Ana sayfa Bilim Doğru Bilinen C Vitamini Yanlışı!

Doğru Bilinen C Vitamini Yanlışı!

1198
0
Okuma süresi: 3 dakika

İnsanlık tarihi açısından baktığımızda bu başlığın örnek listesini uzatmak oldukça kolay. Ancak bu başlık kiteleleri etkisi altına alması açısından diğer konular arasında ayrı bir öneme sahiptir.

1954 Kimya, 1962’de barış Nobel’ini kazanan kimyacı Linus Pauling, şüphesiz bilime ve barışa önemli katkılar yapan bir bilim insanı olmasının yanında, sağlık biliminde kötü bir şöhretle anılmaktan kaçamamıştır. Pauling’in 1970’te yayınladığı “C vitamini ve soğuk algınlığı” isimli kitabı; yazarının güven verici ismi nedeni ile, tüm dünyada kabul gören, yüksek doz C vitamininin soğuk algınlığını önleyeceği iddasının temelini oluşturdu.

1976’da ikinci kitap yayınlandı: “ C vitamini soğuk algınlığı ve grip”. Bu kitapta C vitamini dozu daha da yükseltimiş ve bu yüksek doz vitaminin gribe karşı da koruyacağı iddia edilmişti.

Linus Pauling diğer çalışmalarınında da bu yanlışa desteklerde bulundu. Pauling, daha da yüksek doz, günde 10.000 U C vitamininin kanseri de önleyeceğini iddia etti (Aksine bugün biliyoruz ki aşırı doz C vitamini veya diğer saplementlerin uygunsuz dozları veya sürekli kullanımları kansere destek verebildiği gibi kanser oluşumunu destekleyebilmektedir. C vitamini özellikle kanser enerji metabolizmasında takviye ürün olarak aynı şekilde metabolize edilebilmektedir).  C vitamini çılgınlığı da böyle başladı. İlk sorun kitapta önerilen dozlarda C vitaminini doğal yollarla almak imkansız olduğundan sentetik takviyelerin üretimleri ve arzları artmıştır. Ve vitaminleri yüksek doz alarak sağlıklı olmak ve böylece hastalıklardan korunma fikri de bu şekilde başladı.

Maalesef insanların kolay inanan yapıları ve popülerlik sebebiyle bu yanlış günümüze kadar taşınmış ve Linus Pauling aldığı nobellerden çok bu yanlışın başlamasına öncülük etmesi ile tanınmıştır. Günümüzde bile yüksek doz C vitamini ve besin takviyeleri ile virüsleri, kanseri yenebileceğiniz fikrini  bir şekilde empoze ettirmeye çalışan firmaları görmekteyiz.

“Ayrıca kötü niyetli firmaların el altından destekledikleri çeşitli laboratuvarlar maalesef halkı yanıltacak yalan ve yanlış çalışmalar yayınlamışlardır.”

Diğer bir açıdan takviye ürünleri satan kişilerin ve firmaların genel olarak halkın yanında bir profil çizmeside güveni oldukça arttırmıştır. Toplumda yıllardır sürdürülen kanıtsız iddialara karşı bir güven oluşmuş durumda ve bu ürünlerin kullanımı %70’lere kadar ulaşmaktadır. Bu firmaların oldukça büyük bütçeleri var, önlerinde ise herhangi bir hukuki engel olmadığından sınırsız bir biçimde ana akım medyada boy gösteriyorlar ve her geçen gün insanları kandırarak servetlerini arttırmaya devam ediyorlar. Kandırmakla kalmayıp halk sağlığını tehdit ediyorlar. İşler bu kadar çığırından çıkmışken politikacılarda halkı karşılarına almaktan çekiniyorlar ve geri adım atmak durumunda kalıyorlar.

Ancak 2012’de Gueldp Üniversitesinde botanik bilimci Steven Newmaster, satılan ürünlerin içindeki bitkileri, DNA’ları ile tanımlayan bir araştırma yayınladı. Araştırma bir skandalı gün yüzüne çıkardı. ABD ve Kanada’da satılan bitkisel ürünlerin %60’ından etikette yazılı olmayan maddelerin bulunduğu ve %30’unun tamamen sahte olduğu ortaya çıktı. Bu durumu The New York Times’da okuyan New York eyaleti savcısı Eric Schneidermann, New York’ta satılan bitkisel takvilerden örnekler aldı ve örneklerin sadece %21’inde ürün ambalajı ile içindeki maddenin DNA testleri ile tanımlanarak uyuştuğunu gördü. Bu daha da gelişmiş bir skandalı ortaya koydu.

Bunun gibi somut verilere ve araştırmalara rağmen, her geçen gün bu firmalar değer kazanmaya ve daha fazla müşteri kitlesine ulaşmaya devam ediyor. Acilen müdahale edilmesi lazım.

-Science is Everything-