Ana sayfa Bilim Ürkütücü yeni bir dış gezegen türü: Göz Yuvarlağı Gezegenleri

Ürkütücü yeni bir dış gezegen türü: Göz Yuvarlağı Gezegenleri

[NASA/JPL-Caltech]
Okuma süresi: 2 dakika

Açıkçası haberi ilk gördüğümde aklıma en iyi korku filmleri arasında yer alan Gin Gwai (2002) geldi (Hong Kong-Singapur yapımlı filmin Hollywood versiyonu hiç iyi değil). Hayaletleri görmenizi sağlayan göz naklini anlatan film ile göz yuvarlağını anımsatan hayalet gezegenler olabileceğine ait araştırma arasında ilginç bir bağ kurmuş olabilirim. Ancak NASA’ya göre uzayın derinliklerinde tıpkı bir yere gözünü dikmiş gibi duran ürpertici gezegenler var.

Bugüne dek sıcak-Jüpiterler ve mini-Neptünler gibi birçok farklı dış gezegen olduğunu keşfettik. Aralarında en iyi bildiğimiz muhtemelen süper-Dünyalar. Volkanik, buzul, kayalık ve elmas gezegenlerin de yer aldığı dış gezegen listesinin en son üyesi “Göz Yuvarlağı Gezegenleri.” Uzayın karanlık bir köşesinden gözünü dikip bizleri izleyen gezegenler…

Gökbilimcilere göre bu görünümü sağlayan ana etken, Dünya-Ay ile Plüton-Charon arasında da bulunan gel-git kilidi. Gel-git kilidi, bir uydunun yörünge dönüş süresi ile kendi eksenindeki dönüş hızının eşit olması anlamına geliyor. Bu yüzden Dünya’dan bakıldığında Ay’ın sadece bir yüzü görülüyor ve görülmeyen tarafına “Ay’ın karanlık yüzü” diyoruz.

Dünya ise Güneş ile gel-git kilidi ilişkisi içinde değil. Bu yüzden gece-gündüz döngüsü içinde normal bir yaşam sürebiliyoruz. Ancak Dünya kadar şanslı olmayan gezegenler de mevcut. Yani bir yüzleri daima aydınlıkken, diğer yüzleri de daimi karanlığa bürünmüş durumda.

Güneşleri ile gel-git halinde olan gezegenlerin görünümlerinin, yıldızlarına olan mesafeye bağlı olarak değiştiği tahmin ediliyor. Bir yüzü radyasyon nedeniyle tamamen sudan arınmış kurak bir haldeyken, diğer yüzü buzullarla kaplı karanlık bir dünyayı temsil ediyor olabilir. Bu senaryoyu illüstrasyona döktüğümüzde ise karşımıza aşağıdaki görüntü çıkıyor:

[Beau.The Consortium/Rare Earth Wiki]

Hayat bir yerlerde saklı olabilir mi?

Görüldüğü gibi gezegenin iki yüzünü ayıran sınır kemer görünümlü buzullar ile kaplı. Astrobiology dergisinde yayımlanan 2013 tarihli bir araştırmaya göre bu bölge yaşama izin verebilir. Sonsuz bir alacakaranlık kuşağını temsil eden bu bölge, eriyen buzullardan gelen su ile verimli bir tarım bölgesi sunabilir.

Nihayetinde, sıcak ve soğuk bir cehennem olarak ikiye ayrılmış gel-git kilitli bir dış gezegen, alacakaranlık kuşağında yaşam saklıyor da olabilir. Yaşamın sınırlarının çizildiği yeşil tarım bölgesi de eklendiğinde, karşınıza kozmik bir göz çıkıyor. Daha da doğrusu ile sıcak ve soğuk bir göz yuvarlağı.

Astronom Sean Raymond’a göre eğer gel-kilitli gezegen yıldızına çok yakın değilse sürekli gün gören yüzünde okyanus da olabilir. Böylece buzullarla beslenen alacakaranlık kuşağının yanı sıra yaşam barındıran okyanuslar da bu gezegenlerde olabilir. Raymond, “Sıcak göz yuvarlağı ve buzul göz yuvarlağı gezegenleri çok uç noktada örnekleri temsil ediyor. Ancak yıldızlarına gel-git kilidi ile bağlı olan gezegenlerde gece ve gündüz kısımları birbirinden çok farklı olmalı” ifadesini kullandı.

Göz yuvarlağı gezegenlerinin görünümlerini etkileyecek faktörler arasında bulutların kümelendiği belli bölgelerin bulunması ile buzulların belli düzenlere göre erimesi ve donması olabilir. Dahası, Raymond Samanyolu Galaksisi’nin sayısız göz yuvarlağı gezegenleri ile kaplı olabileceğine inanıyor.

Gerçek olmaları son derece muhtemel olan bu ürkütücü gezegenlerin ilki ile karşılaşacağımız gün astronomi dünyası için fazlasıyla heyecanlı olurdu. Hele bir gün alacakaranlık kuşağında yaşamaya mahkum bir uygarlığın izleri bulunursa, uzay-keşfinde bambaşka bir sayfa açılacağı kesin.