Okuma süresi: 7 dakika

Güneş Sistemi’nin cehennemi olarak kabul edilen Venüs’ün bulutlarında “yaşam izi bulunduğuna” dair araştırma ile büyük bir heyecan yaşandı. Ancak birçok uzmana göre bu ifadeyi kullanabilmek için kaliteli veri söz konusu değil.

Güneş Sistemi’nin sadece Dünya’da değil, birçok noktasında en azından “ilkel seviyede” yaşam bulunduğuna dair inancımız, her geçen yılda güçleniyor. Mars’ın yeraltı gölünden Titan’ın metan denizlerine; Europa’nın okyanuslarından Enceladus’un yerkabuğu altında sakladığı okyanusa kadar yaşamın keşfedilmeyi beklediği birçok yer olabilir. Hatta, Güneş’e en yakın gezegen Merkür’ün derinliklerinde veya buz ile kaplı kutuplarında, Jüpiter’in yanardağ cehennemi uydusu Io’da da yaşam olabilir. Tüm bu olasılıklar göz önüne alındığında, sıcaklıkların 400 derecenin üzerine çıktığı ve sülfirik asit yağmurların yağdığı Venüs’te yaşam bulunması çok şaşırtıcı olmayabilir.

Venüs’te esrarengiz şeyler yaşanıyor, evet. Son yıllarda yapılan araştırmalar, Venüs’ün yüzeyinde tutunamayan yaşamın gezegenin bulutlarına kaçmış olabileceğine işaret etmişti. En son araştırmada ise hayatta kalabilmek için oksijen tüketen canlıları yok ede öldürücü, yanıcı bir gazın, fosfinin izine rastlandı. Fosfinin keşfi, Dünya’ya en yakın gezegende yaşam olabileceği düşüncesini doğurdu.

Bilimin bize öğrettiği, Venüs ve Dünya gibi kayalık gezegenlerde fosfinin insan veya mikrop faaliyetleri ile ortaya çıkan bir gaz olduğu. Birinci Dünya Savaşı’nda kimyasal silah olarak kullanılan fosfin, halen tarımsal bir dezenfektan olarak üretiliyor, yarı-iletken sanayisinde kullanılıyor ve metamfetamin laboratuvarlarının zehirli bir yan atığı olarak ortaya çıkıyor. Fosfin aynı zamanda anaerobik bakteriler tarafından doğal süreçlerde üretiliyor. Bu organizmalar doldurulan araziler, bataklıklar ve hatta hayvanların bağırsakları gibi oksijenin çok düşük olduğu ortamlarda yaşıyor.

Galileo uzay aracının 2.7 milyon km’den görüntülediği Venüs. [NASA]

Nature Astronomy dergisinde yayımlanan araştırma ise fosfin bağlantılı yaşam keşfinin kapı komşumuzda yapılmış olabileceğini gösterdi. Araştırmada yer alan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) Clara Sousa-Silva, “Tabii ki o an aklım başımdan gitti. Bunun bir hata olduğunu varsaydım ama bir yandan öyle olmamasını istedim” ifadesini kullandı.

Kısaca, astronomlar fosfinin Venüs atmosferinde olmasını beklemiyordu. Birincisi gazın oluşması çok zor, ikincisi de Venüs bulutlarındaki kimya nedeniyle tespit edilecek bir miktarda yoğunlaşmadan önce yok olması çok daha muhtemel.

Araştırmayı değerlendiren birçok bilim insanı, Venüs atmosferinde fosfin keşfedildiğine dair bilginin doğrulanması gerektiğini not düşüyor. Dahası, oldukça beklenmedik bulgunun teleskoplardan alınan veri bozukluğu veya veri işleme sürecinde yapılan bir hatadan kaynaklanmış olabileceğini düşünüyorlar.

Gezegen Bilimi Enstitüsü’nden David Grinspoon, “Bu son derece heyecan verici ve ilk yapmamız gereken sonucun gerçek olup olmadığını anlamak… Birisi daha önce yapılmamış sıradışı bir gözlem yaparsa, burada bir şeyleri yanlış yapıp yapmadıkları düşüncesi doğar” dedi.

Öte yandan, Venüs atmosferinde gerçekten fosfin varsa, iki heyecan verici olasılık karşımıza çıkacak: Dünya dışı yaşam formları ustaca fosfor ve hidrojen atomlarını birbirine bağlamayı başarıyor veya alışık olmadığımız bir kimyasal süreç yaşamın var olmadığı bir ortamda fosfin ortaya çıkarıyor.

