Ana sayfa Kültür Dizi&Sinema Z kuşağının izlemesi gereken başyapıtlar: Paranoid Park

Z kuşağının izlemesi gereken başyapıtlar: Paranoid Park

[YouTube]
Okuma süresi: 3 dakika

Aklında tek bir yer vardır: Kaykaycıların ve toplumdan kopuk gençlerin evi olan Paranoid Park. Heyecanı korkusunu bastırdığı bir gece gittiği parkta korkunç bir olay yaşanır. Yaşadığı korku ve endişe, hayatın basit ve sıradan detaylarına karışan bir belirsizliğe, yaşadığı hayalin bir parçasına dönüşür. İçini kaplayan vicdan azabı ile mühürlenecek olay, kaykay tutkusu ve ergenliğin egemen olduğu hayali bir sürecin belli belirsiz bir anısı haline gelir.

Blake Belson’ın romanından 2007 yılında sinemaya uyarlanan Paranoid Park, Oregon’un adı bilinmeyen bir kasabasında geçen gizemli ve bir o kadar da hayali bir hikayeyi konu alıyor. Yönetmen Gus Van Sant, sıradan bir ergenin hayatı üzerinden anlatılan hikayeyi kaykay tutkusu ve birçok karakter arasında son derece başarılı bir şekilde döndürüyor. Böylece, hikayeye damgasını vuran trajik olayın kendisi değil, gerçekliğin hayali bir anıya dönüştürmeyi başaran gençlik tutkuları ve hayatın sıradanlığı oluyor.

16 yaşındaki Alex, lisenin koridorlarında tipik bir kaykaycı görünümde ilerlerken görülür. Yavaş çekim birçok sahnede, kamera bir helkeltıraşın elinden çıkmış gibi donuk bir surata sahip Alex’in suratına odaklanmıştır. Adımlar ile hareket eden başın arkasındaki buğulu dünyanın detaylarına dikkat çeken müzik, gencin hayatı algılayışı, hisleri ve düşünceleri hakkında izleyiciyi sorgulamaya iter. Ana karakter, sıradan bir ergenin görüntüsünden son derece uzak, belki donukluğu ile fazlasıyla havalı, kendi halinde görünen bir gençtir. Aslına bakılırsa, aklı tek bir düşünce ile ele geçirilmiştir.

Gus Van Sant’in başarılı, bulmacalı anlatımı filmin en başından kendisini gösteriyor. Renklerin hayali olduğu karelerde, en arzu duyulacak sahneler ardı ardına geliyor: Gençlik, kaykay, sınırsız zaman, sadece kaymak. Ardından Alex’i kıyı şeridindeki uçsuz bucaksız bir çayırda ilerlerken görüyoruz. Okyanus iklimi havası, hafif şiddetli rüzgar, yürüdüğü ince kum patikayı örtmeye çalışan çalılar sanki hayatının ve ruh halinin anlatımı gibi. Bir banka yerleşiyor ve yazmayı yeni öğrenen bir çocuk gibi günlüğüne kelimeler döşüyor. Her zaman kapüşon veya şapka ile örtmek istediği kafasındaki bere, izole olma çabasına işaret ediyor.

Karakterler ve mekanlar arasındaki geçişlerin son derece akıcı kıldığı başlangıcın ilk gizemli sahnesi, Alex’in bir dedektif ile görüştüğü an. Alex, sorulara son derece akıcı ve güler yüzlü bir şekilde cevap veriyor. En şüpheci izleyiciyi bile kandıran görüntüsü, film boyunca devam ediyor. Onu ele veren, tek başına kaldığı zamanlarda sergilediği endişe ve panik oluyor.

Paranoid Park’a giriş

“Aslında kimse Paranoid Park için hazır değildir.”

İki gencin kaykay yaparken arasından geçen kısa diyalog, belki de hayatlarında kendilerine ilk büyük heyecanı veren olay hakkındaki hislerini özetliyor. Alex, toplumdan en kopuk gençleri ve mükemmel kaykay hareketlerine ev sahipliği yapan Paranoid Park’a adım atmak, sadece olan biteni izlemek, oranın kendisine verdiği hissi yaşamak istiyor.

Bir Cumartesi gecesi en yakın arkadaşı ve kızarkadaşını ekerek aklını ele geçiren tek düşünceyi gerçekleştiriyor. Ancak her şey planladığı gibi sakin gitmiyor.

Filmin ortasına gelindiğinde, nihayet Alex’in içini yiyip bitiren endişenin ne olduğu ortaya çıkıyor.

