Ana sayfa Yaşam POST İNSAN: TRANSHÜMANİZM

POST İNSAN: TRANSHÜMANİZM

Transhümanizm kültürel ve entelektüel bir harekettir. ileri teknoloji ile insanları geliştirebileceğimizi ve bunu yapmak zorunda olduğumuzu ileri sürer.

postinsan
İnsanlık Yükseliyor. Tanrıyı mı oynamak istiyor yoksa kendini tanrı mı zannediyor.
Okuma süresi: 5 dakika

Aşağıdaki sahneyi hatırladınız mı? Yıl 2029′dur ve çok uluslu şirket OmniCorp, robot teknolojisinin merkezindedir. İnsansız uçakları dünya çapındaki Amerika savaşlarını kazanmaktadır, şimdi ise bu teknolojiyi sivil cepheye getirmek istemektedirler.

Alex Murphy sevgi dolu bir koca, baba ve Detroit’de suç ve yolsuzluğu engellemek için elinden geleni yapan iyi bir polistir. Bir görev sırasında ciddi anlamda yaralandıktan sonra, OmniCorp Alex’in hayatını kurtarmak için robotik bilimlerini kullanır. Çok sevdiği şehrin sokaklarına inanılmaz yeni yeteneklerle döner, fakat sıradan bir adamın daha önce asla karşılaşmadığı durumlar ile birlikte… Transhümanizm ve transhümanist düşünceye hoşgeldiniz.

Robocop 2 – Laboratuvar Sahnesi

Yapay zeka, yapay öğrenme, data, görüntü işleme her biri de makineye bilinç yüklemek için geliştirdiğimiz yeni yaklaşımlar. Bu yaklaşımların insanlığı ulaştıracağı son nokta neresidir. Terminatörler kuşağı çok mu uzaktadır? Descartes kötücül ruhu bireyin kötülüğünü toplumsal zemine yayıp Matrix kuşağını başlatmak için girişimlerini hızlandıracak mıdır? Tüm bunları konuşurken popüler kültür dairemize bile girmeyi başaramamış ayrı bir konu Transhümanizm. Güncellenmiş biyolojik varlıklar. Değiştirilmiş ve dönüştürülmüş yeni dünya.

Evrimin insanı getirdiği noktada artık yeterli değil. Belki de evrimi değişime zorlamalıyız. Bu değişim de teknolojiyle iç içe geçmiş hem kültürel hem sanatsal entellektüel bir bilinçle olmalıdır.

Düşünsenize Evrim’i bile değişime zorlamak.

Evrimi değişime zorlamak

Bu değişim nereye, nasıl gittiğimizi, nasıl bilgi edindiğimizi ve nasıl haberleştiğimizi kapsamaktadır. Teknolojinin yeteri kadar gelişmesi ile sonunda tamamen memnun olacağımızı düşünmek kolaydır. Sorun şu ki, biz ilkel, evrimle gelişmiş beyinlerimiz tarafından zincirlenmiş haldeyiz. İnsanlık, biz ne kadar ilerlemiş olursak olalım 3.8 milyon yıldır sürmekte olan bir kimyasal deneyin eseridir. Evrim, sizi siz yapmış olan süreçtir. Ama evrim, geleceğe göre davranmaz, geleceği hesaba katmaz, bizim ne olmamız gerektiğiyle ilgili tercihler yapmaz. Genlerin aktarımı evrimin tek hedefidir. Ama biz düşünen insanlar olarak, bundan çok daha fazlasını önemseriz.

Bilinç, dünyayı tecrübe etmek, onun üstüne kafa yormak ve onu şekillendirmek demektir. Böylece hümanizm olarak başlayan süreç – yani bizim insan doğasına karşı en olumlu yaklaşım ve muamelemiz, Transhümanizme dönüşür – yani onu teknolojik gelişmeleri kullanarak bizzat kendimiz geliştirmemiz. İnsan doğasını değiştirmek belki de tarihteki en tehlikeli, belki de en özgürleştirici olandır. Genel olarak konuşmak gerekirse, Transhümanist düşünce iki şey yapar:

Bir, mevcut gidişatı göz önünde bulundurarak gelecek teknolojilerin nasıl gelişeceğini ve bizi etkileyeceğini değerlendirir. İki, mevcut ve gelecek teknolojilerin kullanımı ile yararlı toplumsal değişimlerin ortaya konmasını sağlar.

Transhümanist düşüncenin 3 ana ayağı

“süper yaşam süresi”, “süper zekâ” ve “süper sağlık”

Sıra dışı dönüşümlere neden olacak potansiyele sahip oldukları için bunlara üç süperler denmiştir.

