Observer’ın Avrupa’nın gen-düzenleme ile elde edilen bitkilerini yasaklaması hakkındaki görüşü:

Bu yüzyılın sonunda insan nüfusunun 11 milyarı aşması beklenen bir gezegende yaşıyoruz. Aynı zamanda bir çok bölgede artan nüfusu beslememizi zorlaştıran küresel ısınma da kaderimizin bir parçası haline gelmiş durumda.

Çevresel endişeleri de göz önünde bulundurarak insanların beslenmesi için gereken gıdanın üretilmesi gelişmiş bilimsel tekniklerin kullanılabilmesine bağlı.

Soru ve Cevap

Soru: (The) Observer kimdir?

Cevap: The Observer 1791 yılında kurulan dünyanın en eski gazetelerinden biridir, Pazar günleri Guardian tarafından basılır ancak editoryal olarak bağımsızdır.

Kuraklıkla ve hastalıklarla mücadele edebilen bitkiler, yaşamamız muhtemel görülen gıda sıkıntısının çözümü için çok önemlidir. Ancak Avrupa Adelet Mahkemesi’nin (ECJ) korkunç kararı araştırmacıların üzerine fazladan yükler yüklemekte.

Mahkemenin konusu yeni bir teknoloji olan gen-düzenleme teknolojisiydi. ECJ’nin verdiği karar bu teknolojinin kullanımının katı bir şekilde sınırlandırılması yönünde oldu. Bu karar yüzünden yeni çeşitlerin ıslah edilmesi çok daha zor hale gelirken bir yandan da, bu teknoloji ile tasarruf edilebilecek para da insanların beslenmesi için harcanamayacak.

Soru ve Cevap

Soru: CRISPR nedir?

Cevap: Tam adı Crispr-Cas9 olan teknoloji bilim insanlarının bir genomdaki genlerin tam olarak hedef alınmasına ve düzenlenmesine olanak sağlayan bir teknoloji. Crispr, DNA’nın çift sarmalında hedeflenen ilgili noktayı hedef alan ve RNA’dan elde edilen öncü bir molekül. Bu RNA molekülü bir bakteri enzimi olan Cas9’a bağlanarak adeta bir makas gibi DNA’nın istenen noktasının kesilebilmesine olanak sağlıyor. Be sistem bilim insanlarının genetik kodun her harfinde kes, kopyala, yapıştır yapabilmelerini için kullanılıyor.

Mahkemenin verdiği kararın anlamı; gen-düzenleme yöntemini, klasik genetik modifikasyon ya da 1980’lerden bu yana kullanılan transgenik (ıslah edilen bitkiye farklı bir cins bitkiden ya da farklı bir aileden – bu hayvanlar alemi de olabilir, gen aktarımı) yöntemiyle aynı kefeye konulması.

Ancak geleneksel genetik mühendislik tekniklerinin aksine gen-düzenleme teknolojisi diğer canlılardan DNA aktarımını içermez. Doğrusunu söylemek gerekirse, diğer canlılardan gen aktarımı dahi olsa bunu gözlemlemek imkansızdır, çünkü yapılan değişikler canlılarda doğal olarak gerçekleşen mutasyonlardan ayırt edilemez. Yine de AAM’si gen-düzenleme yönteminin doğası gereği güvenli olmadığını yönünde karar aldı, ancak bunula beraber konvensiyonel bitki ıslahı tekniklerinde kullanılan kanserojen kimyasalların, radyasyon yayan iyonların kullanılmasına devam edilmesi kararını da almış oldu.

“Avrupa’nın biyo-teknolojisine ölümcül darbe”

Aklı başında olanlar için bu karar ‘mantıksız ve absürd’. Başlangıç olarak, alınan kararın dayandığı nokta gen-düzenleme sonucu elde edilen bitkilerin güvenli olup olmaması değil, kullanılan teknolojinin güvenli olup olmadığı durumu olmalıydı.

Bu karar, son derece spesifik ve güvenilir olan gen-düzenleme yöntemi yerine çok da güvenilir sonuç vermeyen ve daha riskli ıslah yöntemlerinin kullanılmasının da devamı anlamına geliyor. Bu durum yanlış.

Bizler, mahkemenin verdiği kararın İngiletere ve Avrupa’nın entellektüel ve bilimsel özgürlüğüne darbe vurabileceği kuruntusundan uzak durmalıyız.

