Okuma süresi: 5 dakika

Uydu Teknolojisinin yer aldığı bu dönemde uzay alanına yapılan çalışmalar maliyet gereği büyük önem taşımaktadır. Söz konusu uyduları yörüngeye yerleştirmek için roketlere de ihtiyaç vardır. Uydunun önemini ise teknoloji ilerledikçe fark ediyoruz. Uyduları bu güne taşıyan ve telekomünikasyon sistemini başlatan kişi ise Arthur Charles Clarke’dır.

Clarke, İkinci Dünya Savaşı sırasında, Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri bünyesinde radar teknisyeni olarak görev almıştır. Britanya Savaşı sırasında Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin geliştirdiği “erken radar uyarı sistemi” projesinde görev almış, savaşın bitimiyle ordudan teğmen rütbesiyle ayrılmıştır. Savaşın ardından girdiği King’s College’ın matematik ve fizik bölümünü birincilikle bitirmiştir.

Clarke, savaş sonrasında İngiliz Interplanetary Society’e katılmış ve birkaç yıl bu kurumun yöneticiliğini yapmıştır. Dünyayı çevreleyen telekomünikasyon uydu ağının oluşturulması için gerekli geostasyonel uydu fikrini öne sürmüştür.

Geostasyonel Uydu Sistemi Nedir?

Geostasyonel uydu sistemi, Dünya’yı çevreleyen telekomünikasyon ağının genişletilmesi için gerekli olduğu savunulan uydu sistemidir. Dünya merkezinden 42,000 km yukarıda 24 saatlik devir ile dönen uzay terminalleri zinciri sayesinde tüm iletişimin sağlanmasına dayanır. Yerden bakan gözlemciye göre Ekvator üzerinde Dünya merkezinden 42,000 km yükseklikte bulunan terminaller oldukları yerde gözükeceklerdir. Bu yöntem yeryüzünde yönlü alıcı kurulumunu büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.

Uydular yapıldı diyelim, peki onu yörüngeye nasıl yerleştireceğiz? Asıl önemli konulardan birisi de bu oldu. Gün geçmiyor ki bu sistem de düşünülmemiş olsun. 1936 Yılında Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde (Caltech) birkaç öğrencinin roket çalışmalarında üniversiteyi havaya uçurmaları ile başlıyor hikâye. Uzay çalışmalarında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) için bir fark yaratmıştır. Sovyetler Birliğinde de aynı dönemlerde başlamış olması tesadüf değildir.

Bir diğer çalışma ise Alman bilim insanları tarafından gerçekleştiriliyor. Alman bilim insanları uzun mesafeli uçuşlar yapabilecek, sıvı yakıtla çalışan roketler üzerinde çalışmalara başladılar. 1932‘de Wehrmacht‘ın önde gelenlerinden Reichswehr, yüksek hızda top ateşi sağlayabilen roketlere yöneldi. Wernher von Braun, yüksek hedefleri olan bir roket bilimciydi. Nazi Almanya’sının İkinci Dünya Savaşı‘nda kullanması için benzer roketler geliştirmeye çalıştı. Von Braun’un çalışmalarının temeli, Robert Goddard’ın araştırmasına dayalıdır.

Alman V-2 füzesi 1942‘de fırlatılan ve uzaya ulaşma amacı taşıyan ilk roket oldu.

1950’li yıllar ülkeler arasında ateşli geçiyor ve herkes çalışmalara ara vermeden devam ediyor. Ardından Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) sahneye çıkıyor. Birçok başarısız deneme nihayetinde sonuç vermiş ve ilk yapay uydu 4 Ekim 1957 yılında SSCB tarafından SPUTNIK-1 yörüngeye başarılı bir şekilde yerleştirilmiştir. Tüm dünyada büyük ses getiren bu başarı ülkemizde de duyulmuş fakat Amerika da ki etkiyi uyandıramamıştır.

20’nci yüzyılın uzay üssü: Baykonur

Kazakistan’ın Baykonur kasabasının 320 km kadar güneydoğusunda, Seyhun (Sırderya) nehrinin kıvrımındaki bozkırda Dünyanın(en eski) en büyük uzay fırlatma üssü kuruluyor.

Baykonur Uzay Üssü, birçok fırlatma rampası, 5 adet kontrol kulesi, 9 adet kontrol merkezi ve 1.500 km uzunlukta bir füze deneme alanına sahiptir.2 Haziran 1955’te hizmete giren üssün genişliği kuzeyden güneye 80 km, doğudan batıya 130 km kadardır. Askerlerin çalıştırıldığı yapım işleri yaklaşık iki buçuk yılda tamamlanmıştır.

Üs yakınlarına çalışanların ve ailelerinin kalmaları için Tyuratam şehri (o zamanki adı ile Leninsk) şehri kurulmuştur. Tüm Rus insanlı uzay araçları, ay ve gezegen sondaları bu üsten fırlatılmıştır.

