Okuma süresi: 2 dakika

Gezegenimizde insan eli değmemiş alanlar her geçen gün yok olmakta. Çeşitli yaşam formlarının beslenmesi, iklim değişikliklerinin güvence altına alınması ve yerel ekonomilerin gelişiminin sağlanması, doğadaki geniş alanların korunmasına bağlı. Son araştırmalara göre insanoğlu vahşi bölgeleri koruma yolunda oldukça başarısız.

Yaban alanlarının şekillenmesindeki sorun, ekosistemin bir bütün halinde hareket etmesi ve bir parçasını kaybettiğinde geriye kalan bölgenin ekolojik işlevini tam anlamıyla yerine getirememesi. Buna rağmen 90’lardan beri, Dünya üzerinde dokunulmamış son alanların da %10 kadarını yok ettik.

“İnsanların yaşam alanlarına çok uzakta oldukları için, vahşi alanlarda büyük bir daralma görmeyi beklemiyorduk. 90’ların başlarından beri sürdüğünü düşündüğümüz bu azalma, verilerle karşılaştığımızda bizi büyük bir sürprize uğrattı.”

Uzunca bir süredir araştırmacılar, doğanın kendi kendine yenilendiğini düşünüyorlardı. Bunun sebebi, örneğin Sibirya veya Sahra Çölü gibi vahşi bölgelerde yaşamanın zor olması, bu yüzden de bu alanların vahşi kaldığı düşüncesiydi. Fakat bilim insanları artık bu alanların da aktif olarak korunması gerektiği görüşündeler. Geçtiğimiz 20 yıl boyunca yaklaşık 2 milyon km2’lik alan kayboldu ve sadece 1.3 milyon km2’sini korumak için adımlar atıldı.

Vahşi hayatın haritası çıkarıldı

Araştırma kapsamında bir grup bilim insanı, Dünya üzerinde insan izi olan bölgeleri taradı. Yirmi yıl boyunca toplanan uydu verileri ve inceleme kayıtları sonucu araştırmacılar, insanların yol yaptığı, demiryolu inşa ettiği, su kanalları açtığı, elektrik sağladığı, şehirler kurduğu ve tarım arazileri oluşturduğu bütün alanların haritasını çıkardı. “Vahşi alan” diye tanımlanan bölgeler ise insan faaliyetlerinin görülmediği alanlar. Araştırmaya göre günümüzde Dünya üzerindeki tüm toprak alanın sadece %23’ü “vahşi” olarak sınıflandırılabilir. Bu alanlar ağırlıklı olarak Kuzey Amerika, Kuzey Asya, Kuzey Afrika ve Avustralya’da yoğunlaşmış durumda.

wilderness

Araştırmanın yazarları, ekosistemlerin de tehdit altındaki türler kadar korunmaya ihtiyacı olduğunu savunuyor. Örneğin, korunaklı ve geniş sınır ötesi alanlar oluşturmak. Korunan bu alanları koridorlarla birbirine bağlamak da hayvanların yer değiştirmelerini sağlayabilir. Araştırmacılar aynı zamanda, yerel toplulukları da yaşam şekillerini korumak ve geçimlerini sağlamak için bel bağladıkları bu alanları korumalarına teşvik etmenin önemini vurguluyorlar.

“Toplumun bu engelle başa çıkması gerek: neyi korumak istiyoruz ve bununla ne zaman başa çıkacağız? Zaman ilerliyor. Kritik her ekosistem için birkaç on yıl daha demek, zamanın tükenmesi demek. O vakitten sonra, “vahşi” bir doğa kalmayabilir.