Okuma süresi: 7 dakika

Yıllar önce haber editörlüğü yaptığım ofiste bana seslenip bir telefon olduğunu söylediler. Arayan kişi Belçika’da yüksek lisans yapan bir öğrenciydi. Sorumlu olduğum bilim-teknoloji sayfasının takipçisi olmuş ve ortalamanın üzerinde bir gayret olduğunu fark edince katkıda bulunma isteği duymuştu. Özellikle sinirbilim içerikli haberler hakkında tavsiyeleri vardı ve haber yazmak istiyordu.

Psikoloji odaklı haberleriyle bana aylarca destek veren Ceylan Özdem, geride kalan yıllarda akademik çalışmalarına devam etti. Ben de Avrupa’da geçirdiği akademik kariyeri takip etme şansı buldum.

Çalışkanlığıyla beni fazlasıyla şaşırtan birisi olan Ceylan’ın çektiği zorlukları ve gelmek istediği noktaya ilerlerken ne kadar çaba sarf ettiğini az çok biliyorum. Türkiye’de ve yurt dışında akademik kariyer hedefleyen birçok genç insan gibi hayatın günlük akışında öğrenimi öncelik halinde tutmak ve sürekli kendini geliştirmeye çalışmak kolay değil. Dahası, tüm bu çalışmaların sonucunda istediğiniz yerde olacağınızın garantisi yok.

Dijital medya ve internetin erişim gücü sayesinde Türkiye’de binlerce genç insan bilim ve teknoloji alanında son derece geniş bir görüş açısına ve bir o kadar güçlü vizyona sahip. Aklıma sıkça takılan bir soru ise gençlerin hayalini kurduğu yerlere erişebilmek için ne yapmaları gerektiğini yeterince sorgulayıp sorgulamadıkları.

NASA tişörtü giymek ve bir gün bir roketle derin uzaya ateşlenmeyi hayal etmek keyif verici olsa da, kafamızın dışında baş etmesi zor bir tablo var. Binlerce bilim enstitüsü, uzay keşfi, tıp ve teknoloji geliştikçe yenileri eklenen sayısız bilim dalında binlerce bilim insanı arıyor olacak. Bu insanlardan biri olmak bile ne kadar zor, bunu çevremdeki Ceylan gibi insanlara bakarak anlayabiliyorum.

Geleceğe ait birçok hayal kuran gençlere ufak da olsa bir bakış açısı oluşturması için Ceylan’a birkaç soru sormaya karar verdim. Anlattıklarına baktığımda, hepimizin kısa bir değerlendirmek sonucu varacağı noktaya parmak bastığını gördüm…

Kendinden kısaca bahseder misin?

2006 yılında İzmir Anadolu Öğretmen Lisesi’nden mezun oldum. Yeni şeyler öğrenmeyi ve öğrendiklerimi aktarmayı çok seviyorum. İlkokulda iken az konuşan, sakin ve insanları gözlemlemeyi seven biriydim. İnsanlarla ilgili gözlemlerimi ablama anlatınca bana Psikoloji biliminden bahsetmişti. Ben ortaokul yıllarında iken onun Psikoloji ve Felsefe ders ve test kitaplarını anlamasam da okurdum. Daha 6.sınıfta iken insanlara yardımcı olmak için klinik psikoloğu olmaya karar verdim. Bu hedefte 2006’da Bilkent Üniversitesi’ni Psikoloji bölümünü seçtim ve burslu kazandım. Okurken insan beyni ve bilişsel süreçler ile ilgili konular daha çok ilgimi çekince bu alanda ilerleme kararı aldım.

Akademik kariyer yapmaya ne zaman karar verdin? Seni motive eden sebepler neydi?

2010 yılında Bilkent Üniversitesi’nden mezun olurken, insan beyni ve davranışları öğrendikçe bildiklerimin bana yetmeyeceğini düşünürek yüksek lisans yapmaya karar verdim. Beyin araştırmaları, görsel ilüzyonlar, insanların önyargıları, -o zaman şu an ki kadar popüler olmayan- TED konuşmalarında Vilayanur Ramachandran’ın ayna nöronları hakkındaki yorumları beni çok heyecanlandırmıştı. İlginçtir ki yüksek lisans yaparken ayna nöronları ile ilgili teoriyi problemli bulmaya başladım ve dikkat konusunda daha derin bilgiler öğrendikçe doktorada bu birbirinden farklı gibi duran konulara ortak bir cevap verebilecek bir projeye dahil oldum.