Cehennemde Yaşam Olasılığı

Güneş’in karşısındaki ikinci gezegeni temsil eden Venüs, uzun bir süre Dünya’nın “kayıp ikizi” olarak kabul edildi desek yanlış bir ifade olmaz. Bilim insanları tarafından elde edilen veriler ışığında hazırlanan simülasyonlar, Venüs’ün bir zamanlar Mars gibi Dünya’ya benzediğini ancak güçlü yıldız fırtılarına maruz kalarak tanınmayacak bir hale gediğini ortaya koymuştu.

Neredeyse Dünya ile aynı boyutta olan Venüs, benzer bir çekim kuvveti ve fiziksel yapıya sahip. İnsanlık onlarca yıl boyunca Venüs’ün okyanuslara sahip olduğunu, yeşil alanların geniş alan kapladığı ve çeşitli ekosositemlere ev sahipliği yaptığını düşünmüştü. Ancak, Venüs’ün “ikinci vaha” olduğu düşüncesi uzay keşfinin ilerlemesi ile boşa çıktı.

Tersine, Venüs’e ayak basmak isteyecek bir insanın çeşitli şekillerde yaşanacak ölümden başka bir şey bulamayacağı anlaşıldı. Yüzeyindeki sıcaklığın 482 dereceye çıktığı, 105 kilometre kalınlığındaki sis ve bulut tabakasının atmosferini kapladığı, basıncın Dünya’dakinin 90 katı olduğu bir gezegende nasıl yaşam olabilirdi? Sülfirik asit bulutlarıyla kaplı, atmosferi CO2 dolu bir gezegen insanlar için kısa ve acı dolu bir son anlamına gelirken, herhangi bir bakterinin hayatta kalma olasılığı çok düşük kabul ediliyordu.

Yine de, bilim insanları 60 sene boyunca şartların biraz daha kabul edilebilir olduğu Venüs bulutlarında yaşam olabileceği umudunu kaybetmedi.

Her ne kadar asit ile dolu olsalar da, Venüs bulutları temel yaşam girdilerini de barındırıyor: Güneş ışını, su ve organik moleküller. Bulut tabakasının orta katmanlarında, sıcaklık ve basıncın Dünya benzeri olduğu biliniyor. Wesleyan Üniversitesi’nden gezegen bilimci Martha Gilmore, “Kısa kollu tişört giyilecek bir hava sunduğu gibi yenecek birçok lezzetli şey var” diyor söz konusu katman için. Yiyecek olarak bahsettiği, Venüs’ün havasında yer alan ve mikropların metabolik faaliyetlerinde yer alabilecek moleküller.

[kaynak: cronodon]

Venüs üzerindeki geçmiş yıllara ait gözlemler, gezegenin atmosferindeki bazı bölgelerin sanılandan daha fazla morötesi ışık emdiğini ortaya koydu. Bu beklenmedik durumun “havadaki mikroplardan” kaynaklanıyor olabileceği düşünülmüştü. Her ne kadar bu durum daha çok sülfür içeren bileşenlerden kaynaklanıyor olsa da, bilim insanları uzun süre “havada yaşayan Venüslüler” olasılığı rafa kaldırmadı. Havadaki mikropların sülfür bileşenlerini kullanıyor olabileceği, bulutlarda kalıcı olarak dolandıkları, hatta belli irtifalarda yaşam döngüleri oluşturabildikleri gibi düşünceler öne sürüldü.

1990’ların ortalarından bu yana Venüs’ün bulutlarında yaşam oluşma olasılığını değerlendiren Grinspoon, “Bunun hakkında ilk kez konuşmaya başladığımda çok fazla direniş ile karşılaştım. Sebebi, yaşamın oluşmasını öngördüğümüz yerin fazlasıyla asidik olmasıydı” dedi.

Dünya’daki yaşamın bize en iyi öğrettiği şeylerden biri, canlıların en derin ve kuytu köşelerde bile var olabileceği. Volkanların içinde ve dünyanın en derin noktasında bile yaşamın var olduğunu ortaya çıkarmayı başardık. Hatta, mikropların bulut parçacıkları içinde bulunabileceğini de gördük. Dahası, Dünya’daki bulutlar gün içinde oluşup kaybolsa da, Venüs’ün bulutları kalıcı yaşam döngülerine izin verecek kalıcığa sahip. Grinspoon, “Venüs’te bu birikinti asla kurumaz… Bulutlar sürekli, kalın ve küreseldir” diyor.

[kaynak: universetoday]

Venüs bugün kızaran bir gezegen olsa da, bir zamanlar okyanus barındırdığına dair de izler bulundu. Milyarlarca yıl öncesinde Dünya’ya benzeyen gezege, atmosferinin sera gazları ile hapsolduğu iklim değişikliği sürecinde tanınmaz hale geldi. Bu süreçte, yüzeyde hayat bulamayan bakterilerin, bulutlara taşınmış olması mümkün mü?

