Okuma süresi: 4 dakika

Yıldızımız Güneş’in ve diğer yıldızların yaşayan çocukları olarak, en güzel özelliğimizin görmek ve düşünmek olduğuna inanıyorum. Çoğu zaman algı kapasitemiz sadece bildiğimiz, dokunabildiğimiz şeylerle sınırlı kalır. Peki, her gördüğümüzü anlamlandırabilir miyiz?

Sistemimizin en büyük gezegeni Jüpiter, gaz devleri sınıfında yer almaktadır. En fazla sahip olduğu iki gaz, tıpkı Satürn’deki gibi hidrojen ve helyumdur. Yakından baktığımızda Jüpiter ve Satürn’ün üzerinde, Japon resim sanatının bir üslubu olan Ukiyo-e’nin (Yüzen Dünya) en meşhur örneği ve hatta bir emoji olmayı başarabilmiş Hokusai’nin Kanagawa açıklarındaki büyük dalgasına (Kanagawa-oki Nami-ura) benzer yapılar, dalgalanmalar görürüz. Hatta Jüpiter’in bantlarının en benzediği şekil bazı günler gökyüzünde gördüğümüz fırça darbelerini andıran bulutlar ve jetlerin arkasında bıraktığı izdir.

Bu güzel şekli açıklayabilmemiz için bize gereken terim yoğunluktur (özkütle); birim hacme düşen madde miktarı olarak adlandırılır. Kelvin-Helmholtz istikrarsızlığı, yoğunlukları farklı iki akışkanın arasında oluşan hız farkından kaynaklanır. Jüpiter’i ve Satürn’ü oluşturan hidrojen ve helyumun yoğunluk farkı yüzünden gazlar gezegenin yer çekimi etkisiyle birbirleri üzerinden akarak hareket eder. Bu Jüpiter ve Satürn’de gördüğümüz dalgalanmaların açıklamasıdır. Bu istikrarsızlığa aslında evrenin ve günlük hayatımızın birçok noktasında rastlarız.

Jüpiter bir gün yıldıza dönüşebilir mi?

Jüpiter’e baktığımızda başka neler gördüğümüzü anlatabilmemiz için gereken bir diğer terim albedo. Albedo yansıtılabilirlik demektir. Belirli bir birimi yoktur ama üzerine düşen ışığın hepsini yansıtan cisimlerin albedosu 1 olarak kabul edilir. Kar yağdığında geceleri sokağın daha aydınlık olması, çölde yaşayan insanların görüş açısını arttırması ve ışığı soğurması için gözlerine siyah sürme sürmesinin sebebi budur. Siyah cisimler üzerine düşen görünebilir ışığın teorik olarak hepsini soğurur.

Işığı yansıtmak renk haricinde; ışığın geliş açısına, maddenin sıcaklığına ve materyaline göre değişir. Çünkü görülebilir ışık alanı dışında kızılötesi ve morötesi ışınlar vardır. Siyah cisim ışıması dediğimiz şey ise tam da bu özelliklerden kaynaklanır. Kara bir cismin, sıcaklığının 0 Kelvin’den yukarıya çıkması sırasında o cismin kızılötesinden morötesine geçerken (yani dalga boyu kısalırken) görünür alanda fark edilebilir bir hal alıp parlaması siyah cisim ışıması olarak adlandırılır. Bir metalin ısıtılması sırasında etrafına verdiği ışık buna örnektir.

Jüpiter ve Satürn Güneş’ten aldığı ışığın yaklaşık olarak yarısını yansıtır. Jüpiter’in albedosu 0.52, Satürn’ün albedosu ise 0.47 dir.  Gezegenlerin yıldızlarına olan uzaklığı da hesap edildiğinde, bunların belirli bir sıcaklıkta olması beklenir. Ancak kızılötesi ölçümlerde Jüpiter ve Satürn beklenenden daha sıcaktır ve bu da gezegenlerin her ikisinde de potansiyel enerji fazlası olduğu anlamına gelir. Açığa çıkan bu potansiyel enerji fazlalıkları bu tarz büyük hacimli akışkan gezegenlerde kendi içine çökerek küçülmesine sebep olur.

Aslında bu çökme yıldız oluşumundaki çökmeye benzer bu da William Thomson ve Hermann von Helmholtz tarafından bulunan ve Kelvin-Helmholtz mekanizması olarak anılan bir sistemdir. Jüpiter bir gaz gezegenin ulaşabileceği en büyük sınırlara yakındır. Cüssesinden dolayı birçok insana göre bir gaz gezegenden çok başarısız bir yıldız olarak yorumlansa da bir ön yıldız değildir.

