Ana sayfa Uzay Astronomi Yıldızlararası İlk Ziyaretçi Oumuamua’nın Tuhaf Şeklinin Sırrı Çözüldü

Yıldızlararası İlk Ziyaretçi Oumuamua’nın Tuhaf Şeklinin Sırrı Çözüldü

2025
0
[Yu Jingchuan /Beijing Planetarium]

Astronomlar, yıldızlararası uzaydan Güneş Sistemi’ne girmesinden bu yana üç sene geçen Oumuamua adlı gök cisminin tuhaf şeklini nasıl kazandığını anladıklarını düşünüyor.

Güneş Sistemi’ne yıldızlararası uzaydan geldiği anlaşılan ilk gök cismini temsil eden Oumuamua, sahip olduğu puro görünümüyle bilim insanlarının kafasını fazlasıyla karıştırmıştı. Hatta, bazıları Oumuamua’nın gelişmiş dış medeniyetlere ait bir “gözcü gemisi” olabileceğini öne sürmüştü.

Nature Astronomy dergisinde yayınlanan en son araştırmada, en gelişmiş bilgisayar modellerini kullanan bilim insanları Oumuamua’nın nasıl puro görünümü aldığını açıklayan bir hipotez sundu. Araştırmaya göre Oumuamua, ait olduğu yıldız sistemindeki yıldıza fazlasıyla yaklaştığı için parçalara ayrılan bir gök cisminin kalıntısı. Côte d’Azur Üniversitesi’nden Yun Zhang ve California Üniversitesi’nden Douglas Lin’in imzasını taşıyan araştırma, Oumuamua’nın yıldız sisteminden dışarı çıkmasının sebebini de yıldızına çok yakınlaşmasından doğan tepkimelere bağlıyor.

Oumuamua, ilk kez 19 Ekim 2017’de Pan-STARRS1 gökyüzü tarama programı tarafından tespit edilmişti. Yıldızlararası uzaydan gelen, puro şekline sahip, kuyruğu (gaz çıkışı) olmayan ve çekim kuvvetlerinden bağımsız bir hıza sahip Oumuamua’nın ne bir kuyrukluyıldız, ne de bir asteroid olmadığı anlaşılmıştı.

Güneş Sistemi’ne giren birçok yıldızlararası nesne Oort Bulutu gibi sayısız buzul cismin bulunduğu bir bölgeden çekim kuvvetlerinin etkisiyle ayrılıyor. Ancak Oumuamua kuru bir yüzeye sahipti ve gaz çıkışı gözlemlenmemişti. Bu da bir kuyrukluyıldız olmadığını gösteriyordu.

Yıldız sistemi başına 100 trilyon nesne

Bugüne kadar hazırlanan bilgisayar modelleri, yıldızlararası nesnelerin nasıl oluştuğu ve uzay boşluğunda nasıl kaybolduklarına dair kesin bir açıklama sunamadı. Öte yandan, kayalık nesnelerin şekil değiştirmeleri ve yıldızlararası uzaya savrulmaları hiç de nadir bir durum olarak kabul edilmiyor. 2018’de yayınlanan bir araştırmaya göre, Oumuamua benzeri nesnelerin sayısı tahmin edilmesi güç olacak kadar fazla.

Zhang, Oumuamua’nın keşfi ile benzeri gök cisimlerinin sandıklarından çok daha büyük olduğunu anladıklarını belirtti. Zhang ve Lin’in araştırmasına göre, her bir yıldız sistemi toplamda Oumuamua benzeri “100 trilyon” nesne püskürtebilir. Geride kalan soru, Oumuamua’nın nasıl bir kozmik süreç içinde “inşa edildiği.”

Gel-git bozunum senaryosuna göre oluşturulan illüstrasyon. [ESO/M. Kornmesser]

Bu aşamada devreye gel-git parçalanma senaryosu giriyor. Zhang ve Lin’in öne sürdüğü bu senaryo, bir gök cisminin yıldızına çok yaklaştığı zaman nasıl parçalanabileceğini açıklıyor. Bilgisayar modellerinde, embriyonik bir gezegen veya Dünya benzeri kayalık bir gezegen yıldızına sadece birkaç yüz bin kilometre kadar yaklaştığında çok kötü bir şekilde rotasından (daha doğrusu yörüngesinden) çıkıyor.

Son derece güçlü sarsıntılar (gel-gitler) gök cisminin parçalarını etrafa savurmaya başlıyor. Parçalanma devam ettikçe, kopan parçalardan daha küçük parçalar dökülüyor. Her bir parça, uzunlamasına şeklini koruyarak uzay boşluğuna savrulmaya devam ediyor.

Oumuamua gibi puro görünümlü şekil alan enkazlar, yıldızlarından koptuklarında sıcak ve hassas olsalar da zamanla soğuyor ve kendisini oluşturan parçalar birbirine yapışıyor. Nihayetinde, gök cisminin şeklini ve yapısal bütünlüğünü belirleyen bir kabuk oluşuyor. Modellere göre uzun eksenin kısa eksene oranı en fazla 10:1 olarak beliriyor.

Gel-git parçalanma senaryosu. [Zhang Yun]

Panspermizm düşüncesi doğru olabilir mi?

Yılzdan savrulduktan sonra halen sıcak olan parçann yüzeyinden materyaller buharlaşarak saçılıyor ancak su gibi bazı uçucular iç kısımlarda kalıyor. Bu uçucular nesnenin kabuğu oluştuğu zaman içeride hapsoluyor, ta ki gaz boşaltma denilen ana kadar. Yeni araştırmaya göre bu an Oumuamua Güneş tarafından ısıtıldığında yaşandı ve gök cismi çekim kuvvetinden bağımsız hız kazandı. Kısaca, Oumuamua Güneş’in etkisi ile kendine ait itki sistemini kullandı.

ABD Donanma Akademisi’ndne Matthew Knight, “yeni araştırmanın Oumuamua’da gözlemlenen sıradışı özellikleri tek ve uyumlu bir model ile başarılı bir şekilde açıkladığını” belirtti. Knight, Oumuamua gibi yeni yıldızlararası ziyaretçilerin tespit edilmesi halinde öne sürülen gel-git parçalanmasının da sınanacağını ifade etti.

Araştırmanın bir diğer özelliği, dış bir gezegenin diğer gezegenleri hayat ile donattığı panspermizm varsayımını da desteklemesi. Oumuamua gibi gök cisimlerinin maruz kaldığı olağanüstü ısı ve kuvvetler düşünüldüğünde, üzerinde mikrobiyolojik yaşam bulunan bir gök cismi kalıntısı diğer yıldız sistemlerine yaşam taşımış olabilir. Her ne kadar cılız bir hipotez olarak kalsa da, gelecekte Oumuamua gibi başka nesnelerin tespiti panspermizm düşüncelerini sınamak için bulgular sunabilir.

İlginizi çekebilir: