Ana sayfa Kültür Dizi&Sinema Uzun Gece: Winterfell Savaşı’nın Taktiksel Analizi

Uzun Gece: Winterfell Savaşı’nın Taktiksel Analizi

[HBO/YouTube]
Okuma süresi: 5 dakika

UYARI: BU YAZI ÇOK SAYIDA SPOILER İÇERMEKTEDİR.

Game of Thrones serisinin sekizinci sezon üçüncü bölümünü kapsayan 120 dakikalık Winterfell Savaşı, ölüler ordusuyla mücadele etmek için seçilen taktiklerin başarısını fazlasıyla tartışmaya açıyor.

Game of Thrones hayranı olmayan ancak izleyen birisi olarak “Uzun Gece” adıyla yayınlanan en son bölümü kısaca şu şekilde özetleyebilirim: Bolca kahramanlık dolu Avengers ve Lord of the Rings karışımı aksiyon.

Bölüme ait eleştirileri dinlediğim iki gün boyunca genelde Game of Thrones hayranlarının büyülenmiş halde yaptıkları yorumlarla karşılaştım. Fantezi-gerçeklik ölçeğinde ikincisine yakın olanlar ise fazlasıyla eleştiride bulundu. Birçoğu şüphesiz Winterfell Savaşı’nda ölüler ordusunu durdurmak için hazırlanan stratejinin yetersizliğiydi. Wired’da rastladığım bir makale hislerime derman olurken genel bir değerlendirme yapma gereği duydum.

82 dakikalık bölümün başlangıcında göz alıcı bir düzende dizilmiş “müttefik kuvvetleri” görüyoruz. Ancak tabloda bir sorun var. Önlerinde kalan geniş alanda düşman tamamen karanlığın içine saklanmış durumda. House Stark’ın istihbarat şefi olarak tanımlayabileceğimiz Bran Stark, ölüler ordusunun tanrısı Night King’in ana hedefi olduğu için kale içinde güvenli bir bölgede yer alıyor. Ne kadar iyi bir savaş planı yaptığı şüpheli olan savaş konseyi, kendisini yem olarak sunmayı teklif eden Bran Stark’ın teklifini kabul etmiş durumda. En azından, bir plan söz konusu. Öte yandan, savaş planı ve düzeni konusunda ciddi sorunlar var.

İlk olarak müttefiklerin kendilerinden sayıca çok daha üstün ölüler ordusuyla temasa geçmek için belirlediği bir alan söz konusu değil. Geniş ve kapkaranlık savaş alanında boynuz tokuşturan koçlar gibi birbirlerine atlamak yerine arazinin sunduğu avantajları kullanıp engeller ile düşmanı dar bir alana yönlendirmek en mantıklısı olurdu (efsane “300” filmini hatırlayalım). Hareketi yavaşlatacak engeller ağı ile dalgalar halinde (tsunami demek daha doğru olur) gelen düşmanı belli bir mesafeden vurmak yerine, karşılarındaki alanı bomboş bıraktılar. Bu noktada süvari, mancınık ve ayaklı asker ile kurulmuş savunma hattının taarruza geçen düşmanı en iyi şekilde durdurmaya çalışmasını beklersiniz. En azından düşmanın karanlıktan çıkıp kendini belli etmesini. Maalesef, savaş başladığı anda belirlenen taktiklerin tam bir facia olduğunu anladık.

Alevin karanlığa yenik düştüğü gece

Savaş düzenine bakıldığında cengaver Dothraki süvarisinin ayaklı askerlerin önünde olduğunu görüyoruz. Mantıklı bir dizilim olsa da, süvari bir anda karanlığa doğru atılıyor. Napolyon’un askeri mantığına tamamen ters düşen bu durum (piyade desteği olmadan savunma hattına taarruz etmek) süvariler ile ayaklı askerleri birbirinden koparıyor. Karanlığın içinde birkaç saniyelik ışık gösterisi sunan süvari birliği, bir anda karşısında beliren ölüler sürüsünün içine daldığı gibi kayboluyor.