Benim en önemli motivasyonum sorguladığım konularda tutarlı cevaplar göremeyince daha da alevlenen öğrenme ateşi. Maalesef(!) içimde bitmek tükenmek bilmeyen bir öğrenme ve öğrendiklerimi paylaşma arzusu var. Buna istinaden hatalı bilgi görünce düzeltme isteği duyuyorum. Tabi bunun yanında bir de dünyaya iyi yönde katkıda bulunma isteği var.

Psikoloji alanında ilerlemek için üniversite yıllarında nasıl bir yol haritası çizdin?

Lisans yıllarında en zor olanı Psikoji’nin hangi alanınında çalışacağıma karar vermekti. Okulumdaki hocaların deneylerine yardım edip onların çalışmalarını yakından takip ettim ve aklımdaki sorulara cevap bulmak için ilgili bilim adamlarına e-maille ulaştım. Ayrıca bir hastanede gönüllü staj yaptım. Hastane stajımda demans hastaları ile çalıştım mesela. Her ne kadar okulda öğrendiğim semptomları beklesem de bu hastalarla çalışınca çok üzülmüştüm ve korkmuştum. Böylelikle klinik alanda başarılı olamayacağımı; başarılı olsam da huzurlu olamayacağımı görmüş oldum.

Son sene tezimi görsel algı üzerine yapınca çok mutlu ve başarılı olduğumu görünce bu doğrultuda Almanya’daki Ludwig Maximilian Üniversitesi’ne başvurdum ve kabul aldım. Genel olarak kendi yeterliliğimi sürekli test edip işin uzmanları ile doğru zamanda iletişim kurarak bir yol çizdim kendime.

İki farklı ülkede birden eğitim gördün. Alışma sürecinde ne gibi zorluklar yaşadın?

Her yurt dışına yerleşen insan gibi ben de en büyük destekçim ailemden, yakın arkadaşlarımdan uzaktaydım ve onları çok özlüyordum. Kültür farklıklarının yanında çok da hoş olmayan birkaç ön yargılı ve ayrımcı tavır karşısında üzüldüğüm zamanlar oluyordu. Türkiye’deki sizin gözlerinizin içine bakıp sizi anlayacak insanların yerini, gözlerinize bakıp dışlayacak ya da anlamayacak insanlar alabiliyor yurt dışında. Bunun yanı sıra Almanya’ya giderken burs başvuru tarihine yetişemediğimden oraya burssuz gitmiştim.

O dönem, yaklaşık 20 yıl Tekel’de çalışan babam işten çıkarılmıştı ve Almanya’ya giderken ailemden maddi destek alamayacağımı bilerek gittim. Bu sebepten ağır yüksek lisans programının yanında iki ve bazen de üç farklı işte çalışarak geçimimi sağlıyordum. Fiziksel ve psikolojik olarak çok yorgundum Almanya’da ve yüksek lisansta hedeflediğim başarıya ulaşamamıştım. Neyse ki Brüksel’deki doktora programında bursum vardı ve doktorada kendime ve çalışmalarıma zaman ayırabildim.

Tembellikten beslenmeyen; bilakis temeli olan, sorgulanıp sindirilmiş bilgi ile itiraz eden insanların, bunlar için çabalayan insanların hayallerine ben de inanıyorum.

Brüksel Vrije Üniversitesi. [Facebook]
Brüksel Vrije Üniversitesi. [Facebook]

Kendini geliştirmene yardımcı olan imkanlar nelerdi? Bunları nasıl değerlendirdin?

İmkan konusunu biraz açmamız lazım. Fırsat eşitliğinin olduğu bir yerde herkes aynı noktada olsa da kişinin kendi yaratıcılığı, insiyatif alışı ve öğrenme hırsı önemli oluyor. Örneğin, Bilkent Üniversitesi’nde son sene MR aletini kullanarak tez projesi imkanı sunulmuştu. Bazı öğrenciler zorlanacaklarını düşünerek aslında her Psikoloji öğrencisinin de ufkunu açacak, beyin araştırmalarını anlamalarını yardımcı olacak bu yenilikten yararlanmaya dersin zor olmasından dolayı soğuk bakıyorlardı. Ben zor olacaksa da bir projeye dahil olarak bu aleti, bu aletle nasıl deneyler yapılacağını ve elde edilen verilerin analizini işin içine girerek öğrenmeye çalışmıştım.