İzin verilmesi durumunda GDO’nun Avrupa’ya şu anki maliyeti 30 milyon euro. Ancak büyük tarım şirketleri böyle rakamları karşılayabilirler. Bu paranın gen-düzenleme yöntemiyle elde edilen bitkilere eklenmesi sonucunda, küresel ısınmanın negatif etkisinin engellenmesi ve gıda kıtlığının azaltılması için yenilik üretmek için çalışan bir çok üniversite, startup ve kar amacı gütmeyen kuruluş market dışı kalacak.

Düsseldorf Üniversitesi Moleküler Fizyoloji Enstitüsü’nden Sarah Schmidt’in görüşü “EJM’nin kararı Avrupa’nın bitki biyo-teknolojisi alanına ölümcül bir darbe vurdu” şeklinde. Gen-düzenleme teknolojinin sağladığı faydalar olmaksızın, Avrupa’da yetişen bitkilerin fiyatı artmış olacak.

Schmidt, mahkemenin verdiği karara tepki gösteren tek bilim insanı değil. Aberystwyth Üniversitesi’nden Bitki Uzmanı huw Jones kararla ilgili ‘şoka uğradığını ve üzüldüğünü’ belirtiyor.

Rothamsted Araştırma’dan Johnathan Napier de kararı ‘hayal kırıcı bir geri adım’ olarak tanımlıyor. Öbür yandan bazı bilim insanları ise bu duruma sevinmekte. Times’ın bildirdiğine göre Kanadalı bir Prof. “Amerikalı ve Kanadalı çiftçiler için sevinç günü!, umarım Avrupalı çiftçiler yükselecek fiyatların tadını çıkartır” demiş.

Avrupa Komisyonu’nun konu ile ilgili olarak EJM’nin aldığı kararı değiştirmek için bir yol araması da ihtimal dahilinde. Bazı bilim insanları bunun mümkün olabileceğine inanıyor. Açık olarak şunu söylemek lazım, bu kararla, Avrupa uzun bir süreliğine, tarım alanında iyi sonuçlar almak adına kendisine ket vurmuştur.

[Pixabay]

Kanserojen kimyasalların tüketilmesinin önüne geçilmeli

Yukarıda orijinalinden çevirerek verdiğim makale hakkında şahsi görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Tarım sektöründe çalışan ve ıslah alanını yakından takip etmeye çalışan bir ziraat mühendisi olarak yukarıdaki yazıyı biraz taraflı buldum.

Evet belki yazı da geçtiği üzere GDO ya da gen-düzenleme ile elde edilen bitkiler ‘güvenli’ olabilir ancak güvenli olup olmadığı konusu hala tam olarak aydınlanmış bir konu değil. Ancak bu işin biraz ‘etik’ kısmına da kaçıyor ve ben şu an bunu tartışmak istemiyorum. Ben işin bu tarafından çıkarak bu konuda yaptığım ilk çeviriye dönerek bir kaç şey söylemek isterim.

Bu yazı GDO kullanılarak yapılan yetiştiricilik ile geleneksel yetiştiricilikte kullanılan kimyasal miktarını kıyaslıyor. 14 yıllık bir çalışma. Sonuçlar (bence) çarpıcı, araştırmaya göre kimyasal ilaç tüketimi kısa bir azalışın ardından tüketim tekrar artıyor.

Günümüzde kanser vakaların artmasının temel sebeplerinden biri ‘tarımda kullanılan kimyasalların kalıntısı’ gösteriliyor. Dolayısıyla bence asıl tartışmamız ve çözüm üretmeye çalışmamız gereken konu bu kimyasalların tüketiminin azalmasını nasıl sağlarız olmalı.

Bu arada GDO’nun çıkış noktalarından biri ‘dünyayı besleyebilmek için birim alandan, daha az girdi kullanrak (ilaç, gübre, su vb.) daha fazla verim sağlamalıyız’dı. Evet GDO’lu bitkiler fizyolojik stress koşuullarının bir çoğuna dayanıklı oldu ancak ilaç tüketimi zannettiğimizin aksine amacını karşılayamadı. Özellikle üzerine düşülmesi gereken alan bu olmalı diye düşünüyorum. Bu arada bu problem sanılanın aksine çok zor ve grift bir problem.

NOT: Avrupa’da GDO ve gen-düzenleme’yle elde edilen bitkileri yetiştimek yasak, Ülkemizde ise GDO’ya sadece hayvan yemi olarak kullanılacak soya ve mısırda belli bir oranda (en son bu oran % 0,008’di diye hatırlıyorum) müsade edilmektedir. Gen-düzenleme konusunda ise herhangi bir şey görmedim henüz.

Yani GDO’lu ürün tüketmiyoruz, merak etmeyin. Ancak bu da yediğimiz ürünlerin ‘güvenli’ olduğu anlamına gelmiyor…