversitelerin başını çektiği araştırma ve projeler Türkiye’nin 2000 jenerasyonunu erken yaşta bilimle buluşturmak ve kendilerini geliştirmeyi sağlamak adına rol oynuyor. Yakın dönemde bilim insanlarının da sosyal medya üzerinden yürüttükleri çalışmalar, üniversite ve kurumları destekliyor.

İnternette spontane olarak doğan ve astrofizikçi Umut Yıldız ile Türkiye geneline yayılan HayallerinizinMektubu projesi, bugüne kadar yüzlerce öğrencinin içinde sakladığı hayal ve hisleri dışarıya vurmasını sağladı. Alışageldiğimiz projelerden farklı bir yapıya sahip olan projeye katılan gençlerden biri, İlkokul 3’e giden bir öğrenciyi taklit ettiği mektubuyla öne çıkan liseli Berfin Dağ oldu.

Berfin'in gönderdiği ilk mektup.
Berfin’in gönderdiği ilk mektup.

Aziz Sancar’ın doğduğu Mardin’in Nusaybin ilçesinde yaşayan Berfin, internetin verdiği nimetlerden yararlanarak kendini her alanda geliştirmeye çalışan sayısız gençlerden bir tanesi. Amacı, #HayallerinizinMektubu’na katılan birçok öğrenci gibi bir gün Mars yolculuğunda yer alan bilim insanlarından biri olmak.

Berfin, yer yer sokağa çıkma yasağı nedeniyle derslerine evine devam etmek zorunda kalsa da, ilk olarak Umut Yıldız’ın, ardından Aziz Sancar’ın verdiği ilhamla hayallerine çok daha sıkı sarılmış durumda. Dış gezegenlerde yaşam araştıran bir astrobiyolog olmak ilk amaçlarından biri çünkü varlıklarına çocukluğundan bu yana inanıyor. En büyük amacı ise Mars’a ayak basan ilk Türk olabilmek.

Mars için nasıl bir keşif aracı tasarlamak istediğini sorduğumda verdiği tez sayfasından koparılmışa benzeyen cevap, henüz 16 yaşında nasıl araştırmalar yaptığının açık örneği. Yaşadığı zorlukları ve amacına nasıl ulaşacağını konuştuğum Berfin, kendisi gibi kararlı gençlerin en önemli ihtiyacını ortaya koyuyor: Sadece biraz destek.

Daha küçük bir çocukken Dünya dışı varlıkların olduğuna inanmanı sağlayan sence neydi?

Berfin Dağ.
Berfin Dağ.

Küçük bir çocukken, dünya dışı varlıkların olduğuna inancım tamdı. Çünkü evrenin ne kadar büyük olduğunun farkındaydım. Sıradan madde, karanlık madde ve karanlık enerji ile genişleyen, sonu bilinmeyecek kadar büyük bir evren söz konusu. Ve insan bunu düşününce yalnız olduğuna pek inanmıyor. Şüphe ve merak duyuyor. Çünkü neden olmasın? Ve ben, bunu çocuk yasta düşünüyordum. O yaşımın verdiği merak ve heves inancımı güçlendiriyordu. Yani bunları o yaşta düşünmemin asıl sebebi Evren’in sonsuz büyüklükte olduğunu ve insanoğlunun henüz çok çok küçük bir yerini keşfetmiş olduğunu biliyor olmamdı.

İnsanlara uzaylıların görünümlerini sorduğunda nasıl bir tepki veriyor ve ne diyorlardı?

İnsanlara uzaylıların nasıl canlılar olabileceğini sorduğumda “Tipik sen gibi, eheheheh” gibi saçma şakalar yapıyorlardı. “Gecen Amerika’da UFO düşmüş uzaylılar varmış içinde. Fotoğraflarını gördüm. Filmlerdeki gibiler” tarzı cevaplar veren yalan haber mağduru dostlar da vardı…

Senin kafandaki Dünya dışı varlık çizimi nasıl? En basit yaşam formundan akıllı varlıklara kadar kafanda onları nasıl canlandırıyorsun?