Doktorada iken kullanıcı deneyimi konularına merak salıp bir şirketle iletişime geçip staj yaptım. Yine aynı şekilde gittiğim konferanslar, konferanslarda tanıştığım insanlar bana yetmiyor ben başka bir laboratuvar deneyimi edinmek istiyorum dedim ve Princeton Üniversitesi’nde bir hocayla iletişime geçip Sosyal Sinirbilim laboratuvarına başvurdum. Birkaç testten sonra kabul aldım ve o laboratuvarda akademik ve sosyal açıdan çok şey öğrenerek geri geldim. Yani demek istediğim aslında bilgiye erişimin bu kadar kolaylaştığı bir evrede eğer ki fırsat eşitliği de varsa iş kişinin girişken bir olmasına, analitik düşünmesine ve hedefine iyi odaklanıp öz disiplinle çalışmasına kalıyor.

Princeton Üniversitesi Sosyal Sinirbilim Laboratuvarı’na kabul edilmenden bahseder misin?

Aslında Princeton Üniversitesi’nden önce Harvard Üniversitesi’nde bir hocayla görüşmüştüm ve kabul almıştım. Ancak hocanın çocuğu olacağından bu süre istediğim gibi verimli geçmez diye düşünürken Princeton’da projeleri bana daha da yakın olan hocaya e-mail attım. Bu e-maile hocaya benzer konuları çalıştığımız için laboratuvarını ziyaret edip, çalışmalara dâhil olmak istediğimi belirten bir motivasyon mektubu ve CV’mi ekledim. Hoca e-mailime birkaç soru daha ekleyip olumlu yaklaştığını belirti ve önce beraber çalışma olasılığımız için doktorada yaptığım projeleri özetlememi istedi. Birkaç e-mail trafiğinden sonra Skype’ta son projemi tartışmak istedi.

Bu aşamalardan geçtikten sonra benim tezimi bitirmem de gerektiğinden yaklaşık 4 aylığına oradaki laboratuvara dahil oldum. İyi ki gittim dememin yanında keşke tezim olmasaydı da daha uzun kalsaydım dedim. Benim gibi başvuracaklar net bir şekilde çalışmalarından, amaçlarından bahsedip iletişime geçsinler. ABD’deki hocalar her kimden gelirse gelsin her fikri ciddi ciddi tartışıp üzerine kafa yoruyorlar. Bunun yanında mesela en sevdiğim, kritik makaleleri yazan hocalara koridorda denk geliyordum ve bu bile beni daha ciddi çalışmaya itiyordu. Yine aynı şekilde alanlarında oldukça başarılı olan bir grupta toplantılara katılıp çalışmalarımı sundum. Hatta bu sunumlardan gelen eleştirilerden yola çıkarak yeni bir deney tasarladım Brüksel’e gelince. Belçika’daki danışman hocalarım da fikri beğendi ve proje ilerliyor böylelikle.

Princeton Sinirbilim Enstitiüsü.
Princeton Sinirbilim Enstitiüsü.

Çalışmalarını nasıl devam ettirmeyi düşünüyorsun?

Tasarlama aşamasında olduğum iki deney var. Doktoram bitecek olsa da bu deneyleri yapıp aklımdaki soruların cevabını bulmak istiyorum ilerde. Bilgi paylaşmayı sevdiğim için üniversitede ders vermek istesem de akademiye bir yıl ara verip öğrendiklerimin uygulamasını yapabileceğim bir yerde çalışmak istiyorum. Özellikle araştırmak istediğim konular ise empati, ön yargılar, başkasının açısından düşünürken beynimizde oluşan aktivasyonlar, irrasyonel insan davranışları.

Yeni nesil çok güzel hayallere sahip. Sence bakış açıları ne kadar doğru? Ya da yanlış olan ne?

Ceylan Özdem.
Ceylan Özdem.

Hayal kurmak çok çok önemli. Hedeflere giden yolda olmazsa olmazlardan. Ben de hedeflediğim yerlere gelmeden önce bunların hayallerini kuruyordum. Hayaller gerçekleşince olunan tatmin bir sonraki hedefi besliyor. Bu hayaller  bazılarına göre  gerçekçi gelmeyebilir ama  benim için gerçekçi olması ve/veya gerçekleşme olasılığı kişinin bu uğurda attığı adımlara bağlı.

Benim gördüğüm verimli çalışmanın yanında doğru zamanda doğru yerde doğru kişilerle iletişimde olarak bir yerlere geliniyor (öngörülemeyen, kontrol edilemeyen faktörleri saymazsak). Bazen bana gelen e-maillerde internette arama ile çok kısa sürede bulunabilecek soruları yönelten gençler hayal kırıklığına uğratsa da yeni nesilde sorgulayan, araştıran insanlar da görüyorum. Bir de Selçuk Şirin hoca da bu konuyu tartıştı ve en son ‘itiraz edin, hayal kurun’ dedi. Tembellikten beslenmeyen; bilakis temeli olan, sorgulanıp sindirilmiş bilgi ile itiraz eden insanların, bunlar için çabalayan insanların hayallerine ben de inanıyorum.

