Okuma süresi: 2 dakika

Bilim insanları Evren’in üzerinde işlediği zamanı tersine çevirdiğimizde bir başlangıç noktasında durmayacağını ancak ötesine geçerek zamanın ters ilerlediği farklı bir uzaya ulaşacağımızı düşünüyor. Büyük Patlama’nın zamanın aslında başlangıç noktasını temsil etmediğine yönelik düşünce aslında çok da yeni değil, yaklaşık 90 yıl öncesine uzanıyor.

İlk kez Belçikalı astronom Georges Lemaitre derin uzaydaki galaksilerin yaydığı ışıktaki değişimin Evren’in genişlediğine dair kanıt sunduğunu öne sürmüştü. Evren’in genişliyor olması, bir zamanlar daha küçük olduğu anlamına geliyordu. 13,8 milyar yıl öncesine gittiğimizde, uzayın son derece küçük bir hacme sahip olduğu ve ‘tekillik’ ile tanımlandığı boyutuna erişeceğimizi kabul ediyoruz.

Astrofizikçi Stehen Hawking de “Zamanın Kısa Tarihi” adlı kitabına dayanan sunumunda Evren’in tekillik halini şu şekilde özetlemişti: “Büyük Patlama’nın zamanında Evren’deki tüm madde kendi üzerinde olmalıydı. Yoğunluk ise sonsuz olarak kabul edilebilir.”

Fizikçilerin Evren’in yokluğunu (veya hiçliğini) tanımlamak için kullandığı birkaç model bulunuyor. Bunlardan bir tanesi, Einstein’ın gök cisimlerinin çekim kuvvetleri ile uzay-zaman arasındaki etkileşimi açıklayan Görelilik Teorisi. Hawking ve matematikçi Roger Penrose tarafından sunulan teoremler ise Genel Görelilik Teorisinin sınırsız ölçekte öne sürdüğü denklemlerin eksik kaldığını öne sürüyor. Eksik kaldığı düşünülen alt başlıklardan bir tanesi de tekillik.

Görelilik Teorisi galaktik ölçekte kanıtlandı

Evren’in haritası yeniden yorumlandı

Fizikçilerin tekillik konusunda uzun zamandır kafa karışıklığı yaşadığı da bilinen bir durum. Hawking, bir diğer astrofizikçi Neil deGrasse Tyson ile yaptığı röportajda Büyük Patlama’nın uzay-zaman boyutlarını Güney Kutbu’na benzetmişti: “Güney Kutbu’nun güneyinde hiçbir şey yok. Kısaca Büyük Patlamadan önce de bir şey yoktu.”

Ancak bilim insanları Hawking’in aksine farklı düşünceler öne sürdüler. Bunlar arasında diğer tarafta zamanın tersine aktığı bir “ayna Evren” olduğu yer alıyor. Bir diğer hipotez, “sıçrayan Evren” üzerine kurulu. Bu hipoteze göre Evren Büyük Patlama sonucu ortaya çıkmadı ancak ilk versiyonunun boyutları sınıra erişince sıçrama yaparak tekrar doğdu.

En son araştırmada yeni bir model ile öne çıkan fizikçiler Tim A. Koslowski, Flavio Mercati ve David Sloan, içinden çıkılamayan denklemlerin genel görelilik tarafından açıklanan zamanın belli bir noktasındaki özelliklerden kaynaklandığına inanıyor. Üzerinde durdukları soru, gözlemlenebilir Evren’in daha en başından bu noktaya nasıl geldiği.

Einstein’ın teorisi Samanyolu’nun merkezindeki karadelik ile doğrulandı

3D pancake Evreni

Araştırmacılar tekillik basamağından inerrek uzayın büzülen modelini yeniden yorumladı. Bunu yaparken uzay-zamanı içerdiği maddeden ayrı tuttu. Oxford Üniversitesi’nden Sloan, “Evren’in içinden nasıl göründüğünü belirleyen maddelerin davranışlarını göz ardı ettiğinizde soruna neden olan tüm durumlar anlamsız kalıyor” ifadesini kullandı. Bu şekilde bilim insanları Büyük Patlama’nın nasıl yaşandığını yeniden düzenlerken geçerli olan fizik kanunlarını sabit tutmuş oldu.

Araştırma ekibi, tekillik yerine “Janus noktası” (adını iki yüzü olan Roma tanrısından alıyor) olarak tanımladıkları bir terim kullandı. Simülasyonlarda Evren’i oluşturan maddenin göreli hareketi ve ölçekleri zaman ilerletildikçe iki boyutlu düz bir pancake görünümü aldı. Janus noktasını geçtikten sonra ise arkadan öne doğru şekillenen bir 3D pancake oluştu.

Fiziksel terimlerle tanımlaması çok kolay olmasa da, bilim insanları bulguların parçacık fiziğinin simetrisinde çok önemli bilgiler sunabileceğini düşünüyor. Dahası, tamamen anti-maddeye dayanan bir Evren oluşturulabileceğine inanılıyor.

Sloan, “yeni prensipler öne sürmedikleri ve Einstein’ın Genel Görelilik Teorisi’nde değişimler yapmadıklarını” belirterek, “sadece nesnelere dayanan yeni bir yorumlamada bulunduklarını” ifade etti.

Bu tartışmalar ne zaman sonlanır bilinmez ama bugün sahip olduğumuza kıyasla çok daha üstün teknolojiler gerektireceği kesin. Belki de “ayna bir Evren’de” buna benzer tartışmalar dönüyordur?