Okuma süresi: 4 dakika

Uzay keşfi çağında halen okyanusların karanlığını aydınlatmaktan çok uzak olan bilim dünyası, en azından denizaltıların kaza riskini sıfıra indirecek bir proje başlattı. Projenin başarılı olması, özellikle küresel okyanuslarda denizaltıları gezinen süper güçleri çok sevindirecek.

USS San Francisco nükleer denizaltısı, 8 Ocak 2005 günü Pasifik’in batısında gezinirken bir anda torpido çarpmış gibi sarsıldı. Denizaltı, Guam adasının 580 km güneybatısında, 160 metre derinlikte gezinirken, haritalarda yer almayan bir sualtı dağına çarptı. En yüksek hızı olan saatte 61 km ile ilerleyen denizaltının ön kısmı harap olurken, batmaktan şans eseri kurtuldu.

Sadece deniz haritalarına güvenerek ilerlemenin sonucunda 137 mürettebattan 100’ü yaralandı, 1 denizci de öldü. Denizaltının gövdesinin ve nükleer reaktörün hasar görmemesi büyük bir faciayı önledi.

Kazanın ardından kumandan görevinden alındığı gibi üstleri tarafından ağır eleştiriye maruz kaldı. Sebebi, kaza noktasından birkaç km ötede kazaya neden olabilecek bölge uyarısı yapan harita dikkate alınmamıştı. Bilimsel gözle bakıldığında ise USS San Francisco kazası okyanus tabanı hakkındaki bilgisizliğimizin en içler acısı göstergelerinden biri.

USS San Francisco kazanın ardından Guam'da tamirdeyken. [Wikipedia]
USS San Francisco kazanın ardından Guam’da tamirdeyken. [Wikipedia]

Mühim olan sadece navigasyon değil

Ne zaman okyanus tabanını haritalandırma hakkında bir haber görsem, 39 km yüksekten Dünya’ya atlayan Felix Baumgartner geliyor. Kendisi, Mars keşfi yerine Dünya’nın derinliklerindeki materyallerin çıkarılması için para ve çaba harcanması gerektiğini savunanlardan. Tartışmalı bir konu olsa da, okyanusları bir şekilde keşfetmemiz gerekiyor.

Modern yöntemler ile küresel okyanusların sadece yüzde 15’e yakını keşfedilmiş durumda. Dünya’nın yüzde 70’inin sudan oluştuğu düşünüldüğünde, gezegenimiz çok az bilgimiz olduğunu görebiliyoruz.

Stockholm Üniversitesi’nden Martin Jakobsson, “Mars’ın yüzeyini Dünya’daki okyanus tabanından daha iyi biliyoruz” ifadesini kullanıyor (Bir yandan Baumgartner’e cevap gibi).

Bu durumu değiştirmek isteyen bir grup bilim insanı, Monaco’da düzenlenen Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı GEBCO organizasyonu altında yeni bir çalışma başlattı.

Monaco, Prens I. Albert’ın Dünya’nın okyanus haritasını çıkarmak amacıyla 110 yıl önce GEBCO’yu kurduğu yer. I.Albert’ın torun çocuğu olan Prens II. Albert, Haziran ayında düzenlenen toplantıya ev sahipliği yaptı. Prens, 2030’a kadar okyanus tabanını keşfetmeyi hedefleyen projenin ‘bilim insanlarının atacağı adımlara bağlı olduğunu’ ifade etti.

Bilim insanları, yapılacak keşfin navigasyon dışında birçok alanda fayda sunacağını belirtti. Okyanusun tabanı tarafından yönlendirilen tsunamilerin hareketi tahmin edilebilecek, okyanus tabanında buzulların bıraktığı izler sayesinde iklim değişikliği modelleri geliştirilecek. Dahası, keşfedilmeyi bekleyen sayısızı denizaltı canlısı ortaya çıkarılacak.

oceanfloor01

Özel firmaların desteği kritik

Okyanus tabanının haritasını çıkarmak, kafada canlandırması bile zor bir iş. New Hampshire Üniversitesi’nde okyanus bilimci olan Larry Mayer’a göre, bu tür bir projenin maliyeti en az 3 milyar dolar (Elon Musk’a göre Mars’a gitmek için en az 10 milyar dolar gerekiyor).

Çok zor görünse de bugüne kadar 90 keşif seferine çıkan Mayer gibi araştırmacılar okyanus haritlandırmasına katkıda bulunuyor. ABD Ulusal Okyanu ve Hava İdaresi’ne (NOAA) sundukları bilgiler sayesinde, ABD’nin Batı ile Doğu yakası kıyıları ile Arktik önemli ölçüde görünür hale geldi (NOAA bilgileri kamuya sunuyor). Japonya’nın Nippon Derneği gibi oluşumlar da haritalandırma çabalarına destek veriyor.

Tarihin en ünlü batığı Titanik ile İkinci Dünya Savaşı’nın dev savaş gemisi Bismarck’ın yerini bulan Robert Ballard, açık kaynaklı çalışan bir isim. E/V Nautilus gemisiyle Pasifik açıklarını haritalandırıyor ve biyolojik alan çalışması yapıyor. NautilusLive.org sayfasından keşif seferleri canlı yayında sunuluyor ve rastlanan bilinmeyen de kamudaki uzmanlar görüş sunabiliyor.