Ben eskiden onların da iskeleti olduğunu ve bizim kadar hareketli canlılar olduklarını hayal ederdim. Ama şu an onların mikroorganizma olduğunu düşünüyorum. Yasam şartları dünyanınkinden farklı olan gezegenlerde yasam olamayacağını düşünsek de, o gezegenlerin şartlarının o gezegene ait canlılar için ideal olabileceği ihtimalini de unutmamak gerek. İnsan yaşamına elverişli olmayan gezegenler, canlı yaşamına elverişsiz olacak diye bir şey iddia edemeyiz. Çünkü o canlıları henüz tanımadığımız için, var olmak için neye ihtiyaçları olduğunu bilmiyoruz. Belki bizim için Mars neyse, o canlılar için de Dünya odur. Bu yüzden ‘onlar’ hakkında çok fazla betimleme yapabiliriz. Hiçbiri en ufak benzerlik bile taşımayabilir belki. Ama onların var olduğuna eminim.

Mars’ın geçmişi gibi Güneş Sistemi ve ötesinde yatan sayısız sırrı keşfetme arzun nereden doğdu?

Çizime meraklı olan Berfin yeteneğini Ay ve yıldızları çizerek gösteriyor.
Çizime meraklı olan Berfin yeteneğini Ay ve yıldızları çizerek gösteriyor.

Merak, merak, merak… Ben fazla meraklı bir insanim. Ve meraklı insanları severim. Çünkü gerçekten merak edilmesi gereken sayısız sır var evrende. Bu merak doğrultusunda araştırmak, öğrenmek, incelemek, keşfetmek! Bunlar ruhumu duyuruyor benim. Ve ben gibi binlerce gencin. Şu an imkânsız dediğimiz şeylerin gerçek olması, ya da keşfedilmesi ne kadar harika olur değil mi? Benim çok sık kullandığım bir cümle var, “Çünkü; neden olmasın?!” Ciddiyim, neden olmasın? Bu evren sanki sadece bizi şaşkınlıktan dehşete uğratmak için var gibi. Açıldıkça açılabileceğimiz dal Uzay Bilimleri. Bu alan gerçekten heves, merak, inat, azim ve özgüven gerektiriyor. Ve bende hepsi var!

Aslında küçükken babam eve bilim dergileri getirirdi ve ben onları kurcalarken yaşıtlarımın eğlence anlayışı dışında bir haz alıyor ve eğleniyordum. Keşfetme arzum, yasadığım sıradan hayatin dışında nasıl bir dünya ve nasıl bir evrenin var olduğunu keşfetmemle başladı ve o günden sonra eskiden ilgimi çeken şeyler ilgimi çekmemeye başladı. Çünkü ufkum açılmış, daha geniş düşünmeye başlamıştım. Anne babalar çocuklarına bilim dergileri vermeli.

Türkiye’nin 1960 ve 70’li yıllarında yetişen Aziz Sancar’ın elde ettiği başarı bugünler için sence nasıl bir anlam ifade ediyor?

Prof. Dr. Aziz Sancar, DNA üzerine yaptığı çalışmalar ve araştırmalar sonucu dünyanın ayakta alkışladığı bir bilim insanı. Nükleotid Eksizyon Onarımı ve Kanser başlıklı makalesi ve 35 yıllık çalışmaları sonucu aldığı ödül tıp için bir dönüm noktası. DNA onarımını, DNA hasarı ve mutasyon sonucu oluşan hastalıkların özellikle kanserin önlenme aşamalarını şemaya dökmüş ve 400’un üzerinde makale yazmış bir bilim insanı Aziz Sancar. Bu konuda tam 33 kitap yazmış kendisi. Türkiye için çok büyük bir gurur kaynağı ve çalışmaları günümüz tıbbı için çok büyük önem taşıyor. Düşünün, sadece yıllar yıllar önce (ben doğmadan önce) bu şehirde doğup büyüdüğü için gurur duyuyorum.

