Okuma süresi: 3 dakika

Arkadaşlarımla beraber kurduğumuz küçük kitap kulübünde Albert Camus’un “Yabancı” romanını incelerken, romanın kahramanı Mersault’ın davranışlarının toplum tarafından yadırgandığından, yanlışlığından doğruluğundan bahsediyorduk.

Sıra bana ve diyetisyen arkadaşıma gelince, diyetisyen arkadaşım mesleki bilgilerine dayanarak Mersault’ın kanındaki ani glikoz düşüşünün bu davranışlara sebep olduğunu söylerken, ben biraz daha iddialı konuşmuştum. Bu adamın beyninde ciddi fiyolojik bir rahatsızlık olduğunu ve endorfin, seratonin gibi hormonları salgılayamadığını iddia etmiştim. Cidden beyin kimyamızdaki bu beklenmedik değişiklikler, karakterimizi, davranışlarımız, hayatımızın gidişatını (ki bu romandaki kahramanımızın için pek de iyi bir son değildi) bu derece etkileyebilir miydi? Hatta internet bağımlılığımızın arkasında nörokimyasal bir süreç olabilir mi?

Teknolojinin vücut kimyası ile etkileşimi

Son zamanlarda, pek çok yenilik, fırsat ve seçenek teknolojinin gelişmesiyle beraber neredeyse ışık hızıyla hayatımıza girmekte. Tabi bazı yenilikler yanında daha önce hesaplanmamış bazı yan etkilerle beraber geliyor ya da kendi kültürünü yaratıyor. Örneğin bundan birkaç yıl önce “görüldü atmak” diye bir kavram kimse tarafından bilinmezken bugünlerde popüler bir davranış biçimi haline geldi (tabii bu davranışın olumsuz manaları olduğunu belirtmem lazım). Bir zamanlar teknolojiye bağlı hastalıklarımız, boyun fıtığı, karpal tunel sendromu, eklem ağrıları gibi fiziksel sorunlarken, günümüzde psikolojik seviyede seyretmeye başladı.

Bugün ortaöğretim çağlarını yaşayan bireylerin “cyberbullying” (siber zorbalık) diye bir kavramla baş etmesi gerekiyor mesela, ya da sürekli sosyal medyadaki profilleri ilgi çekici hale gelsin diye en olmadık şeyleri deneyip videolarını yayınlayan binlerce insanı görüyoruz her gün. Peki bu davranışların sebebi sadece basit sosyolojik süreçler ile açıklanabilir mi yoksa altında yatan daha derin bir süreç var mı? Ya da daha farklı bir şekilde soracak olursak, sosyal medyada aldığımız basit bir “LIKE” vücut kimyamıza etki edecek kadar derin bir güce sahip olabilir mi?

Facebook genç kadınlarda kıskançlığı artırıyor

LIKE = Oksitosin

Camus’nun romandaki kahramanı Mersault’ya dönersek, insanların ondan rahatsız olmasının sebebinin, katil olmasından daha çok duyarsız biri olması olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ya annesine bile en ufak bir bağlılık göstermeyen bir şahıs sempatiyi hak etmiyordur. Peki, bağlılık hissini yaratan nedir?

Son zamanlarda yapay zekanın gelişmesi ile hemen hemen herkes beynin, nöronlar arasındaki bağlantılar ile işlediğini öğrenmiş durumda ama beyinde sadece nöral bağlantılar değil pek çok kimyasal olay da meydana gelmekte. Beynimizde bulunan, epifz, hipofiz, hipotalamus gibi bölgeler içinde bulunulan duruma göre çeşitli hormonlar sürekli olarak, beyne ve kan akışına gerekli miktarlarda yollamaktadırlar. Açlık hissinden, aşık olmaya, bir yere ait olma hissinden düşman üstüne korkusuzca gitmeye kadar pek çok duygu bu hormonlar sayesinde meydana gelir.

Oksitosin hormonunu ele alalım mesela. Bu hormon, sevgi ve şefkat duygularımızın arkasında yatan gizli güçtür. Oksitosin hormonunun rol aldığı olaylardan bazılarına bakacak olursak, bir annenin yavrusuna duyduğu sevgi, birine sarılmak, zor durumda olan birine yardım etmek, size güvenen insanlarla bir arada bulunmak ve en ilginçlerinden biri, sosyal medyada bir arkadaşınızın paylaşımında “LIKE” butonuna basmak gibi faaliyetleri görebiliriz. Burada ilginç olan durum, internet ortamında yapılan bir faaliyetin, beyin kimyasındaki olayları tetiklemesidir. Bir LIKE birden bire beynimizi oksitosin ile doldurabilir. Ne yazık ki, Camus’un kahramanı büyük ihtimalle, oksitosin yoksunluğu çektiği için, böyle sevgisiz biri haline gelmişti (tabii bu yazarın yorumu).

Oksitosin, genel olarak sevgiyle tetiklenen bir hormon, bunun yanında daha derin etkileri olan, hatta bağımlılığa kadar sürükleyen hormonlar da mevcut. Mutlu olduğumuzda beynimiz endorfin, serotonin, melatonin, dopamin kokteyli içerisinde yüzmeye başlar (hele bir de aşık olma durumu varsa). Bu hormonlardan dopaminin özel bir yeri vardır. Bağımlılık yaratan her şey, beyinde dopamin salgılanmasına sebep olmaktadır.

Facebook tavşan deliğinin kapılarını aralıyor

Ne kadar tıklama, o kadar dopamin

Şimdi, bu paragrafa gelinceye kadar, kaç kere sosyal medyadaki beğeni alma, izlenme durumunuzu kontrol ettiğinizi bir düşünün. Bu sürede herhangi bir beğeni aldıysanız, beyninizde dopamin seviyesi ani olarak yükselmiştir buna emin olabilirsiniz. Yapılan çalışmalar ve incelemelere göre sosyal medyada alınan beğeniler direkt olarak dopamin seviyesini arttıran mekanizmayı harekete geçirmektedir.

Dopamin mekanizmasının internet üzerinden uzaktan bir butona tıklanarak değiştirilebiliyor olması, gerçekten çağımızın getirdiği en ilginç olgulardan biri gibi görünüyor. İşin daha ilginci ise toplumdaki bireylerin bizim beyin kimyamız üstünde bu kadar etkili olmasıdır. Dopaminin bağımlılığa sebep olduğunu da göz önünde bulundurduğumuzda, açıkça çağımızın elektroniğe bağlı bağımlılığını net olarak görebiliriz.

Psikologlara göre bir davranışın huy mu, rahatsızlık mı olduğunu belirlemek için kriterlerden biri de, davranışın günlük hayatınızı engeller boyutta tekrar ediyor olup olmamasıdır. Mesela, sosyal medyadaki beğeni durumunu sürekli kontrol etme isteği eğer çevrenizle iletişimi bozuyor, günlük hayatınızı engelliyorsa  buna bir örnek olarak verilebilir. Tabii doğal olarak bu durum ne kadar bağımlı olduğumuzun da bir göstergesi haline gelmektedir.

Açıkçası öyle görünüyor ki, günlük hayatımızda artık yeni bir duygu üreten hatta bağımlılık yaratan yeni bir parametre var, bu parametrenin sağlığımıza etkileri ise zaman içerisinde daha da netleşecektir. Öyle ya her teknoloji kendi kültürünü yaratmakta ve internet kültürü, insanlık tarihini göz önünde bulundurduğumuzda daha yepyeni ve oturmamış bir kültür.

Camus’un kitabında kahramanımız Mersault’un hayatına 1940’lı yılların dünyasında şahit oluyoruz, o yıllarda malum internet yoktu, acaba Mersault, internetin olduğu bir dünyada yaşasaydı ve toplumun beğenileri ile oksitosin, dopamin seviyeleri yükselseydi, yine aynı sonu yaşar mıydı? Ne dersiniz?

Bu arada, bu makaleyi yazarken cafede çekilmiş fotoğrafımı, hoşlandığım kız hala beğenmedi…

***

Okuma tavsiyeleri

Evcilleşmiş Beyin / Bruce Hood

Değişen Beynim/ Sinan Canan

Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler/ Sinan Canan

Sinaps /Uğur Batı