Okuma süresi: 4 dakika

22 Şubat 1996. NASA, İtalya Uzay Ajansı ile önemli bir deney gerçekleştirmek adına STS–75 adlı uzay programını hayata geçirdi. Amaç, Columbia Uzay Mekiği ile taşınacak “Kablolu Uydu Sistemi” uydusunun yörüngede konumlanmasıydı. Bu işlem ilk olarak 1992 senesinde Atlantis uzay aracı ile başlatılan deneyin geliştirilmiş basamağını temsil ediyordu. O sene uzaya taşınan TSS–1 kod adlı uydu kablosunun ardından, Columbia TSS-1R adı verilen, prototipinin geliştirilmiş örneğini temsil eden kabloyu taşıyor.

STS–75 deneyinin ana girdisi olan TSS-1R, 20 kilometre uzunluğunda, elektrik akımı iletebilen bir kabloydu. Kabloya kısaca elektromanyetik kablo, İngilizcesi ile “electromagnetic tether” adı verildi. Bu devasa kablonun amacı dünyanın biyosferinde ve manyetik bölgelerinde elektron toplamaktı. Başarılı olması halinde kilometre başına birkaç yüz voltluk enerji depolayabilecekti.

Sonuç olarak yüksek miktarda enerji elde edilebilecek ve başta uzay görevleri olmak üzere birçok alanda fosil yakıtların kullanılması ortadan kalkacaktı. Ancak elektromanyetik kablonun tek faydası bu değildi. Bir uzay üssüne monte edilebilen bu devasa kablo, elde ettiği güç ile bağlandığı üssün zıt yönüne bir itme gücü yaratacaktı. Kısaca, Uluslararası Uzay İstasyonu’nun (ISS) manevra yapmasını ve hareket etmesini sağlayacaktı. Tahminlere göre, elektrikli itki gücü sayesinde ISS için 10 yılda harcanan 2 milyar dolarlık yakıt masrafı buharlaşacaktı.

Kablo Uydu Sistemi’nin görev kapsamında ilk amacı, dünya yörüngesine 296 km mesafede uçarak kabloyu dünyanın elektronlarla yüklenmiş biyosfer katmanına konumlamaktı. Bu aşamada hedef, kablo biyosfer katmanında ilerledikçe dünyanın manyetik hatlarındaki elektronları çekmek ve bir elektron akımı oluşturmaktı.

Bu şekilde dünya atmosferinden enerji toplanacaktı. Uzay keşfinde bir ilk olan deney, asıl hedefinin yanı sıra kuyrukluyıldızların, meteorların hareketlerini incelemeye, diğer gezegenlerden gelebilecek olan radyo dalgalarını saptamaya da yardım edecekti. Dış gezegenlerden gelen radyo dalgalarının Dünya dışı yaşana işaret eden önemli veriler arasında yer aldığını biliyoruz (SETI, Porto Riko’daki dev Arecibo radyo çanağı ile on yıllardır dış medeniyetlerden gelebilecek radyo dalgalarını arıyor). STS–75 görevi esnasında yaşanan olay ise bırakın radyo dalgalarını, Dünya dışı yaşama işaret eden görüntüler direkt Columbia’nın kameralarının karşısına çıktı.

22 Şubat 1996 günü yerel saatle 15.18’de Columbia fırlatıldı. Uzay aracı dördü Amerikalı, ikisi İtalyan ve biri İsviçreli olmak üzere yedi kişilik mürettebat taşıyordu. Üç gün sonra, elektromanyetik kablonun konumlandığı biyosfer ve manyetik alan bölgesindeki enerji miktarı ve radyasyonun yanlış hesaplanması nedeniyle, kablo beklenenden 2–10 kat daha fazla enerji ile yüklendi. Kablonun çok fazla enerji üretmesi sonucu iletken kısmı yanarak koptu. Uzay üssü ile bağlantısı kaybolan 100 milyon dolarlık kablo, uzayın boşluğunda ilerlemeye başladı.

İngiltere’de çekilmiş olan başka görüntülerle yukarıdakini karşılaştırın (delil olduğu anlamına gelmiyor):

Enkaz olabilir mi?

28 Şubat’a gelindiğinde elektromanyetik kablo uzay üssünden 125 km uzaklığa ulaştı. Columbia ve ISS üzerindeki kameralar kablonun son durumunu takip ediyordu. Aynı anda NASA’ya ait olan NASA Select kanalı da canlı yayındaydı. Columbia’da bulunan astronotlardan İsviçreli Claude Nicollier, siyah beyaz çekim yapan kamerayı uzayın boşluğunda son derece parlak bir florasan gibi duran 20 km’lik kablonun üzerine odaklamıştı. O an kameranın çektiği görüntüler, hem Columbia’daki mürettebatın, hem de Houston’daki yetkilileri sessizliğe boğdu. Nicollier’in çektiği görüntülerde, uzayın boşluğunda parlak bir çizgi gibi görünen kablonun etrafında, sayılamayacak kadar çok hareket eden cisim görülüyordu.

