Ana sayfa Bilim Astronomi Gizemli uydu Triton’a düzenlenecek görevin adı belli oldu: Trident

Gizemli uydu Triton’a düzenlenecek görevin adı belli oldu: Trident

[NASA]
Okuma süresi: 3 dakika

NASA, ABD’nin Houston kentinde düzenlenen konferansta Güneş Sistemi’nin en gizemli uydularından Triton’a tarihi bir görev düzenlemeyi planlıyor.

NASA Jet İtki Laboratuvarı (JPL) mühendisleri, Ay ve Gezegen Bilimi Konferansı’nda Neptün’ün en büyük uydusu Triton’a keşif görevi düzenlemeyi önerdi. Milyarlarca yıl önce buz devinin çekim kuvvetine kapılarak Kuiper Kuşağı’ndan kopan ve Neptün yörüngesine giren Triton’un, yüzeyi altında dev bir okyanus sakladığına inanılıyor.

Plüton’a birçok yönden benzerlik gösteren Triton’da okyanus bulunma ihtimali, Güneş Sistemi’nin uzak köşelerindeki yaşam potansiyeli olabileceği anlamına geliyor.

Triton’a gönderilecek uzay aracının adı Trident olarak belirlendi. Trident, tıpkı Plüton sistemi ve Kuiper Kuşağı’ndaki Ultima Thule’u keşfeden New Horizons gibi yakın geçiş ile gözlem yapacak. JPL, Trident’i Ay’a düzenlenecek bir keşif görevinin maliyetine getirmek istiyor. Böylece oldukça düşük bütçeli bir görevle Neptün sisteminin karanlıktaki noktaları gün yüzüne çıkacak.

Ay ve Gezegen Enstitüsü’nün direktörü Louise Prockter, “Bu görevi düşük bir maliyet ile yapmanın zamanı geldi… Triton’un yaşanabilir bir yer olup olmadığını inceleyeceğiz, bu büyük öneme sahip” ifadesini kullandı.

Triton’da yaşamak mümkün olacak mı?

Düşük bütçeli keşifler çağı başlıyor

Trident, Satürn’ü keşfeden efsanevi Cassini uzay aracı veya Europa’ya gönderilmesi planlanan Clipper gibi milyar dolarlık projelerin yanında çok daha ucuz olacak. Bir nevi, gezegen biliminin düşük bütçeli ama ileri teknoloji ile donatılmış uzay araçlarıyla ileriye götürülebileceğini kanıtlayacak. Böylece, Mars’a yörüngedeki uydular ve yer keşif araçlarıyla kademe kademe ilerleyen keşifler, Güneş Sistemi’nin uzak bölgesi için de uygulanacak.

NASA’ya bu ay sonunda resmen sunulacak olan Trident görevi, maliyeti 500 milyon doların altındaki “Discovery” programı kapsamında değerlendirilecek.

NASA, düşük bütçeli görevleri her iki senede bir hayata geçirmeyi planlıyor. Discovery programı kapsamındaki en son görev, Kasım 2018’de Mars’a inen InSight kondusu olmuştu. Bir sonraki görevin ise Güneş’in etrafında Jüpiter’in yörüngesini paylaşan asteroitleri keşfeden “Lucy” görevi olması planlanıyor.

Trident’in kapışacağı diğer görev önerileri arasında ise Ay’ın detaylı incelenmesi, Jüpiter’in uydusu Io’nun ziyaret edilmesi ve Venüs’e zorlu bir görev düzenlenmesi yer alıyor. JPL, Güneş Sistemi’nin en uzak gezegenine düşük maliyetle bir keşif aracı gönderme potansiyelinin, öne çıkmalarını sağlayacağını umuyor.

Triton’un yüzeyine ait Voyager 2 fotoğrafı. [NASA]

Uzun yıllar sonra tekrar Triton’a bakacak mıyız?

