Ana sayfa Bilim Astronomi Kuiper Kuşağı’ndaki tuhaf yörüngeler “onuncu gezegene” işaret ediyor

Kuiper Kuşağı’ndaki tuhaf yörüngeler “onuncu gezegene” işaret ediyor

10'uncu gezegene ait çizim.
Okuma süresi: 3 dakika

Neptün Ötesi Cisimler’in bölgesini temsil eden Kuiper Kuşağı’na yönelik yeni gözlemler, bu bölgede bulunan gök cisimlerinin yörüngesini bozan 10’uncu bir gezegen olabileceğine işaret etti. Veriler, Dünya’dan en az 10 kat daha büyük olduğuna inanılan dokuzuncu gezegenin ardından, Dünya’ya çok daha yakın ve Mars büyüklüğünde bir 10’uncu gezegenin olduğunu gösteriyor olabilir.

Planet X veya dokuzuncu gezegenin varlığına ait araştırmaların uzun bir geçmisi bulunuyor. Çekim gücüyle Kuiper Kuşağı’ndaki cisimleri yörüngelerinden çıkardığına inanılan Planet X, uzun yıllardır Plüton’un ardından Güneş Sistemi’nin saklı dokuzuncu gezegeni olarak değerlendiriliyor.

İzleri ilk kez 1983’te elde edilen Planet X’in o yıldan bu yana varlığını kesinleştirecek bir delil elde edilmedi. Ancak son yıllarda Kuiper Kuşağı’na yönelik araştırmaların birçoğu, dev ve görünmeyen bir gezegenin mutlaka oralarda bir yerde saklanıyor olması gerektiğini öne sürüyor.

Arizona Üniversitesi’nden Kathryn Volk ve Renu Malhotra tarafından yapılan en son araştırma ise 2016’da Planet X’in varlığını güçlendiren araştırmaların devamı niteliğinde. Daha da önemlisi, bir 10’uncu gezegene işaret ediyor.

“Güneş Sistemi’ndeki gezegenler bildiklerimizle sınırlı değil”

Plüton’a ‘cüce gezegen’ ismi verilmesinin sorumlusu olan gökbilimci Mike Brown, geçtiğimiz yıl yaptığı araştırmalarda “dokuzuncu gezegenin varlığına ait çok güçlü deliller olduğunu ve dev gök cisminin çekim gücüyle Güneş Sistemi’ni hizasından bile çıkarıyor olabileceğini” belirtmişti. Bunu açıklamak için kısaca sistemdeki dengelerden bahsedelim:

Dünya ve diğer gezegenlerin tümü Güneş’in etrafında aynı düzlemde hareket ediyor. Ancak Güneş’in ve gaz devlerinin çekim gücünden bağımsız olan Kuiper Kuşağı’ndaki gök cisimleri, kendi çekim kuvvetlerinin etkileşimleri ve kozmik çarpışmaların etkisiyle yön değiştirebiliyor.

Gözlemlenebilir tüm gök cisimlerinin, dış etkenlerden kaynaklanan eğim açısı hesaplanabiliyor. Eğer yapılan ölçümler, beklendiği gibi cisimlerin gerçek rotası ile uyuşmazsa, bu cisimleri yollarından saptıran, göremediğimiz bir başka cismin olasılığı beliriyor.

Güneş Sistemi’nde 10 gezegen olabilir mi?

California Teknoloji Enstitüsü’nde (Caltech) araştırmalar yapan Mike Brown, geçtiğimiz yıl meslektaşı Konstantin Batygin ile yaptığı çalışmada, dokuzuncu gezegenin Güneş’ten 700 AU mesafede (1 AU Güneş-Dünya mesafesi) olabileceğini belirtmişti. Dokuzuncu gezegenin, Dünya’dan 10 kat büyük olabileceğini de not düştüler.

Volk ve Malhotra ise daha yakın bir alanda yaptıkları gözlemde, dokuzuncu gezegenin etkisini gösteren daha küçük bir 10’uncu gezegen olabileceğini öne sürdü. İkiliye göre, 50 AU mesafede yer alan Kuiper Kuşağı cisimlerinin eğim açıları yaptıkları hesaplamalardan 8 derece sapıyor.

Volk, “Güneş Sistemi’nde var olduğunu düşündüğümüz gezegenlerin bildiklerimizden ibaret olduğunu düşünmüyoruz” ifadesini kullandı. İkiliye göre, gözlemledikleri yörünge bozuklukları Mars büyüklüğünde bir gezegenin varlığından kaynaklanıyor olabilir. Volk, dokuzuncu gezegen gibi henüz görülemeyen 10’uncu gezegenin antik zamanlarda yaşanan ‘kozmik bilardo’ ile Güneş Sistemi’nin uzak köşelerine atılmış olabileceğine inanıyor. Volk, “Mars kadar büyük bir gök cismi muhtemelen Güneş Sistemi’nin içlerine doğru hareket eden gezegenlerin hareketleriyle bugün olduğu yere itildi” dedi.

Gökbilimcilerin görüşü değişiyor

Belfast’taki Queen’s Üniversitesi’nden Michele Bannister, 10’uncu gezegenin olasılığına sıcak bakan isimlerden biri. Bannister, “Bu fikir Güneş Sistemi’nin ilk zamanlarında gezegenlerin nasıl oluştuğu teorisiyle uyum sağlıyor” dedi. Kabul edilen ve birçok bilgisayar modeliyle desteklenen düşünceye göre, birçok küçük gezegen, muhtemelen Neptün’ün Güneş Sistemi’nin içlerine doğru yaptığı göç esnasında dışarı teklemelendi.

Batygin ise ‘araştırmanın dikkate değer olduğunu’ söyledi. Yine de, 10’uncu gezegenin bulunduğu mesafe ve sahip olduğu kütleyle çoktan görülmesi gerektiğini ifade etti. Öte yandan, galaktik merkezin parlaklığının görünmesini engelliyor olabileceğini de not düştü.

Fransa’nın Nice kentindeki Cote d’Azur Gözlemevi’nden Alessandro Morbidelli ise ‘bu kadar yakın ve parlak bir cismin görülmemesinin çok düşük bir olasılık olduğunu’ belirtti. Morbidelli’ye göre, tespit edilen yörünge bozukluklarının bir kısmı dokuzuncu gezegen ile açıklanabilir.

Volk ve Malhotra, 10’uncu gezegen teorisini güçlendirmek için Outer Solar System Origins Survey gibi binlerce gök cismini tarayan projelerden yararlanıyor. Projede yer alan Bannister, elindeki verileri dokuzuncu gezegeni bulmak için kullanda da, sonuçlar şu an için kesin olmaktan uzak kalmış.

Yeni nesil teleskoplar ortaya çıkarabilir

Volk, 10’uncu gezegenin varlığından neredeyse emin olduğunu belirterek, “Saptadığımızın gerçek bir etki olmaması çok sürpriz verici olurdu… Bize göre orada gerçek bir sinyal var ve ek bir gezegene işaret ediyor” dedi.

Volk’un kendisinden çok emin görünmesi bence şaşırtıcı değil. Kısa süre önce Güneş’in bir ikizi olabileceğine dair elde edilen yeni bulgular gibi Güneş Sistemi’nin nasıl oluştuğu ve oluşum süreci hakkında aslında çok şey biliyoruz. Çünkü oturduğumuz yerden Plüton’un ötesine daha iki yıl önce ulaşabildik. Ötesinde neler olduğunu görmek, daha uzun yıllar alacak.

Malhotra’nın en büyük umudu, 2020’de Şili’de hayata geçecek olan Large Synoptic Survey Telescope (LSST) ile 10’uncu gezegeni ve diğer bilinmeyen gök cisimlerini ortaya çıkarabilmek. Malhotra, “LSST ile bugüne dek tespit edilen Kuiper Kuşağı Nesneleri’ni (KBO) 2,000’den 40,000’e çıkarmayı umduklarını” söyledi.

Birçok nesne fazlasıyla sönük kaldıkları için tespit edilmeleri çok zor olacak. Ancak gökyüzünü çok daha geniş tarayacak olan LSST Mars büyüklüğündeki bir gezegeni ortaya çıkaracaktır.