Okuma süresi: 4 dakika

Teorik fizikçi Lisa Randall, henüz görmeyi başaramadığımız karanlık maddenin 66 milyon yıl önce dinozorları yok eden meteorlar bağlantılı olabileceğini öne sürdü.

Meksika’nın Yucatan Yarımadası’na düşerek kitlesel ölümü tetikleyen ve 69 milyon yıl boyunca Dünya’ya hakim olan dinozorların sonunu getiren meteor hakkındaki bugüne kadar öne sürülen teorilerde halen eksik noktalar var. Dinozorları yok eden meteorun nereden geldiği konusunda yaşanan tartışmalar sürerken, Harvard Üniversitesi’nden Lisa Randall, halen tespit etmeyi başaramadığımız karanlık maddenin sorumlu olduğunu ileri sürerek bilinmeyen katsayısını fazlasıyla artırdı.

dark_matter_0002Karanlık madde hakkında bugüne kadar yaptığım haberlerden bildiğim şey, halen görülemediği gibi Evren’de ne kadar alan kapladığı konusunda sadece tahminlerin yürütülebildiği. Uzay boşluğu kaplayan görünmez maddenin gök cisimlerinin hareketleri ve çekim gücü üzerindeki etkisi de henüz bilinmiyor. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nı (LHC) içeren CERN’deki deneylerin yanı sıra, Uluslararası Uzay İstasyonu (UUİ) ve yüzlerce metre derinliklerdeki madenlerde yapılan çalışmalar kesin bir delil sunmayı başaramadı.

Randall ise karanlık maddenin uzun zamandır düşünüldüğü gibi ‘bize dokunabilecek kadar’ etkili olduğunu düşünüyor. Hatta, dinozorları yok eden kozmik çarpışma, bizzat karanlık maddenin tetiklemesiyle yaşandı. Randall, Oort Bulutu’ndan gelen göktaşını karanlık madde etkisiyle dinozorların kafasına düştüğünü düşüncesini ilk olarak geçtiğimiz yıl Physical Review Letters dergisinde fizik profesörü Matthew Reece ile kaleme aldığı makalede öne sürmüştü.

Randall, en son kitabı “Dark Matter and the Dinosaurs: The Astounding Interconnectedness of the Universe” adlı kitabında bu düşüncesini daha fazla yer vermeye karar verdi. Kitabın başlığından anlaşılabileceği gibi Randall Evren’in içten bağlılığına değiniyor ve karanlık maddenin bu bağlantının ana maddesi olduğunu savunuyor.

Teorisi ne kadar doğru bilinmez ama karanlık maddeyi daha iyi anlamak ileride insanlığın yararına olabilir.

Katil göktaşını kim getirdi?

Randall, karanlık maddenin modern günümüze uzanan bağlantılarına yer verdiği kitabında, Büyük Patlamada’dan Kretase-Tersiyer sınır çizgisine kadar uzanan olayları değerlendiriyor. K-T sınırı olarak da bilinen çizgi, dinozorları yok eden kozmik çarpışmanın dünyanın dört bir yanında bıraktığı jeolojik izi temsil ediyor.

[Wikipedia]
[Wikipedia]
Randall kitabında, ince bir karanlık madde diskinin Güneş Sistemi’nin dış bölgelerindeki zayıf çekim gücüyle birbirine bağlanmış kuyrukluyıldızları etkilemiş olabileceğini öne sürüyor. Randall, her ne kadar bugüne kadar yapılan araştırmalar karanlık madde diskini tespit etmeye yönelik delil sunmamış olsa da, böyle bir keşiften uzak olmadığımızı düşünüyor.

Karanlık maddenin ortaya çıkarılması ise dinozorların katilini ortaya çıkarmamızı sağlayabilir. Çünkü kendisinin halen Güneş Sistemi içinden gelen bir asteroit mi, yoksa Oort Bulutu’ndan sisteme giren bir kuyrukluyıldız mı olduğu bilinmiyor. Eğer ikinci seçenek geçerliyse, kuyrukluyıldızı Güneş Sistemi’ne çeken neydi?

‘Karanlık maddenin de çeşitleri var’

Dinozorların katili olan kozmik çarpışmanın benzerleri, her 30 veya 35 yılda yaşanıyor.

