Okuma süresi: 3 dakika

Uzaylı ırklarla temas kurma çabalarına dair ciddi uyarılarda bulunan bilim insanlarının başında bildiğimiz üzere Michio Kaku gelmekte. Ona göre insanoğlunun yaptığı en büyük hata bu olabilir. Peki, gerçekten de Michio Kaku, endişelerinde haklı mı?

Bir sabah uyanarak gökyüzüne baktığımızda, kâinatın başka bir ucundan devasa galaktik gemileriyle gelen uzaylıları gördüğümüz an bizleri büyük bir yok oluş mu yoksa kocaman bir gülümseme mi bekliyor olacak?

Bu sorunun cevabını bulabilmek için düşünmeye tersine mühendislikle başlamak gerekli, yani mevcut hikâyede insanoğlunun, uzaylıların konumuna geçerek, devasa gemileriyle başka bir yıldız sistemini ziyaret edebilme olasılığının temel taşlarına.

Michio Kaku: Dünya dışı akıllı varlıklarla temastan sakınmalıyız

Bir “Dünya devleti” olabilecek miyiz?

İnsanlık tarihine baktığımız zaman uzayın fethiyle alakalı aklımıza gelen ilk düşünce gerçekten çok vakit kaybettiğimiz yönünde ve hala benzer kısır döngülerle de hatalarımızı tekrarlamaya devam ediyoruz. İnsanoğlunun kozmik hapishanesi olan Dünya’nın üzerinde sayısız ülke ve çizilmiş geçilemez sınırlar mevcut. Bu sınırların ve bağlantılı etkilerinin yarattığı savaşlar ve kitlesel yok oluşlar da durmaksızın ortaya çıkmaya devam ediyor. Dini inançlar, etnik farklılık görüşleri, dilsel ve kültürel ayrımlar, insanoğlunun tek ve birleşik bir canlı türü olmasını binlerce yıldır olduğu gibi günümüzde de engellemeye devam ediyor.

Biliyoruz ki uzayı fethedebilmenin, kozmik hapishanemizden kurtularak kâinatın derinliklerine ilerleyebilmemizin yolu bu sınırların ortadan bir an önce kaldırılabilmesinden geçiyor. Dünyadaki tüm insanların demokratik tek bir yönetimsel yapıya bağlı oldukları, sınırların artık var olmadığı -ki buna Dünya Devleti diyebiliriz, bir yönetim sistemi. Etnik ve dini kökenlerin insanların beyinlerinde çözülmüş olduğu kapsayıcı gezegensel barış. Hedefine bütün damarlarıyla kilitlenmiş, birbiriyle genetik olarak aynı türdeki insanoğullarından oluşan dünya halkı. Birçoğumuzun ütopya olarak değerlendirdiği, iyiliğin ve bütünleşmenin kazanacağı bu geleceği inşa edebilmek, galaktik uygarlığımızı kurabilmenin ilk yolu.

Maalesef korkutucu bir ikinci olasılık daha var. Bilim-kurgu romanlarını, düşünürlerin konuyla ilgili cümlelerini incelediğimizde ya da kısa yoldan Amerika’nın bizleri işgalci uzaylılardan kurtardığı film senaryolarına baktığımızda öncelikli bir saptamanın varlığını görüyoruz. Uzaylılar anlatmaya çalıştığımız gibi her zaman için birlikte olmayı başarabilmiş, tek ve bağlı bir ırk olarak hareket edebilen canlılar olarak betimlenmiştir. En meşhur tasvir de kovan bilincidir. Yani devasa galaktik gemilerine kendilerini yok etmeden binebilecek olan uzaylı ırkların öncelikle binlerce yıldır şahit olduğumuz ve olmaya da halen devam ettiğimiz parçalanma sorunlarını çözmüş olmaları gerekmektedir. İşte tam da burada, anlattığımız güzelliklerle dolu geleceğin alternatifi olan, dediğimiz gibi oldukça korkutucu diğer olasılık gündeme geliyor.

Michio Kaku uzaylılar tarafından kaçırılırsak ne yapmamız gerektiğini anlattı

En korkutucu olasılık

Birçok düşünür, Hitler Almanya’sının 2.Dünya Savaşı’nı kazanmış olduğu alternatif süreçte, insanoğlunun bırakın Ay’ı, Mars’ı, çoktan Jüpiter’in uydularında koloniler kurmuş olacağı konusunda neredeyse hem fikir. Bu düşüncenin temelini vakit kaybı teorileriyle açıklamıştık zaten. Öyle ya da böyle, sınırların olmadığı, savaşlarla, anlamsız süreçlerle gelişmenin engellenmediği, tek ve genel bir yönetim sisteminin etkin olduğu, etnik ve dini çıkmazların bertaraf edildiği bir gelecek, kökeni ne olursa olsun galaksinin fethinin ve kurtuluşumuzun anahtarıdır. Şimdi bu iki olasılığı, iyiyi ve kötüyü, başa dönerek insanoğlunun uzayı fethetme sürecinden çıkartıp, olasılıklar dâhilinde bizimle temas kuracak olan uzaylı bir ırkın gelişim hikâyesine uyarlayalım. Yani, bir sabah uyanıp gökyüzüne baktığımızda, bu iki olasılıktan birisinin şekillendirdiği bir galaktik uygarlıkla karşılaşacağımız kesindir.

Eğer ki Dünya’yı ziyaret eden uzaylı ırkın tarihinde, misal üç bin yıl önce, bir Hitler varsa, yıkıcı düşünce sistematiğiyle savaşları kazanarak sahip oldukları gezegeni hastalıklı arzularıyla dizayn etmişse, istemediği tüm dini ve etnik kökenleri ortadan kaldırmış, doğan nesillere geçmişi unutturarak işgalci bir ideolojiyle beslenen savaşçı bir toplumun temellerini sağlam şekilde atmışsa, işte o zaman yandık demektir. Bu savaş Michio Kaku’nun dediği gibi, saçma sapan Amerikan filmlerinde olduğu gibi değil, maalesef Godzilla ile tavşan arasında geçecektir. Basit düşündüğümüzde bu yıkıcı olasılığın %50 olduğunu görüyoruz. Gerçekten büyük bir olasılık ve Michio Kaku gibi insanların ısrarla uzaya mesaj yollamayın, dikkat edin, bu çok tehlikeli demesini de fazlasıyla haklı çıkartıyor.

Evren ışık yıllarıyla ölçülebilen, sonsuzluğa uzanan mesafelerle bizi sınırlandırmış durumda. Aslında biliyoruz ki uzaya gönderdiğimiz mesajların en yakın galaksiye ulaşması bile binlerce yıl sürecek. Diyelim ki kibrimize yenik düşmeye devam edip, arama tuşuna inatla basarak, uzaylı bir ırktan beklediğimiz cevap sinyalini nihayetinde aldık. Karşılaşmanın gerçekleşeceği güne kadar geçecek olan zaman zaten insanlığın kaderini belirlemiş olacak. Bin yıl sonra ya kendimizi savunabilecek bir uygarlık seviyesine ulaşmış ya da kendimizi nükleer silahlarla yok ederek kâinat sayfasından zaten silinmiş olacağız. Yine de şansımızı fazla zorlamamak en mantıklısı gibi gözükmekte, ne dersiniz?

Yaşam potansiyeli barındıran yıldız sistemine mesaj gönderildi