O zaman bir fikir deneyi ile düşüncelerinizi tetikleyelim:

Şunu düşünün: Kötü bir organizasyon havayla bulaşan bir virüs üretir. Bu virüs sizi ve tüm insanlığa yayılır. Sonucu olarak her gün 100.000 insan ölür. 30 yıl içerisinde her yedi insandan birisi, yani 1 milyar insan, bu virüs yüzünden ölür. Şimdi, böyle bir virüse karşı anti virüs geliştirmek için dünya liderlerinin araştırmaya ne kadar kaynak koyması gerekir sizce? Küresel öncelikler listemizde bunu nereye koyardınız? Durumun ciddi olacağına hiç şüphe yok. Çoğu insan derhal bir çözüm bulunmasını isterdi. Ama bu sadece bir düşünce deneyi değil mi?

Aslında değil.

Her gün, 100.000 insan ölüyor, yaşlanmanın neden olduğu hastalıklar yüzünden!

Ama nedense kimse yaşlanmayı küresel öncelikler listesine koymuyor bile… Bu çifte standardı ne açıklar? Yani biz ölümü kabullenmek durumunda mıyız? Aubrey de Grey, yaşlanma karşıtı araştırmalarda bir uzman olarak diyor ki, önceliklerimiz sapmış durumda ve acilen ve ciddi olarak yaşlanmanın etkilerinden dolayı ortaya çıkan ölümlerin karşısına geçmemiz gerek.

Batı dünyasında ölümle sonuçlanan hastalıkların başlıca sorumlusu. Transhümanizmin bu ayağının hedefi, “süper yaşam süresi”. Bugün, yaşlılıkla mücadele etmek için yetecek kadar akılla ve bunun için kullanılacak teknolojileri geliştirecek ekipmana sahibiz. Ne yazık ki, biz bunu yapacak finansal desteğe sahip değiliz. Çoğumuz yaşlanmak sadece hayatın bir gerçeğidir fikriyle yaşamaya alışmış durumdayız.

Eğer modern tıp bizi canlı ve sağlıklı tutmakla yükümlüyse, o zaman yaşlanma karşıtı tıp da bunun doğal bir sonucu olmalıdır. Soru, “ne kadar yaşayabilirizden” , “ne kadar yaşamak istiyoruza” döndüğünde ne olacaktır? Yaşlanmanın olmadığı bir dünya neye benzeyecek? Devasa nüfus artışını nasıl denetleyeceğiz? Bunu sağlayacak teknolojilere kim sahip olacak? Bunlar büyük sorular, neyse ki soracak kadar zamanımız var hala.

Bunları gelecekte inceleyeceğiz. Transhümanizmin ikinci ayağına geçelim:

Her yıl bilgisayarlar giderek güçleniyorlar. Eskiden bir odayı dolduran bilgisayarlar artık cebimizde geziyor. Daha önemlisi işlemci gücünün iki katına katlanması için gereken zaman gittikçe azalıyor. Bilgisayar çağının başında ikiye katlanma süreci 18 ay sürüyordu. Bu aralık gittikçe azalıyor. Bu grafik düz bir çizgi değil, katlanarak artan bir eğri. Bu eğriye bakarsak göreceğiz ki bir noktada dik hale geliyor artarak. İnsan tarihinde ulaşacağımız bu ana “teknolojik tekillik” deniyor. Fütürist düşünür ve mucit Ray Kurzweil’e göre bu teknolojiler geliştikçe, bilgisayarlara ayak uydurmak için biz de vücutlarımızı değiştirmeye başlayacağız. 

Bu kavram tanıdık olmalı:

Biz zaten teknolojimizle simbiyotik bir ilişki içindeyiz. Düşüncelerinizi inanılmaz süratle dünyanın öte tarafına iletebiliyorsunuz, uyguları kullanarak yerinizi net bir şekilde bulabiliyorsunuz ve insanlığın kayıtlı tüm bilgi birikimine erişebiliyorsunuz. Üstelik bunu üstünüzde taşıdığınız bir cihazla yapabiliyorsunuz. Bütün bunlar 20 sene önce düşünülemezdi dahi. Bu tahmin edilebilir bilgisayar kabiliyeti patlamasından, sonuç olarak silikona işlenmiş bir bilinç, yani yapay zekâsı çıkacak.

Yapay Zekânın kendisini geliştirme hızı göz önüne alınırsa, insanların şu anda tahmin edemeyecekleri bir ve zekâ ile keskin düşünce kabiliyetine erişecektir. Eğer Kurzweil haklıysa, biz bu teknolojiye kendimizi entegre edecek ve istediğimiz anda bu Yapay Zekâ ile bağlantı kurabilir hale gelebileceğiz. Bunun sonucu olarak bu Yapay Zekâ ile bütünleşip onun tüm yeteneklerine de sahip olabileceğiz. Bu, insan türünü hızla süper-zekâ devrine itecektir. Ama bazıları, biyolojik olmayan bir bilgisayarın bilinç sahibi olamayacağını söylüyor. Ya da belki de distopik bilim kurgu filmlerindeki gibi Yapay Zekânın hedefleri bizimkinden farklı olacak belki de. Bilgisayarlara giderek daha da bağlı hale gelmemiz geleceğimiz açısından nasıl olacaktır?