Mardin’de yaşayan bir genç olarak, Anadolu’nun dört bir yanındaki gençlere istedikleri hayali kovalamaları için ne tavsiye edersin?

Gaziantep’te bir bilim merkezi var. Bana en yakın bilim merkezi olduğu için oraya gitme sansım olmuştu. Konya’da bu yıl TÜBITAK destekli bir bilim merkezi açılıyor. İstanbul’da da benzer onlarca yer var. İzmir’de uzay kampları var, gidemediğimiz. Ve ben Mardin’deyim. İnanın, böyle bir yerde uzay bilimlerinin çocukken ilgimi çekmiş olması bile bir mucize. Çünkü burada ilginizi bu yöne çekecek bir şey yok. Kafanızı kaldırıp gökyüzünde gördüklerinizi ve göremediklerinizi merak etmenizi sağlayıp size rehberlik edecek herhangi bir yer, bir insan, bir etkinlik yok. Türkiye’nin çoğu yerinde böyle belki, ama benim bugün burada bu sorulara cevap verirken bile yapmak istediğim asil şey en az bir insanın bunları okuyup bazı şeyleri merak edip araştırmasını, sorgulamasını sağlamak. Bizim bu sayede kimlere ulaşıp iletişim kurabildiğimizi göstermek. Çünkü zekâsını ve merakını bu yönde kullansa ileride çok iyi yerlere gelebilecek insanlar var.

Türkiye’deki gençlerin veya Türkiye’de büyük şehirlerde yasamayan gençlerin sırf bazı fırsatlardan mahrum kaldığı için vazgeçmelerini istemiyorum. Çünkü bunu kendimden biliyorum, Umut Yıldız’la tanışana kadar uzay bilimlerine olan ilgim sadece yan dal olarak kalacaktı. Bu bölümü üniversitede okumayı düşünmüyordum çünkü burası Türkiye ve astronomi mezunu olursanız kendinizi bir fizik öğretmeği olarak bulma ihtimaliniz yüksek. Ama artık bunu gerçekten istiyorum. Amerika’da mastır ve doktora yapma imkânım olursa eğer, NASA’da çalışma hayalim bile gerçek olabilir! Her şey azim ve umut. Yaşadığınız yeri boş verin. Belki de ben ileride NASA’daki Mardinli olacağım. Çünkü neden olmasın? Aziz Sancar da Nobel Ödülü olan bir Mardinli.

Mektubunda Türkiye’ye ithafen ‘keşif yapmak için çok mu geç kaldık’ diye soruyorsun. Sence kaybettiğimiz zamanı geriye çevirmek için neler yapmalıyız?

Berfin'den ikinci mektup.
Berfin’den ikinci mektup.

Türkiye adına düşünürsek, artık gençleri bilime teşvik edecek şeyler yapılsın, lütfen. Okullarda kulüpler acilsin, aktif olsun. Araştırmalar yapılıp veriler aynı ortamda paylaşılsın. Tartışılsın ve yorumlansın. Münazara havası versin. Bu o kadar da zor değil. Ama daha büyük adımlar atılmalı. Bilim merkezi sayısı artmalı ve geleceğin bilim insanları oraları görmeli. Çünkü çok zeki bir milletiz. Neden bunu geliştirmek için daha fazla çaba sarf etmiyoruz anlam veremiyorum. Türk insanının bilim dalında dünya çapında ün kazanacak kadar başarılı olması için neden yurtdışına çıkması gerekiyor? Türkiye’nin en acı gerçeklerinden biri beyin göçleridir. Bunun mağdurlarından biri olduğum için de üzgünüm.

Üniversite ve sonrası için nasıl bir vizyon belirledin kendine? Mars’a ayak basmak ve Türkleri götürmek için planın ne?

Üniversitede Astronomi ve Uzay Bilimleri okumak istiyorum. En kötü ihtimal, yan dal olarak. Daha sonrasındaki adımlar yurtdışı eğitim ve maddi destek gerektiriyor. Bunları sağlayabildiğim zaman bahsettiğim gibi mastır ve doktoramı Amerika’da yapmak istiyorum. NASA’da çalışabilmek en büyük hedefim. Astrobiyoloji dalında araştırmalarımı NASA’da yapmak istiyorum, SETI projesi gibi dünya dışında canlı organizma araştırmalarında bulunmak istiyorum. Bir gün çalışmalarım sonucu hayallerim gerçekleşirse Mars’a ayak basmak için gereken çoğu şeyi yapmış olurum. Umarım bunu başarabilirim.

NASA ‘Dünya dışı varlık’ tespiti için en geç 2025 diyor. Sen o tarihe kadar ne gibi gelişmeler bekliyorsun?

Mars yüzeyinde akan su bulunması ve Plüton’un buzul gezegen olduğu kesifleri çok büyük iki haberdi. Araştırmalar ve çalışmalar bu hızda devam ederse daha şaşırtıcı bulguların geleceğine dair inancım tam. Ben de yakından takip ediyorum ve buna benzer haberlerin gelmesi için can atıyorum. Her ne kadar NASA’nin beni beklemesini istesem de uzaylılar beklemez! 2025 konusuna gelirsek, gerçekten çok şaşırtıcı şeylerin keşfedildiği haberini alıyoruz ve bu haberler dünya dişi varlık bulgusunun daha erken geleceğini bile hissettiriyor. Açıkçası benim Mars ilgim ve inancım çok güçlü. Mars’a gönderilen kesif aracı Curiosity’nin yaşlandığını düşünenlerdenim. Bu süreç içinde Mars’a yeni bir keşif aracının gönderilip Mars ikliminin, jeolojisinin incelenmesini ve Mars’ta daha önce yaşam olup olmadığının araştırılmasını ve ayrıca su ile dünyasal yerleşimle gelecekte insansı keşiflerin mümkün olup olmadığının araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Mars gizemini hala koruyor!

Senden bir keşif aracı veya uydu tasarlamalarını isteselerdi bu ne olurdu?

Berfin imzasıyla Umut Yıldız portresi.
Berfin imzasıyla Umut Yıldız portresi.

Mars’ta araştırılması gereken önemli şeylerin başında yaşam izleri sunan kalıntılar ve su var. Aynı zamanda Mars’ta koloni kurmayı planlayan NASA için yaşama elverişli ortamın oluşturulup oluşturulamayacağı da çok önemli. Bu yüzden tasarlayacağım keşif aracının araştırma temellerinde bu sorular olacak. Enerjisini de, Curiosity’deki gibi radyo izotop termoelektrik üreticiden alabilir. İzotopun doğal ayrışmasından elde edilecek ısı elektriğe dönüştürülür ve böylece her mevsimde, gece-gündüz enerji elde edilebilir. Ayrıca, elde edilen ısı sistemi ısıtma amaçlı da kullanılabilir.

Su konusunda ise Mars’taki suyun mevsimsel olarak incelenmesi gerekiyor. Bu sudan örnekler alıp laboratuvarında yapısını inceleyebilecek bir keşif aracı olmalı.

Curiosity Mars iklimini, jeolojisini incelemek ve Mars’ta daha önce yaşam olup olmadığını araştırmak için gönderilmişti. Curiosity 17 kamerasıyla çok başarılı fotoğraflar ve veriler elde etti. Şu an yorulmuş olan Curiosty’deki hasarlardan biri, alüminyum tekerleklerinde meydana gelen hasar. NASA’nin belirlediği yollarda beklenenden fazla kaya olması, tekerleklerin tahmin edilenden fazla aşınacağı endişelerini doğurmuştu. Hatta JPL, aracın geriye doğru ilerlemesinin hasarı azaltacağını öne sürmüştü. Bu gibi sıkıntıların Mars’a gönderilecek ikinci keşif aracında yaşanmaması için tekerleklerin teknik açıdan değişmesi gerek. Aynı zamanda Apollo 17 örneğindeki gibi uzay aracının yüksek ısılı atmosfer geçişlerindeki sürtünmeden meydana gelen ısı nedeniyle oluşacak yanmanın da en aza indirgenmesi gerekiyor. Örneğin 1972 yapımı Apollo 17 döndüğünde yüzeyi yanmış ve kararmıştı. Dış yüzeyin en az hasarı alması için karbondan yapılması gerekmekte çünkü karbon 3500 derecede yanıyor.

