Ana sayfa Kültür Batı ile Doğu’nun Kardeşliğini Laurence Mottez Mevlana’da Buluşturdu

Batı ile Doğu’nun Kardeşliğini Laurence Mottez Mevlana’da Buluşturdu

Batı'nın balesi Doğu'nun semazeniyle birleşirse nasıl olur?

191
0
Her şey 20 yıl önce başladı

Laurence Mottez 20 yıl önce ilk kez gittiği İstanbul’da bir derviş sema gösterisi izledi. Gösterinin parayla ya da materyalizmle alakalı olmamasından çok etkilenen Mottez, tarif etmekte zorlandığı duygularını 20 yıl sonra 17 Mart 2018’de bir koreografide birleştirdi.

Belçika’nın sosyal devlet okullarını desteklediği Brüksel’de, amatör Belçikalı öğrencilerin yıl sonu etkinliği olarak sunulan temsile halktan ilgi oldukça fazlaydı. Hoofdstedelijke Akademi tarafından “Dans Show” isimli bu etkinliğe katılma fırsatı bulduğum için ben de çok şanslıyım.

Mottez’ye göre Batının klasik balesiyle Doğunun semazenleri pekala Mevlana’da birleşerek kardeş olabilirler. İstanbul’u ziyaretinin ardından geçen yıllarda Mevlana’nın öğretilerine daha fazla ilgi duymaya başlayan Mottez, Batı’nın klasik balesiyle Doğu’nun semazenlerini yüreğinde nasıl birleştireceğini olgunlaştırdı. 17 Mart 2018 tarihinde, tam 20 yıl sonra, karşımıza tüyleri diken diken eden bir semazen bale gösterisi ortaya çıktı. Gösterinin ilgili kısmını izlemek için:  

Laurence Mottez kimdir?

Laurence Mottez daha sadece 5 yaşındayken hangi mesleği seçmek istediğini bilen şanslı bir dansçı. Çıktığı hayat yolunda bugün 60 yaşına gelmiş çok sevimli bir öğretmen ve 5 çocuk annesi Mottez. Ama işini çok sevmesi sayesinde hiçbir yorgunluk hissetmiyor. Farklı dil ve kültürleri kucaklayan evrensel yapısı ona etrafını sevgiyle saran öğrencilerini sunmuş.

İstanbul’daki Sema Gösterisinde sizi etkileyen neydi?

L.M: Sema gösterisinde beni en başta etkileyen şey gösterinin sessizliğiydi. Tanrıyla o yüksek ilahinin güçle birleştiğini hissettim. Verilen duygu paranın, materyalizmin çok üstündeydi. Gösteri herhangi bir gösteri değildi, duyguların oldukça yoğun olduğu bir sunumdu. 20 yıl önce gittiğim İstanbul’a o kadar hayran kaldım ki giderek Mevlana’nın öğretilerini okumaya başladım. Bir dans öğretmeni olarak semazenlerin dönüş ekseninin teknik açıdan çok zor olduğunu belirtmem lazım. Çünkü kafayla vücudun dakikalarca aynı ritimde dönmesini biz başaramıyoruz. Biz dansçılar, sabit bir nokta seçeriz ve vücuttan önce başı çeviririz ki baş dönmesi yaşamayalım. Halbuki semazenler dakikalarca baş ve vücut aynı eksende dönüyorlar. Bu duyguyu hissedebilmek için İstanbul’dan Brüksel’e gelen bir öğretmenin semazen sınıfına yazıldım. Eğer semazen olmak istiyorsak bu hayat boyu süren bir öğreti, kalben ve zihnen hazırlanmamız lazım. Günlük hayatın aktivitelerini yaparken bir derviş gibi olamayız. Gözlerimiz kapalı daha rahat döndük, gözler açık insan daha çok zorlanıyor fakat işin teknik kısmı bir tarafa sema yaparken ait olduğum yuvama dönmüşüm gibi hissettim. Yıllar sonra klasik balede sahneye bu duyguyu aktarırken Avrupalılaştırarak aktardım ki kendimizi bu kültüre yakın hissedelim diye.

Kostümleri ve müziği anlatabilir misiniz?

L.M: Tennureye çok benzer bir tasarımla seyirci karşısına çıkan kostümleri bizzat ben diktim. Özel olarak kumaşını bir Türk’ten satın aldım ve üzerinde düşünerek tasarımını kendim yaptım. Eteklerini baledeki dönüşlere sorun olmayacak şekilde ayarladım. Sonra kendi ekibimdeki 5 genç kıza ne yapmak istediğimi anlattım ve hemen kabul ettiler. Bu sunumu küçük yaş grubuyla yapmam mümkün olmazdı çünkü bu tür bir dans için olgunluk gerekmekte.

