Okuma süresi: 2 dakika

Avrupa Uzay Ajansı (ESA), ilk olarak Kasım 2014’te duyurduğu keşfi doğrulayarak, Rosetta uzay aracının iki yıldır takip ettiği 67P/Churyumov-Gerasimenko kuyrukluyıldızında yaşamın temelini oluşturan organik bileşikler tespit edildiğini duyurdu. Yapılan açıklama ile yaşamı oluşturan organik moleküllerin kaynağını Oort Bulutu’nda sakladığı teorisini güçlendi.

ESA’nın sayfasında yaptığı açıklamada, tespit edilen içerikler arasında proteinlerde yer alan asit glisin ve DNA ile hücre zarlarında bulunan fosforun bulunduğu belirtildi. Göktaşlarında Dünya’daki okyanuslara benzer nitelikte su bileşenleri geçmişte keşfedilmişti. En son bulgular ise su ve organik moleküllerin Dünya’ya asteroit ve kuyrukluyıldızlar ile taşındığı tartışmasını güçlendireceğe benziyor.

Amino asitler, proteinlerin temelini oluşturan karbon, oksijen, hidrojen ve nitrojen içeren organik bileşikleri temsil ediyor. En temel amino asit glisinin izleri, Dünya’ya 2006’da Wild-2 kuyruklıyıldızından numune taşıyan Stardust görevinde tespit edilmişti. Ancak numunelerin uzay boşluğunda birçok dış etkene maruz kalması sonuçları kesin olmaktan uzak bırakmıştı.

Rosetta ise 67P’nin atmosferinde glisin olduğunu doğruladı. Ölçümleri yapan ROSINA cihazını kontrol eden ekipte yer alan Kathrin Altwegg, “Bir kuyrukluyıldızda ilk kez glisin kesin olarak tespit edildi… Aynı zamanda glisin öncesinde oluştuğunu düşündüğümüz organik bileşiklerin izine rastladık” ifadesini kullandı.

Açıklamada, organik bileşenlere işaret eden ölçümlerin, 67P’nin 6.5 yıllık yörüngesinde Güneş’e en yakın olduğu noktaya erişmeden yapıldığı belirtildi. Organik bileşiklerin izini gösteren önceki ölçümlerin ilki, Rosetta’nın kuyrukluyıldızdan 10 km mesafede olduğu Ekim 2014’te yapılmıştı. Diğer ölçümler ise çekirdekten 15-30 km mesafede hareket ettiği Mart 2015’te gerçekleştirilmişti.

Dünya’nın ilkel zamanlarındaki biyolojik çorbanın içinde ne olduğunu daha iyi anlayabileceğiz.

Milyarlarca yıldır kuyrukluyıldızda bekliyor

Rosetta, 67P’nin Güneş’e en yakın olduğu Ağustos 2015’te oluşan yoğun toz ve gaz bulutu içinde de glisin izlerine rastladı. Kathrin, glisin ve toz parçacıkları arasında yakın ilişki olduğunu belirterek, ‘çekirdek ısındığı zaman tozların buz örtülerinden diğer uçucu gazlar ile saçılmış olabileceklerini’ söyledi.

Rosetta’nın 67P’yi 200 km mesafeden takip etmek zorunda kaldığı Güneş’e en yakın olunan dönemde, toz parçacıklarının 150 dereceye kadar ısındığı düşünülüyor. Glisin, söz konusu sıcaklığın biraz altında buharlaşıyor. Bu durum, Rosetta’nın glisine sürekli rastlamamasının sebebini de açıklıyor.

Kathrin, glisinin su olmadan yapı değiştirebilen tek amino asit olduğuna dikkat çekerek, donmuş toz tanecikleri içinde veya buzun morötesi ışınlara maruz kalması sonucu oluşmuş olabileceğini belirtti. Her iki durumda, glisin kuyrukluyıldız içinde diğer organik bileşiklerle milyarlarca yıldır bütünleşmiş halde duruyordu.

[ESA/Rosetta/NavCam – CC BY-SA IGO 3.0]
[ESA/Rosetta/NavCam – CC BY-SA IGO 3.0]

4.5 milyar yıldır aynı

Rosetta’nın en son ölçümlerinde ortaya çıkan bir diğer önemli bulgu ise fosfor. Canlı organizmalar için temel elementlerden biri olan fosfor, DNA’nın yapısında yer aldığı gibi hücre zarında kimyasal enerjinin iletilmesini sağlıyor.

Araştırma makalesinde imzası olan bir diğer isim Herve Cottin, “Dünya’nın ilk zamanlarındaki kimya ile göktaşlarının organik bileşenleri taşıdığı zamana kadar geçen sürede çok büyük bir evrim açığı var” yorumunda bulundu. Kısaca, Dünya’nın ilk asteroit ve kuyrukluyıldız çarpmaları öncesinde yaşam potansiyeline sahip olup olmadığı belli değil.

Cottin, ellerindeki en büyük avantajın, kuyrukluyıldızların 4.5 milyar yıldır (Dünya’nın yaşı) neredeyse hiç değişmememesi olarak belirtiyor. Bu sayede en azından ilk tarih öncesi biyolojik çorbaya neler katıldığını tahmin edebiliyoruz.

Rosetta ekibinde yer alan Matt Taylor ise iki yıl önce Philae tarafından yapılan tespitlere glisin ve fosforun eklenmesiyle ‘prebiyotik kimyanın oluşmasında kuyrukluyıldızların önemli bir rol oynamış olabileceğini anladıklarını’ söyledi.

Taylor, Güneş Sistemi’ndeki ilkel materyallerin Dünya’ya yaşam için kritik bileşenler taşımış olduğunu anlamanın Rosetta görevindeki ana amaç olduğunu belirterek, ‘sonuçlarla çok memnun olduklarını’ söyledi.

Yine de, Dünya’ya yaşam nasıl ortaya çıktı sorusunun cevabı belli olmaktan çok uzak.