Bilim insanları, Samanyolu’nun merkezinde her 240 yılda bir aşağı yukarı hareket ederek bir tur atan Güneş Sistemi’nin (Güneş saatte 220 km hızla hareket ediyor) bu döngüsü esnasında kozmik çarpışmalara neden olan asteroit veya kuyrukluyıldızlar ile karşılaştığını düşünüyordu. Ancak yörünge diskindeki kozmik materyallerin 66 milyon yıl önce bir çarpışma yaşanmasına neden olamayacak dağılımda olduğu anlaşılmıştı. Randall’ın öne sürdüğü karanlık madde teorisi, işte burada kendini gösterdi.

Karanlık madde görülemiyor ancak her madde gibi bir çekim gücü oluşturuyor. Uzayda nesnelerin neden mevcut yerinde olduğu da karanlık maddenin çekim gücüyle açıklanıyor. Öte yandan, karanlık madde görünür maddeye kıyasla galaksi diski üzerinde yayılmıyor. Aksine, galaksi merkezinden yayılan kürenin içinde, yıldız ve diğer maddenin üzeri ve altını kaplıyor.

Randall, görünür maddenin çok çeşitli olmasından yola çıkarak, Evren’in yüzde 85’ini oluşturduğu (ağır basan ihtimal) düşünülen karanlık maddenin de birden fazla çeşidi olduğunu düşünüyor.

Büyük Patlama'dan 3 milyar yıl sonrasına ait simülasyonda karanlık madde ve kümelerinin dağılımı gösteriliyor. Sarı bölgelerin yoğunluğu, Güneş'ten 300 kat fazla. [ESA]
Büyük Patlama’dan 3 milyar yıl sonrasına ait simülasyonda karanlık madde ve kümelerinin dağılımı gösteriliyor. Sarı bölgelerin yoğunluğu, Güneş’ten 300 kat fazla. [ESA]
Eğer madde gibi enerji saçan karanlık bir madde varsa, bu maddenin soğuyarak yoğunlaşacağı ve galaksi merkezi etrafında bir disk oluşturacağı düşünülebilir. Bir protondan 100 kat daha büyük olduğu kabul edilen karanlık madde parçacıklarının bu haliyle görünür maddenin oluşturduğundan 100 kat daha ince ve 20 kat daha yoğun bir disk oluşturabileceği öngörülüyor. Bu şekilde, 66 milyon yıl önceki çarpışmanın gerçekleşmesine izin verecek kadar ince ve çekim gücü yüksek bir disk mevcut denilebilir. Tabii, Randall’ın ümit ettiği keşifler bu teoriyi doğrularsa.

Randall, karanlık maddenin fotonu (ışığın temel parçacığı) olduğunu varsaydığımızda, bir merkezden yayılarak disk oluşturabileceğini düşünüyor. Sonuç olarak da ‘çok ilginç şeyler yaşanabileceğini’ söylüyor.

İnsanların tetiklediği felaket

Randall’ın teorisi ne kadar doğru ve yanlış anlamak için on yıllar süren araştırmalar gerekiyor. Teorisini yürüttüğü anormal kozmik ölçekte kesin tahminlerde bulunmak neredeyse imkansız ancak Dünya’nın kaderini değiştiren bir olayın geçmişini anlamamız çok önemli. Randall’ın temel amacı da karanlık madde diskinin hemen ortaya çıkmasından çok, kamunun bilgilenmesi.

dark_matter_0003‘Tarihi anlamamız çok önemli’ ifadesini kullanan Randall, kamuoyunu bilim hakkında eğitmenin en büyük öncelik olduğunu belirtiyor ve ekliyor: Altıncı kitlesel yok oluşun içindeyiz ve bu gezegen bir sürü canlı türü kaybediyor.

Kitlesel yok oluşu insanların tetiklediğinin altını çizen Randall, Evren’deki tüm öğelerin içten bağlantılı olduğunu hatırlatarak, ‘insanların da Dünya’daki insan yaşamından bağımsız sayısız elementle bağlantılı olduğunu’ vurguluyor.

Karanlık maddenin kendisi kadar zor bir soru da burada aklıma geliyor: Kaç kişi okuyacak, kaç kişi anlayacak?