Okuma süresi: 5 dakika

Stephen Hawking bu haberi duyunca nasıl tepki verecek bilmiyorum. Ancak Avrupalılar tüm dünyanın kaderiyle oynayabilecek bir iş yaptı (Olumlu ya da olumsuz olabileceğini söylemek için çok erken).

11 Ekim’de, Kutup Yıldızı olarak bilinen Polaris’e 14 dakika boyunca 3000 mesaj iletildi. Dijital iletim operasyonu, ESA’nın İspanya’da yer alan Cebreros derin uzay takip istasyonundan yapıldı.

Derin uzaya mesaj göndermek bir anda akla gelen bir olay değil. Tam tersine, İrlandalı sanatçı Paul Quast’ın başını çektiği bir yıllık bir çalışmanın sonucu. “Temel Bir Soruya Basit Bir Cevap” adını taşıyan projede, Quast 3775 metin mesajında bir soruya cevap vermeye çalışıyor: “Çevre ile mevcut etkileşimlerimiz geleceği nasıl şekillendirecek?”

Dünya dışı akıllı canlıları bulmaya çalışan METI International örgütünden psikolog Douglas Vakoch, ESA tarafından gönderilen mesaj hakkında şu yorumda bulundu: “Yıldızlararası bir mesaj oluşturmanın zorluğu, sizin ve mesajı almasını beklediğinizi tarafın ortak değerini anlamaktan geçiyor… Emin olduğumuz bir şey varsa mesajı alabilecek olanların İngilizce, Swahili veya Çince konuşmadıkları.”

Vakoch’un değindiği nokta, Dünya’ya gelebilecek olası mesajlar için de geçerli. Vakoch, “Oralarda bir yerlede Dünya dışı akıllı varlıkların olduğunu düşünmek fazlasıyla mantıklı. Fazlasıyla yapay bir mesaj bizlere ulaşsa bile onu muhtemelen deşifre edemeyeceğiz” dedi.

beatles_acrosstheuniverse01

Ne zaman olacağını kimse bilemez

ESA, Polaris’e sinyal göndererek açıkça Stephen Hawking’in uyarılarını yok saymış görünüyor. Avrupalı bilim insanlarının bir diğer Avrupalı meslektaşlarına danışmaması, uzaylıları bulma arzusundan kaynaklanıyor olabilir mi?

Hawking geçmişte birçok defa yaptığı açıklamalarda, ‘uzaylıların insanlığın devamı için tehdit olabileceğini ve mesaj gönderilse bile işbirliği ve dostluğun vurgulanması gerektiğini’ söylemişti.

Hawking’in açıklamaları şu şekildeydi: “Eğer uzaylılar bizi ziyaret ederse, yaşanacaklar Kolomb’un Amerika’ya ayak basmasına benzeyecek ve yerliler için iyi olmayacaktır. Akıllı yaşamın karşımıza çıkmasını istemeyeceğimiz hale gelebileceğini anlamak için kendimize bakmamız yeter.”

SETI@home projesinde yer alan Dan Werthimer, beklenen anın yarın veya çok sonra olabileceğini belirtiyor: “Dünyalıların E.T’yi ne zaman keşfedeceğini bilmiyoruz. Bu önümüzdeki 1000 yıl içinde yaşanabilir veya ömrümüz sona ermeden görebiliriz. Dünyanın en büyük radyo telesbu FAST, gelecek yıl E.T’nin izine rastlayabilir.”

FAST, bugüne kadar yapılan taramalara kıyasla gökyüzünü çok daha hızlı ve kapsamlı tarayabilecek. Radyo teleskop, geçtiğimiz ay faaliyete geçmişti.

fast_03

Yaşam uzayda nasıl yayılıyor?

Gökbilimciler, geride kalan 50 yılda Dünya dışı akıllı varlıkların izine rastlayamadı. Bu durum, bugüne kadar kullanılan yöntemlerin ne kadar doğru olduğu sorusunu da doğuruyor.

Çinli bilim kurgu yazarı Li Cixin, ‘bugün kullandığımız yöntem altında, uzaylıların da radyo dalgaları kullandığını varsaydığımıza’ dikkat çekti. Cixin’e göre, karşımızda gerçekten çok daha gelişmiş bir medeniyet varsa, iletişim için radyo dalgaları yerine kütleçekim dalgaları kullanıyor olabilirler.

Çin Ulusal Astronomi Gözlemevi’nde (NAOC) araştırmacı olan Shude Mao ise mevcut yöntemleri denemekte sakınca olmadığını düşünüyor. “Onların ne olabileceğini ve ne düşündüğünü kim bilebilir? Hayatın kökenini sorguladığımız zaman, Dünya’ya ait sadece bir numune ile karanlık bir koridora girme riskini göze alıyoruz… Eğer Evren’de daha fazla numune bulursak, yapboza daha geniş açıdan bakabilir ve daha kolay çözebiliriz.”

cebreros
Cebreros Gözlemevi.

Mao, astronomideki mevcut sınırları belirtmek için bir örnek verdi. “Gökbilimciler Güneş benzeri yıldızların etrafında gezegen aramaya başladıklarında, yörünge hareketlerinin bir yıl olabileceğini düşünerek zorlanacaklarına inandılar. Ancak Güneş Sistemi dışında keşfedilen ilk dış gezegen, yörüngesini sadece 4 günde tamamlıyordu. Bu keşif ile birçok bilim insanı Güneş Sistemi’nin görüş açılarını nasıl sınırladığını fark etti.”

Mao, “Eğer Dünya dışı akıllı yaşamı keşfedersek, yaşamın Evren’de nasıl yayıldığını öğrenmek isterim. Düzenli bir şekilde mi yoksa kümeler halinde mi yayılıyor?” sorusunu ifadesini kullandı.

‘The Three Body Problem’ kitabı ile Hugo Ödülü’nü kazanan Liu Cixin, kitabında ‘evreni, medeniyetlerin birer avcı gibi saklandığı bir ormana’ benzetiyor. Açıkta kalan, avlanıyor.

Eğer bizden daha gelişmiş bir medeniyete rastlarsak, bizi yok etmekle neden uğraşsınlar ki?

“Sinyal göndermemizde sakınca yok”

Bir diğer Çinli bilim-kurgu yazarı Han Song, insanların doğasında bağlantı kurmanın olduğunu söyleyerek, interneti örnek gösteriyor. “Bana kalırsa uzaylılar benzer şekilde düşünüyor olabilir. Birinin diğeriyle bağlantı kurması biyolojik bir içgüdü. Herkes Evren’de yalnız olmadıklarını kanıtlamak istiyor olmalı. Özellikle insanlar için yalnızlık tahammül edilemez” yorumunda bulundu.

Daha realist yorumlarda bulunan Song, uzaylılarla temasın merak ve ihtiyaçlardan kaynaklanacağını savunuyor. “İnsanlar nihayetinde kaynak bulmak ve yaşam alanlarını genişletmek için uzaya açılacaklar. Kısaca, uzaylıları görmezden gelmek mümkün olmayacak. Özellikle ileri medeniyet seviyesinde olanlarla iletişim kurmak, kendi medeniyetimizi ilerletmek için bize imkan sunabilir.”

Polaris yıldızı.
Polaris yıldızı.

Mao, ESA’nın yaptığı gibi derin uzaydaki yıldızlara mesaj yollanmasına karşı değil. On yıllardır uzayı TV ve radyo sinyalleriyle boğduğumuzu belirten Mao, “Bence dışarı seslenmeliyiz… Komşularınızın neye benzediğini merak etmiyor musunuz?” diyor ve ekliyor:

“Eğer medeniyet olarak bizden geridelerse, çok kolay yok edilemeyiz. Eğer çok daha gelişmiş iseler, bizimle vakit kaybedecek kadar dar kafalı olamazlar (öyle umalım). Bazıları kaynaklarımızı almak için bizi soyacaklarından korkuyor. Çok ileri bir medeniyet gezegenleri dönüştürebilirken bizimle neden uğraşsın?”

Mao, sinyaller ne tür bir uzaylı medeniyete ulaşırsa ulaşsın sonuçların çok etkileyici olacağına inanıyor. “Eğer uzayda akıllı yaşam bulursak, tarihteki en büyük bilimsel keşif olacak. Eğer bulamazsak, Dünya’daki yaşamın değerini bilmeli ve birbirimize değer vermeliyiz” dedi (Şu ana kadarki tablo bu ama maalesef sonuçlar iyi değil).

Dünya dışı üstün medeniyetlere sinyal göndermek yıkıcı sonuçlar doğurabilir.

Bilim insanlarının sinyal tartışması

Tüm bu yorum, değerlendirme ve beklentilerin ardından Polaris yıldızına gönderilen mesajlar bize geri dönüş sağlayacak mı sorusuna odaklanacağız. Aslına bakarsanız, FAST teleskobunun çalışmaları bizi daha çok heyecanlandırmalı.

Polaris’e gönderilen sinyaller, 2450 yılına kadar yıldıza ulaşmayacak. NASA, 4 Şubat 2008 tarihinde Polaris’e ilk mesajı gönderen uzay ajansı olmuştu. The Beatles’ın ‘Across the Universe” adlı parçası, saniyede 300 bin kilometre hızla 431 ışık yılı ötedeki Polaris’e gönderilmişti.

Fizikçi Mark Buchanan ise Hawking gibi temkinli. Dünyalıların kafasına göre sinyal göndermekten uzak durması gerektiğini savunuyor. Nature Physics dergisinde çıkan makalesinde, “En kötü ihtimaller yıkıcı olabilir. En azından, fikir ahlaki olarak sorgulanacak düzeyde” diyor.

Vakoch, bu ay içinde Buchanan’a cevap verdi. Vakoch, ‘on yıllardan bu yana uzaya sinyallerin gönderildiğini ve birilerine ulaştıysa artık çok geç olduğunu’ belirtti. Dahası, sinyaller sayesinde insanlığın gelişebileceğini ve uzaylı tehditlerinden korunabileceğini düşünüyor.

beatles_acrosstheuniverse

METI projelerinde alınan kararların bilirkişi değerlendirmesine dayandığını söyleyen Vakoch, ‘kamu finanseli gözlemlevlerinde METI araştırmalarına zaman ayırmanın, rekabetçi deneyler için kullanılan prosedüre dayanması gerektiğini savundu.

Washington State Üniversitesi’nden astrobiyolog Dirk Schulze-Makuch ise ‘uzaylılara mesaj göndermek gibi bir işlemin bir grup bilim insanının kararına bağlı olmaması gerektiğini’ belirtti. Schulze-Makuch, uzaylılardan cevap gelmesi halinde Birleşmiş Milletler (BM) protokollerinin belirlenmesi gerektiğini düşünüyor.

Vakoch ısrarcı: “Kendi türümüz birçok sorunla mücadele ederken gezegenimizden bile çıkıp çıkamayacağımız şüpheli. Bence karşımızdaki sorunlar hakkında konuşmamız daha uygun olur çünkü bunlar medeniyetimizin karakterini belirliyor” ifadesini kullandı.

Daha iyi fikri olanlar da yok değil. SETI araştırmacısı Seth Shostak, Google sunucularında ne varsa hepsini uzaylılara göndermemizi teklif ediyor. Esasa, temele dayanan veri göndermek yerine, elimizdeki her bilgiyi yollamak da bir yöntem. Ne de olsa E.T’nin çok daha gelişmiş Büyük Veri analiz yöntemleri olduğu neredeyse kesin.

İnsanlara kalırsa bu tartışmaların sonu gelmez. Bu yüzden E.T ‘dostlarımızın’ en kısa zamanda ortaya çıkarak son noktayı koymasını diliyoruz.