Arkadaşının evine giderken endişe ile kaykayını fırlatıyor. Eve gittiğinde ilk işi elbiselerini atmak ve duşa girmek oluyor. Yine yavaş ve yakın çekime giriliyor. Travma ile dolu anlarda aklında olayı sorgulayan Alex’in düşüncelerini, başından damlayan sular bir nebze bastırıyor. Hayali hayatının rahatlık ve korku arasında kalan bir anını yaşıyor, belirsizlik tüm aklını sarıyor.

Filmin ikinci yarısı, korkunç bir gerçeği gizlemeye çalışan Alex’in soğukkanlılığını daha zor sergilediği bir süreci gösteriyor. Yüzü saklanan veya görünmeyen karakterler arasında geçip gittiği gündüz alacakaranlığında bir dükkana dalıp yeni bir kaykay alıyor. Öncesinde annesine, sonrasında en yakın arkadaşına yalan söylüyor. Annesi, filmde gizemli beliren yüzlerden bir tanesi. Van Sant, izleyicinin bir dakikalık sahnede ona odaklanmasını çok iyi sağlıyor. Sıradan karakterler, başından sonuna kadar filmin en güçlü ögelerinden biri olmayı başarıyor.

Alex ikinci kez dedektifle karşılaştığında, bu sefer diğer kaykaycılara da soru yöneltiliyor. Olaya ait fotoğraflar önüne konduğu an, televizyonda gördüklerinin yaşattığı korku tüm benliğini sarıyor. Dikkatlice olayın yaşandığı tarih ile kendisini uzak tutmayı başarıyor ve muhtemelen hayatı kurtuluyor.

Hayatın basit bir formülü

Yaşananları hayatın akışı içinde unutmaya çalıştığı günlerde, Alex’in içinde bulunduğu küçük komünitedeki hayatına dair sahneler izliyoruz. Kızarkadaşı veya arkadaşları ile geçirdiği vakit aklını Paranoid Park’tan kurtaramıyor ancak oraya gidemeyeceğini de biliyor.

Van Sant’in filmin ilk kısımlarında kısa kısa yer verdiği karakterler ile geçirdiği vakitlerde, Alex’in aile sorunları bulunan bir genç olduğu ancak birçokları gibi bunlara alışabildiğini anlıyoruz. Belki de onu Paranoid Park’a daha çok bağlayan ve evsiz gençlere yakınlaşma hissi veren sebep de bu. Kendisini kaykaya, onunla özdeşleşen gençlere ve günlüğüne veren, içine kapanık, öte yandan oldukça sosyal bir genç çıkıyor karşımıza. Babası ile girdiği diyalog, genç yaşta kendini insanlara karşı son derece umursamaz kılan, hislerini bayağı zevkler ve arzuların ötesine taşımayı başaran bir gencin görüntüsünü güzelce özetliyor.

Filmin sonu, başından neredeyse farksız. Yaşanan döngüde Alex’in başından geçenler yine kaykay tutkusu ve hayatın sıradanlığı tarafından yutuluyor. Bir girdaptan akıp gidermişçesine yok oluyor… Vicdanında değil ama gerçek hayatında.

Bir an, bilinçaltının izole dünyasını yansıtan, kumsala bakan geniş çalılıkta onu ağlarken görüyoruz. Yaptığı şeyin suçluluk duygusuyla sarsılıyor. Onu asla unutamayacağı bir yere, zorlayarak gömüyor.

Filmin en sonunda, Alex yapması gereken en son hamleyi yapıyor. En önemli delili yok ediyor. Bir yandan vicdanı ile sarsılan, bir yandan her şeye karşı son derece donuk olabilen iki karakteri temsil eden Alex, içgüdüsel olarak hayatına devam etmenin yolunu buluyor.

Hayali kaykay görüntüleri ile fantezi ve sıradanlığın bulamacı hikaye de son buluyor.

xxx

Paranoid Park, 80 dakikalık son derece kolay tüketilen bir film. Başından sonunda kadar akıcı olması, dar vaktine sığdırdığı gizem ve bolca karakter ile izlenme kalitesini artırıyor. Karakterler ve olaylar arasındaki ani ve muntazam geçişler, kolay ipucu vermeyen olaylar süreci ve Alex’in tutkusunu yansıtan hayali-fantezi kaykay dünyası, filmi az rastlanan türler arasına yerleştiriyor.

Filmi edinme şansınız olursa mutlaka izleyin, soundtrack’ini de dinlemenizi öneririm.