Yıldızlar enerjilerini füzyonla yaratır.  Çok büyük kütleler, çok büyük yer çekimi ve basınç ile dönmeye başlar ve ısınır. Teoriye göre Jüpiter’de daha büyük olsaydı kütlesi içeri çökecekti ve yıldız olacaktı. Ancak ne kadar Güneş Sistemi’ndeki diğer gezegenlerin toplam kütlesinden yaklaşık 3 kat fazla olsa da bir yıldız olmak için şu an ki kütlesinin belki 70 katı kadar fazla olması gerekirdi.

Jüpiter’in etrafında ne olup bitiyor?

Sistemimizde en çok uydunun sahibi de gaz devimiz Jüpiter’dir. En büyük uydusu Ganymade ise aynı zamanda sistemimizin en büyük uydusudur. Ganymade Merkür’den bile büyüktür. Galileo’nun keşfi teleskopla görülen 4 uydusu haricinde ( Io, Ganymade, Europa, Callisto ) Jüpiter’in diğerler doğal uyduları pek parlak değildir.

Jüpiter’in yörüngesel özellikleri ve uydularının oluşum farklılıkları sebebiyle bizim bazı oluşumla ilgili sorularımızı cevaplayabilecek potansiyele sahiptir. Küçük bir Güneş Sistemi modeli gibidir. En son Jüpiter’e ulaşan yapay uydu Juno’nun ise temel görevi bu sorulara cevap bulabilmek için ipuçları aramaktır. Juno, Roma mitolojisinde en büyük tanrı Jüpiter’in karısıydı. Temmuz 2016’da, bir nevi ‘bir kavuşma’ söz konusu olmuştu.

Juno şu ana kadar ki yolculuğunda bir kaç aksilik yaşasa da, gezegenin çekirdeğine en yaklaşan yapay uydu olmayı başardı. Şu ana kadar Jüpiter’e ulaşan Juno dahil sekiz uydu var. Juno, zorlu yolculuğunda Güneş Sistemi’nin en büyük manyetik alanına sahip Jüpiter’in aurora seslerini bize dinletti.

Jüpiter’in manyetik alanı öylesine büyük ki, eğer renkli olsaydı o kadar uzak olmasına rağmen geceleri açık havalarda Jüpiter’in çapı manyetik alanı ile birlikte Dolunay’dan 2.5-3 kat büyük görünecekti. Bu mümkün olmasa da, belki de bir gün Jüpiter’in yörüngesinde seyahat etme ve yanardağlarla dolu Io’dan, yeraltındaki buzul okyanuslarından su püskürten Enceladus’a kadar birçok uydusuna bakma şansımız olabilir. Dünya’ya kıyasla bilinen 67 uydusu olan Jüpiter, gelecek nesillere çok daha zengin manzaralar sunacak.

Y nesli mutlaka not düşsün: SpaceX CEO’su Elon Musk’ın Eylül 2016’da duyurduğu Gezegenlerarası Taşıma Sistemi, 20 yıl içinde Europa veya Titan gibi Jüpiter ile Satürn’ün buzul dünyalarına turist taşımaya başlayabilir. Bu dünyanın dışından manzaralar görmek için şimdiden para biriktirmeye başlayın!

Önceki makaleDünyamızın ikizini, üçüzünü, hatta dördüzünü tanımaya ne dersiniz?
Sonraki makaleYitik Yıldız: Yıldızlar ve Uzun Pozlama
Beste Beğiçarslan
07.03.1994 tarihinde İstanbul’da doğdu. İlköğretimini Fatih'te tamamladıktan sonra Beşiktaş Anadolu Lisesi’nde okudu. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Fen Bilgisi Öğretmenliğini kazandıktan sonra ufak işlerde çalışmaya başladı. Halen haftasonları butik bir kitapçıda çalışmakta. TUG gözlem şenliğinde Samanyolu’nu gördüğü zaman, öğretmenliğin pek de kendisine göre olmadığını anladı. Bu tecrübenin ardından aktif olarak İstanbul Üniversitesi Amatör Astronomlar Kulübü’nde ve Tübitak Bursa Gökyüzü Şenliğinde gönüllü görev almaya başladı. Astronomi müzesinde eğitmen olduktan sonra öğretmenlikten mezun olmadan İstanbul Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimlerine başladı. Çocukken en büyük hobisi dedesinin dürbünüyle yıldızlara bakmaktı ve en etkilendiği kitap José Mauro de Vasconcelos’un "Güneşi Uyandıralım"ıydı. İçindeki güneşi her zaman uyandırmanın bir yolunu buldu ve okumaktan asla vazgeçmedi. Japon kültürüne karşı büyük bir sempatisi var. Resmi ve müziği çok seviyor. Asla hayır demeyeceği şey ise bir bardak kahvedir.