Uzay çalışmaları tarihinin birçok önemli uçuşu Baykonur Uzay Üssü’nden yapılmıştır. İlk insan yapımı uydu Sputnik 1’in fırlatılması (4 Ekim 1957), ilk insanlı yörünge uçuşunu gerçekleştiren Yuri Gagarin’in aracı Vostok 3KA-2 ya da bilinen adıyla Vostok I’in fırlatılması (12 Nisan 1961) ve uzaya çıkan ilk kadın Valentina Tereşkova’nın aracının fırlatılması (1963) bu üsten yapılmıştır.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kazakistan Сumhuriyeti sınırları içinde kalan Baykonur Uzay Üssü, Rusya Federasyonu tarafından yıllık 115 milyon dolar karşılığında 2050 yılına kadar kiralanmıştır.

Baykonur’dan yapımından günümüze kadar yaklaşık 1100 kadar fırlatma yapılmıştır. 1980-1990 yılları arasında Mir uzay programını destekleyen üs, Columbia felaketinden sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin uzay mekiği programına ara vermesi ile Uluslararası Uzay İstasyonu’nun tek destekleyici üssü haline gelmiştir.

Uydu teknolojisi tehditleri de beraberinde getiriyor

Roket çalışmaları sayesinde uydu teknolojisi bu şekilde önem kazanıyor ve artık herkes kendi uydusunu yapabilecek konuma geliyor. Sputnik’ten bugüne kadar 7000’den fazla uydunun yörüngeye oturtulduğu tahmin ediliyor. Aktif ömrünü tamamlayan binlerce uydu ise, yörüngede uzay çöpü olarak dolaşıyor. Bunlar, başta Uluslararası Uzay İstasyonu olmak üzere diğer aktif uydulara da en büyük tehdidi oluşturuyor. Bugüne kadar 10 ülke kendi uydusunu kendisi uzaya fırlatma kapasitesine erişti.

Bu çalışmalar ne kadar güzel gözükse de bazen kötüye giden durumlar da olabilir. Üzerinden bir ay bile geçmeden iki uydunun birbirine çok yakın geçmesi ile dikkatler üzerine çekildi ama kötü bir durumla karşılaşmadık.

8 Ocak 2017 tarihinde 800km uzaklıktaki iki uydunun (DMSP F15 ve Meteor 1-26) %44 olasılıkla çarpışabileceği uyarısı yapıldı. Bu tür yakın karşılaşmalar sık görülmez ve aktif uydular, çarpışma ihtimalini ortada kaldırmak için tipik olarak günler veya saatler öncesinde itki sistemleri ile manevra yaparak bu tür uyarıları ortadan kaldırabilirler. Manevra özelliği olmayan uydularda ise bu durum söz konusu değildir ve iki uydunun çarpışma ihtimaline kaçış yolu gözükmez.

800 kilometre uzaklıkta (Güneş Senkron Yörüngesi) bulunan bu uydular 100kg üstünde olması ile birlikte bir dizi uydu programına ev sahipliği yapıyor. 800 km altında bulunan uydular ise daha küçük uydular yer almaktadır.

Fakat aralarında bazı durumlar yer almaktadır. 800km’lik bir yörüngede çıkan kalıntılar genellikle uzun ömürlü olur ve onlarca yıldır yörüngede kalabilirler. 800 km uzaklıktaki kalıntıların(çöplüğün) atmosfere doğru inerken, daha düşük irtifalarda uzay araçlarına zarar verebilme ihtimalleri göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bu tür zararların olması durumunda aktif uydu misyonlarında uzun yıllar sorunlara neden olurlar. NOAA’nın kutup yörüngesinde uydu filosu, Savunma Meteoroloji Uydu Programı, Çin ve Brezilya tarafından işletilen CBERS Earth gözlemcileri, Rusya’nın Meteor hava uyduları ve Avrupa MetOp hava uyduları ve Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) yer almaktadır. Büyük bir enkaz olması halinde birçok uydunun zarar görmesi ve faaliyetlerin aksamasına yol açacaktır.

Garip bir şekilde bu konu ise gündeme getirilmedi. Getirilseydi büyük ihtimal herkes kendi uydularını düşünmeye başlayacaktı. Fakat itki sistemi biten veya olmayan uydularda ise bu durum daha fazla can yakmaya başlayacaktır. Aslında uydu savaşlarının başlaması söz konusu olabilir. Aslında herkes elektriğin önemini veya silahların önemli olduğunu belirtmektedir. Eğer uyduların yok edilmesi gibi bir şey söz konusu olur ise, çalışmaların durdurulacağına hem fikiriz. İnternet, meteoroloji, gps, uzay cisimlerinin incelenmesi(asteroit) vs…

Gelecekte ise yapay uyduların haberleşme sistemini en iyi yerlere taşıyacaktır. Dünya’ya benzer gezegenlerin olması ve Mars planlarında bile yapay uyduların yer alması büyük önem kazanacaktır. Sahip çıkılması gereken tek şey, bilim alanında çalışma yapabilecek sistemi kurmaktır. Yapay uydu teknolojisinin ilerlemesi ile roket alanında ve uzay yolculuklarının artması bu çalışmaları destekleyecektir. Asıl önemli olan insanlar için yapılan bu çalışmaların herkes tarafından kullanılması ve herkese hitap edebilmesidir. Bu Dünya’da barışı sağlamak için herkesin aynı şeyleri bilmesi ve söylemesi gerekiyor.

Unutmayınız, Dünya’da yapmış olduğunuz farkındalık ile başarı elde edebilirsiniz…