NASA’dan astrobiyolog Penelope Boston, “Venüs’teki olası yaşam, erken biyosferin bir kalıntısı olabilir” ifadesini kullanıyır. Dünya’daki en umulmadık yerlerde yaşayan mikroplar üzerinde uzmanlaşan Boston, Venüs bulutlarındaki yaşam konusunda şüpheli: “Bana göre orası harap olmuş bir cehennem çukuru. Antik zamanlardan kalan bir yaşam izi bize ne kadar yardım edebilir?”

Pioneer uzay aracı tarafından 5 Şubat 1979’da çekilen fotoğraf Venüs’ün kalın bulutlarını gösteriyor. [NASA]

Yaşamın Ölümcü Gazı

Cardiff Üniversitesi’nden Jane Greaves ve meslektaşları, Haziran 2017’de James Clerk Maxwell Teleskobu’nu kullanarak Venüs’e gözlemledi. Hawaii’deki Mauna Kea (ölü) yanardağının tepesindeki teleskop, gökyüzünü radyo dalgaboylarında tarıyor. Greaves ve ekibi, biyolojik kökene sahip olabilecek nadir gaz ve molekülleri incelerken, fosfin gazına işaret eden sinyaller tespit ettiler. Yani üç hidrojen ve tek bir fosfor atomu ile ortaya çıkan piramit görünümlü molekül.

Kısa bir süre sonra, Greaves yıllarını fosfinin Dünya dışı yaşam işareti olup olamayacağı konusunda kafa patlatarak geçiren Sousa-Silva ile temas kurdu. Silva, her ne kadar bu gaz Dünya’da oksijene bağımlı olan tüm canlılar için öldürücü olsa da, fosfinin yaşamın işaretini taşıyan sinyallerden biri olabileceğine kanı getirmişti.

[kaynak: nasa]

Silva, “Fosfinin dünyadaki dehşet verici doğası beni büyülemişti… Fosfin bir ölüm makinesi… Aynı zamanda ölümün işaretçisi olduğu için romantik bir biyo-işaretleyici olduğu söylenebilir” dedi.

Greaves, Sousa-Silva ve diğer bilim insanları 2019 yılında fosfin üzerinde yaptıkları gözlemin devamını ALMA teleskobu ile devam ettirdi. Şili’nin Atacama Çölü’nde, insan kaynaklı ışık kirliliğinin en düşük olduğu noktada yer alan ALMA gözlemevi, Mauna Kea’nın zirvesinden daha hassas bir ölçüm yapılmasına olanak veriyor. Gökyüzünü radyo frekanslarında tarayan ALMA, Venüs atmosferindeki fosfin molekülleri tarafından yayılan veya emilen enerjiyi tespit edebilecek kapasiteye sahip.

Araştırma ekibi, fosfin izine rastladı. Hatta, bilim insanları gazın varlığını Venüs’ün ekvator enlemlerine kadar tespit etti. Fosfinin izi, yerden 52-60 km yükselikte bulunmuştu. Söz konusu bölge, yaşamın oluşması için sıcaklığın ve basıncın çok yüksek olmadığı orta katmanların ta kendisiydi. Alınan sinyalleri analiz ederek, fosfinin yoğunluğunun milyarda 20 parçacık olduğu hesaplandı. Başka bir ifadeyle, Dünya’da bulduğumuzdan 1,000 kat daha fazlaydı.

Güneş Sistemi’nin dış bölgelerinde, fosfin Jüpiter ve Satürn’ün iç bölgelerinde üretiliyor. Her iki devin çekirdeklerine yakın bölgede, molekülün ortaya çıkmasını sağlayacak sıcaklık ve basıncın çok yüksek olduğu noktalarda fosfin üretilebiliyor. Ancak sıcaklık ve basıncın çok daha düşük olduğu kayalık gezegenlerde, yaşam söz konusu olmadan fosfinin ortaya çıkması öngörülmüyor. Kısaca, eğer Venüs’te fosfin varlığını ortaya koyan en son gözlemler doğru ise bir şeyler molekülü Venüs atmosferinde sürekli üretiyor olmalı.

Sousa-Silva, “Yaşam, moleküllerin yapımında enerji sunan tek şeydir… Aksi takdirde, evrende kimya sadece enerji şartları sağlıyorsa yaşanır” ifadesini kullandı.

Berlin Teknik Üniversitesi’nden astrobiyolog Dirk Schulze-Makuch, fosfin için biyolojik bir tanımın geçerli olduğuna inanıyor. Ancak bilinmeyen jeolojik veya ışık ile tetiklenen kimyasal reaksiyonların gerekli sinyal için yeterli olup olmayacağı konusunda emin değil. Schulze-Makuch, “Venüs halen bilinmeyen bir gezegen… Anlamadığımız birçok şey var” dedi.