Avrupa’yı iyi tanıyorsun. Türkiye’deki öğrencilerin eğitim ve akademik kariyer için ne gibi adımlar atmasını önerirsin?

Başvurdukları bölümleri iyice araştırıp yardım gerektiğinde ilgili kişilere hedeflerine yönelik öğrenmek istediklerini, sorularını açık ve anlaşılır bir şekilde sorsunlar. Lütfen bu emaillerde okulun websitesinde görebilecekleri bilgileri kesinlikle sormasınlar. Wikipedia’da bile bir bilgiyi İngilizce dil seçeneğini seçince daha çok bilgi girişi olduğunu düşünürsek kesinlikle İngilizce öğrensinler. Yurtdışındaki ilgili üniversite, kurumlarının çalışmalarına katılsınlar. Bazen bu çalışmalarda kendilerini ispat ederlerse bir sonraki çalışmalara kolayca dâhil olabilirler ve hatta yüksek lisans, doktora programlarına girme şanslarını artırırlar. Bilgilerini güncel tutmak, yeni çalışmalar için fikir bulmak ve kaliteli akademisyenlerle ortak çalışmalar yapmak için konferanslara gitsinler.

Türkiye’nin teknoloji-bilim alanında daha fazla çaba göstermesi gereken başlıca alanlar ne olmalı?

Nobel Kimya Ödülü'nü kazanan Profesör Aziz Sancar. [YouTube]
Nobel Kimya Ödülü’nü kazanan Profesör Aziz Sancar. [YouTube]
Nüfusunun neredeyse yüzde 60’ı internet kullanan, genç ve dinamik nüfusa sahip bir ülkeyiz. Türkiye’de çok zeki, çalışkan, parlak gençler, öğretmenler, girişimciler, çalışanlar var. İşini ahlaklı yapan kurumlar, çalışanlar olsa da, gelişebilmemiz için daha fazla çaba gösterilmesi gereken alanların maalesef ki teknolojik olmayan alanlar olduğunu belirtmek isterim. Yani eğitimde, adalette ve ger(il)meyen ülke gündeminde ilerlemeye çabalamamız lazım.

Mesela, Prof. Aziz Sancar Türkiye’de kalsaydı Nobel Ödülü’nü aldığı çalışmaları huzurla aynı şartlarda yapabilecek miydi diye soralım. Kendisinin Türkiye haberlerini okuduğunda ABD’deki laboratuvarında moralinin bozulup çalışamadığını söylediğini göz önünde bulundursak bu ödülü alacak çalışmaları yapamayacağını düşünüyorum. Kaldı ki sadece moralmen çökmesinin yanında ülkede kalsaydı acaba yıpratılmadan hakkıyla yükselip hakettiği desteği görecek miydi ondan bile emin değilim. Hedefimiz Türkiye’den göç etmeden Türkiye’nin laboratuvarından yetişmiş, Nobel’e gidecek yolu bulmak olmalı. Ben bu yola giden yolu çok da güncel siyasete girmeden maddelersem:

Bireysel tutarlık: Yani herkes yapması gereken işi en iyi ve doğru şekilde yapsın.

Liyakat: Etrafımız olduğu pozisyonu hakkeden insanlar olsun ki hem ilerleyelim hem de kendimizle yarışalım.

Zinde zihin: Ülkemiz öğrencilerinde özellikle gözlemlediğim zihinsel üşengeçlik ve geçiştirerek, ezberleyerek sınav için öğrenme kültürü var. Oysaki bilgi ve teknoloji sürekli bir devinim içinde. Derinlemesine öğrenmeye çalışmalı ve sürekli sorgulamalı, bilgiyi güncellemeli.

Profesyonel mesafe: Brüksel’de dekanımız eşcinsel, fakültesinde beraber çalıştığı bir doktora öğrencisi türbanlı. Herkes günün sonunda nasıl en iyi iş çıkaracağına odaklandığından kişilerin kimliğinin, yönelimlerinin, fikirlerinin yargılandığı çalışma şartlarından uzak verimli bir çalışma ortamı oluyor.

Kapak fotoğrafı: Lawfence Livermore National Laboratory