Ana sayfa Bilim Astronomi Uzay Medeniyetimizin Önündeki En büyük Engel: İnsan Fizyolojisi

Uzay Medeniyetimizin Önündeki En büyük Engel: İnsan Fizyolojisi

Okuma süresi: 3 dakika

Çılgın fikirleri, inovatif yaklaşımları, fütüristik istekleri ile ön plana çıkan 21. Yüzyılın en bilinen simalarından biri Elon Musk’ın bir hedefi var: Mars’ta ölen ilk insan olmak. Şüphesiz dünya için yaptıklarını görmezden gelmek olmaz. Elektrik araçları (Tesla) herkes için dizayn ederek, daha modern, daha akıllı hale getirdi. Kurduğu özel uzay yolu şirketi SpaceX sayesinde uzay araştırmalarının daha ucuza mal edilebilmesine olanak sağladı.

Art by Eashan Misra

Ancak göz ardı edilen bir gerçek var. Hem de tüm uzay araştırmaları tarihinde uzun yıllar sonra farkına varılmış olan bir gerçek var; insanın uzay için yeterince dayanıklı bir canlı olmadığı gerçeği. İşte bu tüm soğukluğuyla araştırmacıların yüzüne çarpan bir gerçek.

İnsan gibi karmaşık bir canlının bile Dünya’ya, yani evimize alışması için uzun yıllar geçirmesi gerekiyordu. Nitekim öylede oldu ve dünya için evrimleşmeye hala devam ediyoruz. Çünkü evrim tanımı gereği durağan bir aşamadan çok devinimli ve değişken bir süreci tanımlar. Her ne kadar buraya iyi adapte olabilmiş olsak da, insanın oldukça narin bir yapısı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Hızlı değişimlere asla uygun olmayan bir fizyolojimiz var, sınırlarımızı zorlamamız neticesinde belki bu hızlı değişimlere olan adapte süresini kısaltabiliriz ama bu sonuçta zorlanmayacağımız anlamına gelmez.

Uzay araştırmaları ve çalışmaları 7’den 70’e bir çok insanın ilgisini çeken bir konu, çünkü bilinmezliğin ortasındaki insanın yerini en iyi açıklayabilecek çalışmaların başında uzay çalışmaları gelmekte. Uzaya çıkmayı hayal ettiğimiz ilk günden itibaren oraya nasıl gidilebileceğini araştırdık ve nitekim başardık. Aya gittik, ISS (International Space Station) i kurduk ve orada insanlı görevler başlattık. Ancak bunların ötesinde uzayın insan fizyolojisine yapabildikleri hep göz ardı edildi.

İlk kez geçtiğimiz yıllarda NASA bu konuya bir el attı ve “ikiz deneyini” başlattı. İkiz deneyine geçmeden önce şunu söylemekte fayda var, eğer bilimsel bir çalışma yapıyorsanız kesinlikle bir kontrol grubu kurmalısınız. Ne demek kontrol grubu? Yani mevcut değişkenlerden etkilenmeyecek olan grup, demek olur ve doğru karşılaştırma yapmanıza olanak tanır.

NASA uzayın insan üzerine etkilerini daha iyi gözlemleyebilmek için ikiz astronot kardeşler Scott ve Mark Kelly kardeşleri tercih etti. Scott Kelly ISS’e gidecekken, emekli olan Mark Kelly ise dünyada kalacaktı bu sayede, Scott’a etki eden radyasyon, yerçekimsiz ortam, yapay atmosfer gibi etmenlerin insan fizyolojisi üzerindeki etkileri bu deney sayesinde en doğru şekilde saptanabilecekti. ISS’de astronotlar özel bir durum yoksa maksimum 6-12 ay arası çalışma imkanı bulabilmekteler. Bu süreden daha fazlası yaşamsal fonksiyonlar üzerinde kalıcı hasarlara sebebiyet verebilmektedir.

Scott dünyaya geldiğinde birçok detaylı analiz gerçekleştirildi. Scott’ın hücrelerinde radyasyon kaynaklı birçok DNA hasarı tespit edildi. Kalınlaşan arter duvarı, değişen gen ifadesi ve farklılaşan mikrobiyom en dikkat çeken farklardı. Ayrıca yer çekimsiz ortamın etkilerinden dolayı iki kardeş arasında kas kütlesi açısından da önemli bir fark ortaya çıkmış. Bu çalışmanın detayları Science dergisinde yayınlanmış ve büyük ses getirmişti. Buradan çıkarılabilecek sonuç ise şu;

Elon Musk hayal etmeye tabii devam etsin, hayal etmek başarmanın yarısıdır. Ancak uzay kadar karmaşık bir konuya sadece mühendis olarak yaklaşırsanız, sadece Mars’ta bir mühendis olarak ölürsünüz bir dahi olarak değil. İnsan bir gün uzay medeniyetleri kurmak istiyorsa önce fizyolojisini ve biyolojisini buna adapte etmelidir. Çalışmaların daha çok bu konularda yoğunlaştırılması gerekir.

-Science is Everything-

İlginizi çekebilir: