Cassini uzay aracının Enceladus üzerinden uçuşunu gösteren çizim. [NASA/JPL-Caltech]
Okuma süresi: 4 dakika

‘Europa Report’ filmini izleyenler NASA’nın en son araştırmasını okuduğunda filmdeki sahneleri hatırlayacaktır. Jüpiter’in buzul uydusuna gönderilen ilk keşif ekibi
hayatlarına mal olsa da buzul tabakanın altında saklanan organizmayı keşfetmeyi başarıyordu.

Bu akşam NASA’nın düzenlediği canlı yayın, onlarca yıl sonra Güneş Sistemi’ndeki buzul uydularda gerçekten canlı yaşamı keşfedebileceğimize işaret eden ilk önemli bilgileri
sundu. Yapılan açıklamada, Satürn sisteminde 12 yıldır gözlem yapan Cassini’nin buzul uydu Enceladus’ta yaşam olup olamayacağına dair elde ettiği bilgiler sunuldu. Sonuçlar,
Enceladus’un buzul yerkabuğunun altındaki okyanusta yüksek ihtimalle mikroorganizmaların olduğunu gösterdi.

Science dergisinde yayımlanan bilgilere göre, Cassini’nin verileri Enceladus’un yüzeyindeki çatlaklardan sızan su buharında hidrojen olduğunu ortaya çıkardı. Bu bulgu,
Enceladus’un saklı okyanusunda sıcak noktalar olduğunu gösteriyor. Yüzeydeki çatlaklardan püsküren buzul suda tespit edilen hidrojen, buz gibi suların okyanus tabanındaki
sıcak noktalarla etkileşime girdiğine ve küçük organizmaların hayat bulabileceği mükemmel noktaların bulunduğuna işaret ediyor.

[NASA TV]
Gökbilimcileri Enceladus’un derinliklerinde yaşam olabileceğine iten düşünce, Dünya’daki okyanusların derinliklerinde birçok küçük deniz canlısının bu şekilde hayat bulması.
Hidrotermal bacalar olarak bilinen sıcak noktalar, deniz tabanı boyunc oluşan çatlak ve açıklıklardan sıcak suyun çıktığı yerleri temsil ediyor. Dünya’daki hidrotermal
bacalarda, okyanusların soğuk suları derinlerden gelen süper sıcak lav ile etkileşime giriyor ve ortaya çıkan kimyasal tepkimeler birçok farklı mineral ve materyalin
oluşmasını sağlıyor. Bunların arasında, sıcak su kaynaklarından yükselen hidrojen de yer alıyor.

[NASA TV]
Okyanus tabanındaki hidrotermal bacalarda yaşanan kimyasal tepkimeler, Dünya’daki mikrobiyolojik yaşamın en önemli kaynaklarından biri. Bilim insanları, Dünya’nın ilk
zamanlarında bazı ilk yaşam formlarının bu şekilde ortaya çıktığına inanıyor. Enceladus için de aynı durumun geçerli olmaması için hiçbir sebep yok.

NASA: ‘Dünya dışı yaşamı 10 yıl içinde bulacağız.’

Kesin delil henüz yok

Cassini, ilk kez 2005 yılında Enceladus’un yüzeyinden püsküren su buharınını izini elde etmişti. Aradan geçen yıllarda Enceladus’ta hidrotermal faaliyetlerin olup olmadığı
anlaşılamamıştı ancak hidroejenin tespiti bu şüpheyi neredeyse ortadan kaldırdı. Dünya’daki hidrotermal bacalarda şeker gibi hidrojen tüketerek yaşayan birçok mikroorganizma olduğu biliniyor. Kısaca, aynı şekilde Enceladus’un okyanuslarında hidrojen yiyerek beslenen mikroorganizmalar olabilir.

NASA, Enceladus’ta henüz karides veya diğer deniz canlılarının yaşayıp yaşamadığına dair delile sahip değil. Ancak hidrojen keşfi, en azından mikrobiyolojik yaşam için önemli
bir işaret. NASA gökbilimcileri, yapılan en son keşiflerle beraber “Enceladus’un yaşanabilirliğine dair önemli bir bilgi elde ettiklerini ve eğer orada mikroplar varsa
hayatta kalabileceklerini” belirtti.

Deri dalışlar sayesinde keşfedildi

Satürn sisteminde 2004’ten bu yana gözlem yapan Cassini, bugüne kadar Enceladus’ta yaşam için temel olan altı elementten dördünü keşfetti. Bunlar karbon, hidrojen, nitrojen
ve oksijen. Uzay aracı aynı zamanda Enceladus’un su buharında biyolojik yaşamla bağlantısı bulunan metan gazı da keşfetmişti. Ancak yaşamın temel elementlerinden fosfor ve sülfüre şu ana kadar rastlamadı.

Satürn sistemindeki son aylarını gezegenin uydularına ve halkalarına yaptığı ‘dalışlarla’ geçiren Cassini, Ekim 2015’te Enceladus’un güney kutup noktasına önceden hiç
olmadığı kadar yaklaştı. Yüzeye 50 kilometre yaklaştığı dalışta, Cassini ‘kütle spektrometresi’ adı verilen donanımı ile su buharındaki parçacıkları analiz etti.
Spektrometrenin ayarını değiştirerek, tespit ettiği hidrojenin kendisinden gelip gelmediğini kontrol etti (Su buharı donanımlara çarparak kimyasal tepkime ile hidrojen
oluşturabiliyor). Verilen komutla, Cassini ‘açık kaynaklı’ analiz gerçekleştirdi. Yani, su buharı parçacıkları donanım parçalarına değmeden incelendi ve hidrojen tespit
edildi.

Jüpiter’in uydusu Enceladus’ta Hubble teleskobu tarafından tespit edilen su buharı. [NASA/ESA/STScI/USGS]
Araştırmada yer alan Southwest Araştırma Enstitüsü’nden Hunter Waite, bulguların ardından tespit edilen moleküllerin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Veriler, en olası
cevabın hidrotermal bacalar olduğunu gösterdi. Dünya’da hidrojen üreten hidrotermal bacaları içeren bölgeler çok fazla değil. Hidrotermal bacalar üzerinde uzman olan Chris
German, oksijen bakımından çok zengin olan bölgelerin yaşam içermese bile son derece karmaşık organik moleküller oluşturabildiğine dikkat çekti. Bu durum ele alındığında,
Enceladus’un ‘yaşanabilir olduğu’ ile ‘yaşam içerdiği’ arasında büyük bir boşluk bulunuyor.

Enceladus’ta yaşam olup olmadığı, en azından mikropların var olduğu ve eğer var iseler ne kadar çeşitli oldukları halen çok araştırma gerektiriyor.

Enceladus’ta Galileo uzay aracı ile elde edilen karelerden soldaki su buharlarının tespit edildiği bölgeyi, sağdaki sıcak bölgeleri gösteriyor. [NASA/ESA/STScI/USGS]

Güneş Sistemi’nde Dünya dışı yaşamı bulmaya yakınız

Cassini, 22 Nisan günü Satürn görevindeki son aşamaya girerek ‘Büyük Final’i başlatacak. Uzay aracı gaz devi ve halkaları arasında 22 mekik dokuduktan sonra Satürn’e kamikaze
yaparak efsane olacak.

Cassini, son yıllarda giderek artan bir beklentiyi doğrulamak adına en büyük adımlardan birini attı: Güneş Sistemi’ndeki buzul uydularda yaşam olma ihtimali. En büyük adaylar
ise Dünya’ya yakınlıklarına göre Titan, Enceladus ve Europa. Her biri gelecekte bir gün buzul koloni olabilecek uyduların, mikroorganizma veya bitki seviyesinde yaşam
barındırma ihtimali çok yüksek kabul ediliyor. Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nde görevli Dr. Bülent Kızıltan da yıllar önce bu olasılığın altını çizmişti.

Güneş Sistemi’nde Dünya dışı yaşam bulunması, kesinlikle insanlığın geleceği için yeni bir çağı temsil edecek. Karşımıza ilk ne çıkacağını bilmek güç olsa da, NASA yakın
gelecekte kesin delili bulacağımızdan neredeyse emin.