Müzik ise bir sunumda olmazsa olmaz bir şart, benim için çok önemli. Müziğin adı l’adagio de barber. İkisinin birleşiminin etkili olduğunu düşünüyorum. Kendi yaratıcılığımı müzikle ortaya çıkarabiliyorum. Önce müziği buluyorum sonra bir stüdyoda tek başıma en iyi hareketleri ortaya çıkartarak koreografiyi çalışıyorum. Bir ilahi kanalla içime doğan ilhamı ortaya çıkarıyorum. Dervişler dönerek hissettikleri acıyı ilhama dönüştürüyorlar.

Bedenin bir limiti var mı?

L.M: Semazenler bile 10-15 dakikada bir durular ki bedenleri dinlensin diye. Ama bazıları daha dayanıklıdır, kendi limitlerini zorlarlar. Ben kendi limitlerimi zorladım. Yine de hepimiz insanız ve bedenimizin bir limiti var.

Türkçe hakkında ne düşünüyorsunuz, Türk öğrencileriniz var mı?

L.M: Türk dilini kadife gibi yumuşak, yuvarlak harflerin kulağı çınlattığı, güzel bir dil olarak görüyorum. Brüksel’deki Türk öğrenciler yabancı dili iyi konuşuyorlar ama aileleri dil bilmediği için Türkçe öğrenmeye başladım. Keşke daha fazla zamanım olsa tamamen dili öğrenebilsem.

Kurslarınızda vizyonunuz nedir, hiç kızar mısınız?

L.M: Hayır kızmam. Herkesin kendine özgü bir temposu var. Öncelikle kurslarımın yaşa ve vücuda uygun olup olmadığına bakarım. Motivasyon çok önemli, sıkıcı olmamalı ve öğrencileri yarıştırmak için değil başka bir dil konuşmaya ikna etmeye çalışırım. En küçük yaştakiler bile birçok dans hareketini yapabiliyorlar. Değişik yaşlara yaklaşımı öğrenebilmek ancak deneyimle oluyor. Gençken her şeyi çok düzgün ve mükemmel yapmaya çalışıyoruz ama mükemmeliyetçi olmamalıyız. Mutlu olmak ve sakin olmak daha önemli. Ben herkesin kendi limitlerini sonuna kadar zorluyorum ama herkesin limiti aynı değil. Bazıları diğerlerinden daha az kabiliyetli ama önemli olan bu değil. Önemli olan dansın keşfedilecek bir yol olarak görünmesi. Dans bir dildir, kendini ifade etmektir, başkasını tanımaktır, saygı duymak ve duyulmaktır. Dans aynı zamanda bir çeşit zor beğenen bir titizliktir. Dervişleri gördüğüm zaman onların da bu titizlik algılayışına sahip olduğunu fark ettim. Onlar sadece zor beğenmeyi bize başka bir boyuttan anlatmaya çalışıyorlar. Ben öğrencilerimize hayatlarının bir anında yol gösterebiliyorsam ve eşlik edebiliyorsam zaten çoktan kazandım demektir.

Gençliğe vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

L.M: Yürüyebilmek, nefes almak, fiziksel olarak rahatsızlığımızın olmaması bile bir mutluluktur. Mutlu olmayı unutmamalıyız. Beklenti içinde hep daha fazlasını istememeliyiz. Sadece yaşamak için yeterli şeye sahip olmalıyız ama daha fazlasını isteme hırsına kapılmamalıyız. Hayata değer vermeliyiz. Her şeyi çok mükemmel yapmaya çalışmamalıyız. Çok fazlasına ulaşmaya çalışarak anı kaçırıyoruz ve sonuçta hayat çok hızlı geçiyor.

Vücudumuzu nasıl koruyabiliriz?

L.M: Severek ve saygı duyarak. Ben 60 yaşındayım ve biliyorum ki 30 yaşındaki bir bedene sahip değilim. Beden asla yalan söylemez. Eğer rahatsızsa durmak zorundasınız, yine de zorlarsanız bu sefer daha da büyük bir tepki verir. İnsanlar çok zorladıkları için kendilerini birçok hastalığa yakalanıyorlar örneğin kanser gibi. Zihnimizle bedenimiz arasındaki bağ stres ya da zararlı başka nedenler dolayısıyla kopabilir. Bu bağlantıyı tekrar kurabilmek için dans edebilirsiniz. Beden aktiviteyi sever, onu dinleyin. Daha fazla para ve daha fazla kariyer hırsı bedeni zayıflatıyor. Tabii sadece bu değil aynı zamanda düzgün yemekler yemeliyiz. Sürekli arada atıştırmamalıyız ve tabi doğal ürünleri tercih etmeliyiz.