Bu cisimler net bir şekilde hızlanıyor, yavaşlıyor, manevra yapıyorlardı ve parlaklıkları değişim gösteriyordu. Kablo Columbia uzay üssünden 130 km uzaklığa eriştiğinde cisimler iyice belirginleşmeye başladı. Kablonun üzerinden, arkasından, sağından-solundan geçen cisimlerin görüntülerde net bir şekilde belli oluyordu. Elde edilen görüntüler iyice yakınlaştırıldığında söz konusu cisimlerin daire şeklinde, etraflarında çentikler olan ve ortası delik bir görünüme sahip oldukları fark edildi.

NASA’dan bir yetkili, uzun bir çizgi gördüklerini ve yıldıza benzer şeylerin bu çizginin etrafında hareket ettiğini belirtip, uzay mekiğindeki astronotlardan açıklama istedi. Astronotlardan bir tanesi çizginin kablo olduğunu, etrafındakilerin de bir çeşit uzay enkazı ve ışık oyunu olduğunu anlatmaya çalıştı, ancak sesinden karşılaştıkları olaya bir açıklık getiremedikleri belli oluyordu.

NASA tarihine “tether incident” adı ile geçen bu olay, Kuzey Afrika’nın batı kıyı bölgesine denk gelen koordinatlarda gerçekleşti. Kablonun uzunluğunun 20 km ve uzay üssünden de uzaklığının yaklaşık 130 km olmasına dayanarak görülen cisimlerin çaplarının yaklaşık 5 km olduğunu öngördüler. Bu açıklama, görülen cisimlerin ne çeşit (ve hepsi aynı boyutlarda) enkaz olabileceği konusunda soru işaretleri doğuruyor. Zamanla kablo iyice uzaklaşmaya başladı ve 160 km mesafeye vararak gözden kayboldu. Görüntüler daha da yakınlaştırıldığında, bir çubuk gibi görülen kablonun etrafındaki cisimler gölette yüzen larvalar misali rahatlıkla görülebiliyordu.

Uzaylılarla neden halen karşılaşmadığımızı açıklayan 12 mantıklı sebep

Requiem for a dream müziği ile hazırlanmış bir diğer video:

Arşivlerde bekleyen iki hafta dolusu veri

Dünyanın yörüngesinde gerçekleşen ve uzay mekiği kameraları tarafından görüntülenen bu olay, meteor, kuyrukluyıldız, uzay enkazı veya insan yapımı uzay araçları ile açıklanması mümkün olmayan görüntüler sundu. NASA, kameraya takılan cisimlerin uzay mekiğinin Reaksion Kontrol Sistemi (RCS) iticilerinden saçılan ve buz kristalleri haline gelen sıvı olduğunu savundu.

Nebraska Üniversitesi Profesörü Jack Kasher, elektromanyetik kablo görüntülerindeki cisimlerin aslında buz kristalleri ile benzerlik gösterdiğini, mekiğin ateşleme sistemi ile hareket etmesi halinde kristallerin hareket edeceğini belirtti. Ancak “tether incident” görüntülerinde görülen şeyin bir kristal olamayacağını, bir buz kristalinin o yönde o hızda hareket edebilmesinin mümkün olmadığını da ifade etti. Kasher, buz kristallerinin manevra yapamayacak olması ve o derecede hızlanıp yavaşlamasının mümkün olmaması yüzünden olasılık dışı kaldığını, ayrıca görülenin bir meteor da olamayacağını not düştü. Çünkü meteorlar yön değiştiremiyorlar. Bunların dışında bir uzay mekiği ya da aracının da o tür bir hızda manevra yapabilmesi mümkün değil.

NASA arşivlerinden alındığı belirtilen, STS-75 görevi esnasında Columbia Uzay Mekiği tarafından çekilmiş diğer görüntülerde, söz konusu cisimlerle dolu manzaralar mevcut:

Columbia’nın 15 gün süren ve toplamda 10 milyon 500 bin km kat ettiği STS-75 görevi “Dünya dışı yaşamın” kanıtı değil. Görüntülerdeki nesneler uçan daireler bile olsa, bunu kesin olarak ifade edemeyiz. Mevcut veriler ile kanıtlamaya çalışmak bile kesin sonuç veremez çünkü çok daha üstün bir görüntüleme teknolojisi ile cisimlerin tüm detaylarına erişilmesi gerekir.

Kesin yargı oluşturacak tek durum, görüntüleri inceleyecek bir komite veya birçok uzmanın ortak bir görüş belirtmesi olacaktır. Tamamen rastlantı olan bir olay hakkında bireysel yorum yapmak isteyecek uzmanların hayli az olması da şaşırtıcı değil. Kashner bu isimlerden biri, detaylı yorumlarına da bu adresten ulaşılabilir.

NASA, Güneş Sistemi’nde Dünya dışı yaşamın 2025’e kadar tespit edileceğinden kesin. Bu belki de Titan metan göllerindeki bir yosun veya Enceladus’un derinliklerinde yaşayan bir bakteri olacak. Bizden akıllı veya aynı seviyedeki medeniyetlerin izlerine ise daha çok uzun yıllar rastlamayacağız gibi görünüyor.

NASA: 2025’e kadar Dünya dışı yaşamı keşfedeceğiz