En son araştırmadan sorumlu ekip, fosfinin Venüs’te biyolojik süreçler olmadan var olup olamayacağını doğrulamak zorunda. Akla gelen senaryolar arasında Venüs’teki volkanik faaliyetler, yoğun yıldırımlar, tektonik tabakaların sürtüşmsi, bizmut yağmurları veya kozmik tozlar gibi etkenler yer alıyor. Araştırma ekibinin hesaplamalarına göre, bu etkenlerin hiçbiri molekülü tespit edildiği yoğunlukta üretemez.

Sousa-Silva, “Yaşam olsun olmasın, gerçekten egzotik bir mekanizma olması gerekiyor… Tuhaf bir şeyler yaşanıyor” yorumunda bulunuyor.

[ISAS/JAXA]

Venüs’e Geri Dönüş

ALMA gözlemevinden John Carpenter, fosfin gözlemlerinin gerçek olduğu konusunda halen şüpheli. Alınan sinyaller cılız olduğu gibi araştırmacıların teleskoplardan elde edilen verileri titiz bir süreçte bir araya getirmesi gerekiyor. Carpenter’a göre, bugüne kadar gerçekleştirilen veri işleme süreçleri fosfin ile aynı frekansta yapay bir sinyal ortaya çıkarmış olabilir. Aynı zamanda, standart uzaktan moleküler tanımlamanın aynı molekül için birçok parmak izi toplanmasına dayandığını belirtiyor. Bu parmak izleri, elektromanyetik spektrumda farklı frekanslarda beliriyor. Bu inceleme, fosfin ile henüz gerçekleştirilmemiş bir süreç.

Carpenter, “Sinyali tanımlamak için doğru adımları attılar, ancak doğru olduğuna ikna olmuş değilim… Eğer gerçekse, bu çok etkileyici bir sonuç ancak devamı getirilerek doğrulanması gerekiyor.”

Sousa-Silva, araştırma ekibinin diğer dalgaboylarında ek parmak izleri bularak fosfin varlığını doğrulaması gerektiğini ifade ediyor. Geçmişte kendisi ve meslektaşları NASA’nın uçağa monte edilmiş Kızılötesi Astronomi için Stratosferik Gözlemevi ile inceleme yapmayı istediler. Ancak koronavirüs araya girdi ve planlar askıya alındı.

Sousa-Silva, “İstediğimiz delili elde edemememiz hayal kırıklığı yaratıyor” diyor.

Yine de, Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden gezegen bilimci Sanjay Limaye, yapılan keşfin devamını getirmek adına heyecan verici olduğunu söylüyor. Tercihi, daha yakın bir gözlem noktası seçilmesi. Limaye, “Venüs’ün atmosferinde tuhaf bir şeyler olduğunu düşünmek heyecan verici ancak bu egzotik kimya mı yoksa yaşam mı? Bunu araştırmalı ve ortaya çıkarmalıyız” diyor.

Fosfinin belli-belirsiz keşfi, Venüs’e çok geç kalmış yeni bir ziyaretin yapılmasını teşvik edebilir. NASA’nın dumanaltı gezegene en son bir keşif aracı gönderdiği tarih 1989’du. Schulze-Makuch ise gezegenin bulutlarından örnek alarak Dünya’ya dönecek bir numune toplama görevinin yapılabilir olduğuna inanıyor.

Wesleyan Üniversitesi tarafından öne sürülen çoklu keşif aracı konsepti, çok sayıda yörünge aracı ve Venüs’ün atmosferini yakından inceleyecek bir balon içeriyor. Söz konusu görev, önümüzdeki 10 yıl içinde hayata geçebilir.

Daha yakın tarihte ise Venüs’ün derin atmosferini inceleyecek DAVINCI+ görevi öne çıkıyor. NASA’nın Discovery programında dört finalistten biri olan DAVINCI+, 2020’li yıllarda hayata geçebilir.

Wesleyan Üniversitesi’ndeki projede yer alan Gilmore, “Venüs çok karmaşık, büyüleyici bir sistem ve onu anlamıyoruz. Aynı zamanda bir başka Dünya. Muhtemelen milyarlarca yıl boyunca bir okyanusa sahip oldu ve halen orada. Sadece gitmemiz gerekiyor… Şu anda Venüs’ün atmosferine gidebilecek teknolojiye sahibiz. Bu yapılabilir” diyor.

NASA, Venüs yüzeyinde dokuz güne kadar aktif kalabilecek donanım teknolojisi geliştirildiğini yıllar önce açıklamıştı…