Neptün ve uyduları ilk kez 1989’da Voyager 2 uzay aracı tarafından kısa süreli ziyaret edilmiş ve sekizinci gezegen ile Triton’un yakın çekim tek görüntüleri elde edilmişti. Voyager 2 fotoğraflarında Triton yüzeyinden su buharı yükseldiğine dair izler elde edilmişti. Triton böylece “Okyanus Dünyaların” keşfindeki yol haritasına dahil edilmişti.

Gezegen Bilimi Enstitüsü’nden Dr. Amanda Hendrix, “Triton’un jeolojik olarak aktif olduğuna ve okyanus barındırdığına dair önemli ipuçları sunduğunu” ifade etti. Hendrix, “Trident bir taşla üç kuş görevi. Çünkü Neptün sistemini ziyaret edebilir, ilginç bir su dünyasını görebilir ve Kuiper Kuşağı’na gitmeye gerek kalmadan oradan gelen bir gök cismini de inceleyebilirsiniz” yorumunda bulundu.

Triton’daki saklı okyanusu keşfeder ve dışarı püsküren suyunu inceleyebilirsek, Güneş Sistemi’ndeki okyanusların farklılıklarını da anlayabiliriz. Muhtemelen Triton’un okyanusu sıfır derecenin altında olsa da, yoğun amonyak içeriği sayesinde donmuş halde olmayabilir.

Neptün sistemi Triton ortalığı dağıtmadan önce sakin bir yerdi

Voyager 2 tarafından görüntülenen hilal şeklindeki Neptün ve Triton. [NASA/JPL]

Yaşamın potansiyel adresi genişliyor

Neptün, Güneş’ten Dünya’nın bulunduğu mesafeden 30 kat daha uzak. Her ne kadar on yıllar öncesinde yaşam barındırması çok düşük bir sistem olarak görünse de, Mars ve birçok uyduda yapılan keşifler bu düşünceyi değiştirdi.

Jüpiter’in Europa ve Satürn’ün Enceladus uydularında okyanus olduğu ortaya çıkarken, Titan’ın metan göl ve denizleri de birçok bilinmeyen saklıyor. Eğer Triton’da okyanus olduğu kesinleşirse, Güneş Sistemi’nin hayat barındırma olasılığı güneş ışınlarının çok cılız olduğu mesafelerde bile fazlasıyla artacak.

Trident 2020’li yıllarda ateşlenirse, Jüpiter’in çekim kuvvetinden yararlanarak Neptün sistemine yollanacak. Yapacağı yakın geçiş ile Triton’u inceleyecek ve okyanus tespiti ile atmosfer ölçümleri yapacak donanımları ile on yıllar sonra bilinmeyenleri ortaya çıkaracak. Dahası, bugüne dek tamamen fotoğraflanmamış en büyük Güneş Sistemi nesnesi olan Triton’un yüksek çözünürlüklü küresel haritası çıkarılacak.

Voyager görevinde yer almış olan Karl Mitchell, “1989’daki gözlemi yapan Voyager 1970’lerin teknolojisine sahipti. Bu en basit ifade ile bir faks makinesine bağlı televizyon olarak ifade edilebilir” yorumunda bulundu. Mitchell, “O zamanlar için bu büyük bir başarıydı ancak modern bir görüntüleme sisteminin yanına bile yaklaşamaz” dedi.

Trident için zamanlama çok önemli olacak çünkü Triton yörünge hareketi esnasında mevsimsel değişimler yaşıyor. Dr. Mitchell, Voyager gibi Triton’un su buharlarını tekrar görebilmek için oraya 2040’tan önce gidilmesi gerektiğini belirtti. Aksi takdirde yörünge hareketi nedeniyle uydu sekiz sene boyunca karanlıkta kalacak.

Voyager 2’nin çektiği manzaraların verdiği heyecanı düşününce, Trident’in Dünya’ya neler göndereceğini hayal etmek inanılmaz…