Bilimsel çalışmaların yanı sıra, petrol platformu işleten ve su altına internet kablosu döşeyen firmaların da elinde büyük miktarda veri bulunuyor. Kablo firmalarından Quintillion, topladığı bilgileri NOAA’ya sunuyor. GEBCO, bu tür verileri toplayabilmek için çok daha fazla işbirliği yapmayı amaçlıyor.

Petrol platformu kuracak firmalar ve benzerlerine bilgi satan Fugro, ticari amaçla okyanus tabanını keşfediyor. Firma Başkanı Edward Saade, iş kapsamında toplanan verileri araştırmacılarla paylaşmayı planladıklarını belirtti.

Fugro, geride kalan 1,5 yılda okyanus tabanında Mısır büyüklüğünde bir alanın haritasını çıkardı. 1 milyon metrekarelik alan, toplam okyanus tabanının 300’de birini temsil ediyor.

Fugro araştırma gemisi Havilia Harmony. [Fugro]
Fugro araştırma gemisi Havilia Harmony. [Fugro]

Deniz dağlarını göremiyoruz

Pasifik üzerinde 8 Mart 2014 tarihinde kaybolan Malezya Havayolları 370 nolu uçuş, okyanus tabanı hakkındaki bilgisizlik yüzünden arama-kurtarma çalışmalarının nasıl felç olabileceğini gözler önüne serdi. Bölgeye ait okyanus tabanı haritası neredeyse sıfırdı.

Uydular sayesinde okyanus yüzeyindeki yapılar fark edilebiliyor. Deniz tabanındaki çekim gücüne dayanan altimetre ölçümleri, en fazla 1.5 km çözünürlük sunuyor. Google Maps’te kullanılan uydu verileri, tamamen kısıtlı uydu verilerine dayanıyor.

İsrail Jeoloji Araştırmaları’ndan emekli John Hall’a göre, sualtı dağlarının sadece yüzde 10’u keşfedilebildi.

Fugro, 370 sefer sayılı uçağın kaybolmasının ardından Avustralya hükümeti ile bölgeyi haritalandırmaya başladı. Pennsylvania eyaleti büyüklüğünde bir alan haritalandırıldı ancak uçak yine bulunamadı.

‘İlk önce canlılar tespit edilmeli’

GEBCO’nun 2030 hedefine ulaşması için çok fazla yardıma ihtiyacı var. NOAA araştırma gemisi Thomas Jefferson’da görevli olan Teğmen Anthony Klemn’e göre sayısız denizci çoktan yardıma hazır. Rose Point Navigation Systems adlı firmanın geliştirdiği yazılım sayesinde, denizciler topladıkları bilgileri kamu erişimine açık sunuculara gönderebiliyor.

Modern yöntemlerin en çok kullanılanları ise çok ışın demetli sonar ve robotik denizaltılar. Sonar, okyanus yüzeyinden yansıyan sinyaller ile keşif yaparken, robotik denizaltılar özellikle Antarktika gibi keşfi zor bölgelerde buzulların altında gezinebiliyor.

Uzay keşfi projelerini destekleyen XPrize Foundation, Baumgartner’e mesaj gönderir gibi ‘iki hedefin de eşzamanlı keşfedilebileceğini’ savunuyor. Dernek, önümüzdeki üç yılda düzenlenecek yarışma ile okyanus tabanında keşif yapacak otonom cihazlar geliştirilmesini teşvik edecek. Kazanan ekip 4 milyon, derece yapan diğer üç takım da birer milyon dolar ödül kazanacak.

submarine

Yardımın bol olduğunu gördükten sonra biraz teknik meselelere odaklanmak gerekiyor. Belki de en önemlisi, çözünürlük. GEBCO üyesi Shin Tani’ye göre ‘Bu işin neresinde olduğunu düşünürsek kaybolmuş durumdayız’ diyor. Bilim insanları arasında çözünürlük kesinliği 1, 10 veya 50 metre arasında değişiyor. Mevcut halimize bakıldığında, 1500 metreden 100 metreye inmek bile müthiş bir başarı olacak. İlk taramaların ardından gelecek ek keşifler, aradaki boşlukları dolduracak.

Son olarak, tüm bu planların okyanus tabanı madencilerinin iştahını kabarttığını söylemeden geçmemek lazım. Birisi, Nautilus Minerals firmasını kuran ve DeepGreen Resources firmasının da yönetiminde yer alan David Heydon. Heydon’a göre okyanus tabanı manganez, bakır, fosfor ve hatta elmas aramak için ideal. Heydon, sualtına inmenin yeryüzüne faydası olacağını da savunuyor.

Çevre avukatı Kristina Gjerde ise ilk olarak Uluslararası Doğayı Koruma Derneği’ne başvurulması gerektiğini belirtiyor. Ne de olsa, aşağıda keşfedilecek sayısız canlı çeşidi var…