Süper yaşam süresi ve süper zekâ harika tabi, bizi daha mutlu, daha başarılı ve memnun ettiği sürece. Şimdi de son bölüme bakalım, sağlık konusuna yani.

Transhümanizm zeki yaşamın mevcut insan formu ve kısıtlamalarının ötesinde sürdürülebilmesi ve evrimleşmesinin hızlandırılmasının yaşamı-yücelten prensip ve değerler ışığında, bilim ve teknoloji vasıtası ile sağlanmasını öngören felsefeler bütünüdür.
– Max More (1990)

Süper Sağlık

Yakında ebeveyn olacağınızı düşünün, Doktorunuz size isterseniz çocuğunuzun bazı biyolojik özelliklerini modifiye edebileceğinizi söylüyor. Mesela çocuğunuzun depresyona yatkınlığını belirleyebileceksiniz, ya da ne kadar endişeli, kıskanç, sinirli, hatta acıya ne kadar toleranslı olacağını tayin edebileceksiniz. 

Çocuğunuz için “yüksek kronik depresyon” ihtimalini mi tercih edersiniz?

Ya da düşük acı toleranslı olmasını?

Peki ya panik ataklar ve endişe?

Muhtemelen istemezsiniz.

Transhümanizmin son büyük ayağına filozof David Pearce öncülük ediyor, amacı, eziyetin son bulması. David Pearce’a göre tüm bilinçli ruh hallerimiz, hislerimiz ve duygularımızdan beyin kimyamız sorumlu. Peacer diyor ki, evrim bizi mutlu olmak üzere tasarlamadı. O bizi canlı kalmak ve genlerimizi aktarmak üzere geliştirdi.

Sürekli endişeli ve memnuniyetsiz bir canlı, avcılara karşı daha dikkatli olacaktır ve canlı kalmak için gerekli önlemleri alacaktır. Ama bugünün dünyasında bu hislerin tamamı kötü algılanıyor. Biyolojimiz son 200.000 yılda çok fazla değişmedi yani, kültürlerimiz ve toplumlarımız ilerlerken biz hala aynı saldırgan, kıskanç, endişeli savanna avcı toplayıcılarıyız. Bu yüzden Peacer diyor ki, “eğer türümüzün sağlığını arttırmak istiyorsak genlerimizi modifiye etmeliyiz”.

Kendimiz ve sevdiklerimizin acısını, eziyetini azaltmak bizim temel motivasyonumuz olmalıdır. Kendilerine “eziyet karşıtları” diyenler, modern teknolojileri kullanarak tam da bunu yaptığımızı söylüyorlar acı ve eziyetimizi ortadan kaldırıp süper sağlık dönemini yaşayacağımızı söylüyorlar.

Steve Rogers’ın dönüşümü

Şu anda tüm çocuklarımız genetik zarların insafında. Pearce’a göre biz bu zarları kendi yararımıza değiştirebilir ve daha mutlu, sağlıklı ve uzun yaşayan insanlar yaratabiliriz. Fakat şefkat, merak, bilgi açlığı, hedonizmimizin önüne geçebilir mi? Çok mutlu ve rahat olursak yıldızlara gitmeyi hayal eder miyiz? Belki de bazen acı çekmek iyi bir şeydir? İşte bunlar transhümanizmin daha henüz yüzeysel olarak incelediğimiz üçü ana alanıdır. Üç süperler: süper yaşam süresi, süper zekâ ve süper sağlık.

Transcendence filminin trailer

Gerçekleştiklerinde insanlık tarihini radikal olarak değiştirebilirler. Transhümanizm’in yüzleştiği sorunlardan birisi, bazı insanların bu idealleri ulaşılmaz olarak görmesi ya da sıradan bilim kurgu gibi bakması.

Ama bu bir hata.

Biz zaten transhümanız.

Eskiye göre çok daha uzun yaşıyoruz çok daha fazla teknolojiyle iç içeyiz yaşam kalitemiz çok daha ileride. Biz zaten insan olmanın ne demek olduğunu yeniden yazma sürecindeyiz sadece etkileri son derece yumuşak ve yavaş, o yüzden fazla değilmiş gibi duruyor. Ama bu değişimler gittikçe hızlanacak o yüzden insanın gelişiminin bir sonraki aşaması ile ilgili aktif, bilgili ve katılımcı olmakta fayda var.

Kaynak ve Çeviriler:

http://biops.co.uk – Peter Brietbart ve Marco Vega

“What Is Transhumanism, or, What Does It Mean To Be Human?”, written by Sebastian Anthony, retrieved from extremetech.com