Teknik konuları geçersek, tasarlayacağım keşif aracının;

-Radyasyon seviyelerini, jeolojik bilgileri, Mars atmosferini ve havasını, sert rüzgârlarını, kum fırtınalarını araştırabilme,

-Kayaları kırarak mineral içeriğini, kimyasını yüksek çözünürlükte görüntüleme ve deney araçlarıyla tanımlayabilme,

[Berfin Dağ]
[Berfin Dağ]
-İnceleyeceği kayaları kimyasal yapılarına göre belirleme ve sınıflandırma,

-Mars’ın kuzey kutup dairesindeki buzul bölge Vastitas Boredis’i inceleme,

-Antik nehir yataklarını yüksek çözünürlükte görüntüleme,

-Mikroorganizma ve fosil araştırması yapabilme,

-Organik bileşiklerin miktarını saptayabilme,

-Karbon, hidrojen, nitrojen, oksijen, fosfor ve sülfür gibi yaşam için gerekli kimyasal yapıtaşlarının miktarını belirleme,

-Kaya ve toprakların değişim sürecini izleme,

-Su ve CO2’in şu anki durumunu ve dağılışını inceleme özelliklerine sahip olması gerekiyor.

Mars’ın geçmişinde yaşam olup olmadığı da önemli konulardan biri olduğu için, suyun canlı yaşamına izin verecek kadar var olup olmadığı da önemli bir bilgi. Belki Mars’ta Dünya’daki gibi bir yasam olmayabilir ama geçmişte canlı formlar yaşamış olduğu ihtimalini göz ardı edemeyiz. Aynı zamanda, Dünya’nın geleceği Mars’ın bugünkü koşulları gibi olabilir.

Kısaca, Mars’ta daha önce yaşamış canlı formların varlığını kanıtlamaya, ileride Mars’ta insan yaşayabilir mi sorusunu cevaplamaya yardımcı olabilecek verilere ihtiyacımız var. Ve bu verileri elde edebilecek bir keşif aracına. Ömrüm yeter mi bilmem ama Dünya-Mars seferlerinin günümüzdeki uluslararası seferler boyutuna gelmesini görmek isterim.

*Kapak fotoğrafı: Mars’taki mavi günbatımı

1 YORUM

  1. bu heyecan verici etkinliği, haberleri ve mektupları okuyunca, sanki ülkemiz ikinci bir bilim nobeli kazanmış gibi sevindim. bunu başlatan Umut’a, Gökmen’e, Berfin’e ve diğer katılanlara teşekkür ediyorum ve ülke politik tartışmalarının düzeyinden “içleri kararmış bizlerin, rastlamıyacağı”, hatta rastlamayı umamayacağı türden bu haberler için mutluluğumu ifade etmek istiyorum. ülkemizde çok insanın da böyle hissedeceğinden eminim. bu “hayallerimin mektubu” projesinin Türk yazılı ve görsel basınında neden yer almadığını da anlayamadım (yoksa ben mi duymadım?). bu umutları yeşerten umut yıldız, sanki adında ta baştan beri yazılı misyonunu yerine getirmeğe mi çalışıyor diye düşünmekten kendimi alamadım… çok eski (1970-80’lerde) bir nasa çalışanı, emekli bir “uzaycı” ve hepimiz gibi bir “uzaylı” olarak çok teşekkür ederim, giderek gömülmekte olduğum karamsarlıklardan uzaklaşmama yardımcı olduğunuz için… m.e.özel