Kısaca, en güçlü askeri birliğinizi ve düşmanın hareketlerini takip etmek için kullanmanız gereken süvarileri muhtemelen bir avuç dolusu iskeleti saf dışı etmek için kaybediyorsunuz. Bu facianın ardından karşımıza çıkan tablo, süvariyi taarruz esnasında desteklemek için sadece bir kez ateşlenen mancınık hattının tamamen savunmasız kalması. Nihayetinde, savunma hattının en gerisinde tutulması gereken ve düşmana en çok zayiatı verdirebilecek silahlar akın akın gelen ölüler tarafından yutuluyor. Oysa ayaklı askerleri ejder camı (dragon glass) veya ateş topları yağdırarak ciddi ölçüde destekleyebilirlerdi.

Mancınıkların ardından kalan ağır ve hafif ayaklı askerler, karşılarındaki muazzam gücü durdurmak bir yana yavaşlatmak konusunda bile çok aciz kaldı. Ayaklı askerlerin arkasında Unsullied muhafızları ve onların da arkasında son savunma hattını temsil eden hendek yer alıyordu. Şehrin içine yerleştirildiği gibi dragon glass ile bezenmiş engeller ile dolu hendek, surlardan gelen sinyal ile tepedeki ejderler tarafından ateşe verilecekti. Bu düzendeki sorun, kale içinde son müdafaasını yapacak askerlerin geri çekilme esnasında çok dar bir alandan geçmesini gerektirmesiydi.

Winterfell kale duvarlarının gerisindeki son müdaafa noktası engeller ile korunan açık alan ve son olarak yeraltı mezarlığı olarak belirdi. Kadın ve çocukların sığındığı yeraltı mezarlığının da güvenli olmadığı savaşın sonlarına doğru anlaşıldı.

Müttefikerin sahip olduğu tüm bu kuvvetlerin arasında en büyük kozları tabii ki hava desteğiydi: Daenerys Targaryen’in iki ejderi, yeri kaplayan ölüler ile Night King’in ölü ejderine karşı en güçlü savunmayı temsil ediyordu. Ancak savaşın ilerleyen anlarında hem Daenerys hem de Jon Snow gökten yere inmek zorunda kalarak askerlerini çok önemli bir ateş gücünden mahrum bıraktı.

Burada dikkat çeken hata, Daenerys ve Jon Snow’un düşman hatlarını ortaya çıkarmak için keşif gücünü kullanmaması. Ayrıca, Dothraki süvarisini kıyıma uğratmak yerine ilk saldırıyı kendileri yapıp karanlığı alevler içindeki ölüler ile aydınlatmamaları. Tersine, süvarilerin çiğnenip tükürülmesinin ardından Daenerys hızla kale duvarlarına yaklaşan ölülere ani bir saldırı düzenlemek gereği duyuyor ve her şey oluruna kalıyor. Ardından gökyüzünde Night King ile düelloya hazırlanan iki ejder ortalığı kaplayan kar fırtınasının içinde birbirinden kopuyor.

Büyücü teyzenin yardımı olmasaydı?

İstihbarat berbat. Askeri birlikler arasındaki koordinasyon rezalet. Ejderler kar fırtınasının içinde kaybolmuş durumda… Tüm şartlar lehine dönen ölüler sürüsü savunma hattını hızlıca yarmaya başlıyor ve savunma hattının önünde bekleyen Unsullied’i kemiriyor. Bu esnada geri çekilenler can havliyle kendilerini kalenin içine atıyorlar. Bu noktada kar fırtınası nedeniyle görüş o kadar düşmüş durumda ki, surlardan verilen işaret ejderlere ulaşmıyor. B planı kapsamında alev okları hendeğe ateşleniyor ancak fırtına hepsini bir bir söndürüyor. C planı olarak koşucular çaresizlik içinde hendeği aleve vermeye çalışıyor. Nafile. Nihayetinde, uzun süredir gözlerden uzak olan Game of Thrones karakteri, cadı Melisandre hendeğe inerek büyüsünü yapıyor ve alevleri canlandırıyor. Ancak süvalarilerin kılıçlarını alevlendirmesi gibi hendeği yakması da sona giden bir adımın başlangıcını temsil eder gibi.

Winterfell Savaşı’nda müttefiklerin ilk ciddi başarısı olarak görülebilecek an, güçlerinin neredeyse yarısını kaybettikleri noktada yaşanıyor. Kale ile ölüler ordusu arasında güvenlik bariyeri oluşuyor ve ejderler yerdeki alev hattını görebiliyor. Ancak yaşayanlara nefes almaları için fırsat sunan anlarda yine en aşikar hamleler yapılmıyor. Winterfell surlarında çok az okçu var ve alev bariyerinin arkasında dikilen ölüleri ok yağmuruna tutmakta yetersiz kalıyorlar. Ejderler de nerede oldukları işaretlenen yığınlar halindeki ölülere saldırmıyor.

Müttefikler ancak biraz nefeslenirken, Night King askerlerine sinyal veriyor. Spartacus dizisinden hatırlanacak bir taktikle, ölüler kendileri ile düşmanları arasında oluşan boşluğu bedenleri ile doldurmaya başlıyor. Kısa bir aranın ardından, ölüler surlara hücum ediyor. Hale bakınız ki, surlar halen çok az askerle savunuluyor.

Binlerce ölü karıncalar gibi birbirleri üzerine tırmanarak surları tırmanmaya başlıyor. Night King’in ejderiyle yaptığı sorti ile Winterfell surları yarılıyor ve ölüler ordusu hızla ilerliyor. Artık savaş kale içine akmış durumda. Taktik ve strateji bu noktada bir anlam taşımıyor. Her kadın ve erkek kendi hayatını kurtarmak için savaşıyor. Lyanna Mormont küçük cüssesinin dışına taşan cesareti ile düşman saflarındaki bir devi yok ediyor ancak kendi de ölüyor.

Bu esnada gökyüzünde üç ejder birbirleriyle kapışıyor. Night King ile Jon Snow’un kendilerini yerde bulduğu it dalaşının ardından, Daenerys fırsatı kullanarak ejderinin ciğerlerinden yükselen tüm alevi Night King üzerine boşaltıyor. Yine nafile. Pis pis sırıtarak yavaş adımlarla ilerlemeye başlayan buz tanrı, kendisine yaklaşan Jon Snow’u çok sakin ve etkili bir şekilde durduruyor: Etrafındaki ölüleri dirilterek. Bu hamle, yeraltı mezarlığındaki ölüleri de mezarlarından çıkarıyor ve kadın ile çocukların sığındığı alan mezbahaya dönüyor.

Daha iyi olabilir miydi?

Seyirci artık giderek kötünün kötüsü haline gelen gidişatın nasıl son bulacağını tahmin edemez şekilde ekrana kilitlenmiş durumda. Derken, Daenerys Targaryen dev ejderini bitler gibi saran ölülerin arasında kontrolünü kaybederek kendini yerde buluyor. Jon Snow ölü ejderin nefesinden saklanmaya çalışırken olduğu yere mıhlanıyor. Bu esnada, buz tanrı ve generalleri, ölü askerleri ile beraber nihai hedeflerine doğru ilerliyor. Aslına bakarsanız bu anda her iki taraf da istediklerini elde etmiş durumda: Night King Bran Stark’ı buluyor, aynı zamanda yemine gelerek kendini öne çıkarıyor.

Bundan sonrasını diziyi izleyenler çok iyi biliyor. Bir anda ters köşe olduğumuz sahne tam bir yıkım ve hezimet ile savaşı kaybetmekte olan müttefikler için karanlığı gündüze çeviriyor. Yine de fazla masalsı bu bitiş yerini birçoklarının beklediği, çok daha gerçekçi bir savaşa bırakabilirdi. Night King gibi tanrısal bir varlık çok daha etkileyici, kendisine yakışan bir dövüş ile ortadan kalkabilirdi. Hayatta kalan ve ölen karakterler arasındaki denge yine beklendiğinin aksine çok aşikar olmayabilirdi. Hayatta kalanların bunu başarma şekli de çok daha gerçekçi olabilirdi.

Bu tür ifadeler uzar gider. Ancak şunu not düşmek şart: Game of Thrones The Long Night uzun zamandır izlemediğimiz kadar sürükleyici bir aksiyondu. Winterfell surlarındaki amansız savaşın, birçoklarımız için defalarca izlenecek bir heyecan olarak kalacağı kesin.